28 Aralık 2008 Pazar

Z

Ayna var. Görebiliyorum. Kendimi değil, onu. Aynanın karşısında. Bakıyor. Bana değil, kendine. Ne düşündüğünü artık biliyorum. Kendine hayranlık duyuyor. Gerçekten mi yoksa kendisini kandırmaktan hoşlandığı için mi, çoğu zaman ayırt edemezsiniz. Gerçek olanlar kendisi üzerine kurduğu katmanların altında kalmıştır. Katman katman inşa edilmiş bir ego, yıllar içinde. Şimdi kendisini seviyor sadece, başka hiç kimseyi sevemeyeceği kadar. Başkalarını sevmek istemiyor artık, zihninde görüntülerini çürütüyor hemen, hatıralarına kötü zamanlarını kaydediyor sadece. Bunu fark etmek hiçbir şey kazandırmıyor size, hep eliniz kolunuz bağlı onun karşısında. Bir tek izleyebilirsiniz, kendisini izlemesini izleyebilirsiniz.

Gerçekten güzel. Herhangi bir insan kadar güzel aslında. Ona sorduğunuzda, galiba, dünyanın en güzel yaratığı. Bana sorarsanız da dünyanın en güzel yaratığı, ama gerçekten güzel olmasının ötesinde. Ona karşı zaafım var, aşk denileninden, tarafsız olamam. Her ne kadar o benim en kötü görüntülerimi biriktiriyor olsa da, tıpkı diğerlerininkilerin gibi, ben onun bütün güzel görüntülerini biriktiriyorum. Kötüleri siliyorum zihnimden, en azından silmeye çalışıyorum. Bir sabah uyandığımda hala uyuyan yüzünü izlerken dikkatime yakalanan hücrelerini silmeye çalışıyorum mesela. Beni başından atmaya çalıştığı zamanlarda çarpıttığı ifadelerini de. Onun kadar başarılı değilim, hafızam silme yeteneğini pek geliştirememiş. Ekşiliğim ve huzursuzluğum hafızamdan mı kaynaklanıyor, kaç kere sordum kendime, ayna karşısında. Ama şimdi aynanın karşısında olan ben değilim. O.

Onu anlatabilirdim size. Onu tarif etmeye çalışırdım, göstermediği gözlerini, kayıp dudaklarını, en mahrem anlarımızda bile sakladığını fark ettiğim bedenini. Parmaklarımın her seferinde ne yapıp edip bulduğu tenini. Farkındayım nafile, o kendisini sadece kendisine saklıyor. Nerede olduğunu henüz bulamadım. Bulsam bile oraya davet edilmem asla, işgalci olmaktan da sıkıldım artık. İşgalci olmaktan hepimizin sıkılması gerekiyor. Ne kadar zor olsa da mülkiyetlerimizden kurtulmalıyız. Ancak o zaman kendimizi başkalarına verebiliriz, başkalarıyla birlikler oluşturabiliriz, serbest dolaşım cennetine ulaşabiliriz. Şimdilik çok azımız teslim oldu, üzerindekileri attı. Ben henüz onlardan değilim, ama uğraşıyorum. O onlardan biri hiç olamayacak, artık.

Aynaya baktığınızda en yakın görüntünüzü görürsünüz, gülümsersiniz karşılıklı. Konuşmanıza gerek yoktur, sözlerle kurulamayan bir uyum kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Asla zarar görmeyeceğiniz bilirsiniz, güven hiç zorlamadan kurulmuştur. Steril bir güven. Kötülüğün karşıdan değil, olsa olsa kendinizden geldiğini bildiğiniz bir güven. Yalıtılmış bir güven. En yalın halinizi gösterirsiniz karşınızdakine, kusurlarınız bile yoktur, en azından karşınızdakiyle karşılaştırdığınızda hiçbiriniz üstün gelmez. Kıyas kabul etmez bir ilişki kurulur hemen aranızda. Mutlu olursunuz, geri kalanları, dünyayı dışarı atarsınız hemen. Mutluluktan sarhoş olabilseydiniz, keşke, aynadaki dostunuzla, sevgilinizle, kendinizle hemen dansa başlardınız.

Kaç kere söyledim ona hatırlamıyorum. Ben senin zihnindeyim. İstemediğinde yok olurum. İnanmadı bana. Israr ettiğimi düşündü. Her seferinde bir tuzak kurduğumu sandı. Belki de haklıydı. Bana baktığı sürece ona ısrar ettim hep. Israrla ben de baktım ona. O baktıkça ben de baktım. Hiçbir zaman ondan önce gözlerimi ayırmadım ondan. Sıkılmasını bekledim, usanmasını, kendisinin gitmesini. Ayıp olurdu ondan önce ayrılmam. Hep terk edildim diyebiliriz kısaca. Geride kalan hep ben oldum. Özgür olan oydu, bağımlı olan ben. Kalabalıklara karışan o, gittikçe yalnızlaşan ben. Yine de bana aşık olduğunu hissedebiliyordum. Baktıkça büyüyen bir aşk.

[Daha önceden Otium adlı başka bir blogda yayımlanmıştı. Haziran '04'te.]

1 yorum:

Erhun Geyisi dedi ki...

Bunları yayınlamak için benden izin alman gerekiyordu Mert. Sanıyorum Google'dan sonra sana ikinci darbeyi ben vuracağım. Seni, Otium'a ait yazıları izinsiz yayınlamaktan mahkemeye veriyorum. Bunun sonu da Ergenekon'a varmazsa şerefsizim.