Bön bön bakıyorum. Eblehlik geldi üzerime. İçim boşalmış gibi. Neşem yok. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Daha kendime gelemedim ama gelmek de istemiyorum galiba.
İsteksizlik Vakfı’na yaptım bağışlarımı.
Zihnimdeki bağlantıların saçmalığını ortaya çıkartırsam nasıl yorumlanırım? İfadelerimden asın beni. İnsan asmayı bıraktılar mı? Asılacak adam çocukluğundan belli olur mu? Zihnimin saçmalıklarının biriktiği sektörünü temizlemeliyim belki de. Zihin temizliği mümkün olabilir mi? Mağazadan sakal şampuanı alır gibi zihin şampuanı da alır mıyım? Alabilir miyim? Alınabilir miyim? “Çok alıngansın.” Bugün boykot var, alınmam hoş karşılanmayabilir.
Val Kilmer ölmüş, 65 yaşındaymış. Son yıllarda gırtlak kanserinden mustaripmiş. “Break on through to the other side.” Çocukluğumun ve gençliğimin güzel adamlarından. Karakteri nasıldı bilmem elbette. Sinemada yıldızlaşan aktörlerin vahşi hayatları biz izleyiciler için önem taşımalı mıydı? İyi oyunculuk mu beklenmeliydi iyi insanlık mı? Yıldız beklenmemeliydi belki de. Yıldızsız filmler...
Ayrıştırılamayan yazılar. Yazıldıktan sonra hızla yazılmamış oluyorlar sanki. Yine de yakalanıp ifadeye dönüşmüş düşünceler. Beynimin labirentlerinde uzadıkça uzuyorlar ama aynı zamanda pat diye kesilip atılmışlar ortaya. Ortalıkta ifade zerresi bile kalmasın lütfen.
Sağlıksızlıklardan bahsediyordum dün bir ara. Her birimizde kendine özgü tezahür eder sağlıksızlık. Her birimizin bedenindeki bozulmalar kendine özgü olacaktır, sebepleri aynı olsa bile.
Aklımız mı bozuluyor ruhumuz mu hastalanıyor? Mental rahatsızlıklar, ruh ve sinir hastalıkları, akıl hâlleri... Sapıtıyor muyum, dengemi mi kaybediyorum, dayanamıyor muyum?
Durmadan mı duraksayarak mı konuşmalıyım?
Sere serpe, ulu orta, herkesin gözü önünde... Bozulduğumu, sapıttığımı, sinir krizi geçirdiğimi başkaları gördüğünde.
Aklıselimi tekrar bulmalı, tesis etmeli, sağlamalıyım.
Kahve içerek zihnimi açmaya çalışıyorum. Yazarak da zihnimde birikenleri kaldırmaya uğraşıyorum. Kimi heveslerin yıkıntıları, kimi deneyimlerin molozları, kimi yazıklanmaların atıkları zihnimin giderlerini tıkamış.
Usanç bastı. Sözcüklerin oyunundaki büründüğü biçimleri beni rahatlatmıyor. Dilimi alengirli döndürmeye çalışıyorum. Artistik yapıyorum, ne olmuş! Toplumda aktive olmuş o bıçkın azgın adamları zihnimden defedeyim bari. Sırıtkan küfürbazlıklarıyla, tatar barbarlıklarıyla, sarkık bıyıklarıyla zihnimde belirenlerin kaynağı kendi yetiştiğim yerdeki sokaklar mı, yoksa çeşitli medya temsillerinde efsaneleşmiş ya da klişeleşmiş hâlleri mi? Zihnimde zaman zaman beliren görüntüler bize terör salsın diye yapılan yayınlardan gelmiyor mu? Korkuluk teşkilatları...
Barbarları medenilere karşı kullanmayı tercih edenler. Yol yordam bilmeyenleri uygarların arasına salanlar. İşgal kuvvetleri, sığınmacılar, turistler. Yabandan gelenler, yabancılık çekenler.
Cihazlardan edindiğim karmakarışık enformasyon zihnimi dolduruyor, önemli enformasyonun yerine önemsizler yerleşiyor, saçmalıklar kalıveriyor geride. Neleri unutacağım zamanla, öngörebilir miyim? Kendimi inceleyen gözüm mü, zihnim mi, hafızam mı?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder