5 Haziran 2026 Cuma

18.02.2026, 00:40.

İnsomniya notları. Uyuyamadığımda oyun oynar gibi yazdıklarım. Bilincimi kapatmamı engelleyen kahvenin bünyeden çıkmasını bilincimi yazarak tüketerek mümkün kılmaya uğraşıyorum.

Medyacılık oyunlarını ciddiye aldım. Sanki tam teşekküllü bir medya kurumunda ciddi işler yaptım sandım. Halbuki kafası zamanından önce kocaman olmuş, bilmiş bir çocuk kaldım. Bütün bu saçmalıkları uykumdan çalıp yazdım.

İnsomniya Efendi derdi Uzun İhsan Efendi geceleri yatağından dirilen karanlık ikizine. Yaşanacakları yazdığını rivayet ederdi. Her sabah masasında rast geldiği notlara göre tanzim ederdi gündelik devinimlerini.

Bu çağ hepimizin aynı anda kaleme geldiği çağ. Romantiklerden modernlere, realistlerden gotiklere, fantastiklerden postmodernlere, köy, taşra, metropol demeden her yerden taşan, kadın, erkek, hünsa demeden yazan, sağcı, solcu, popçu, topçu olup olmadığını ayırt etmeyen, ağzı olduğu için açıp dili olduğu için konuşanlar gibi cihazı olduğu için yazanlarla doldurduk ortalığı.

Birbirimizi okuyup okumamamız o kadar da mühim değil. Yazdıklarımızı makineler okuyup yeniden yazacaklar. Makinelere üfleyen kuşak olacağız. Bizim yazıp bıraktıklarımızla gelecek kuşakları okutup büyütecek makineler.

Kâğıtlara yazarak saklanıyorum. Ama sonra saatlerimi makineye aktararak geçiriyorum günlerce. Bazı geceler işte böyle yazı nöbetlerine tutuluyorum.

19 Mayıs 2026 Salı

22.03.2026, 17:25.


Can sıkıntısına katlanmak için kendi dilimle ince çatlaklar atıyorum ciddiliğime. Dilimi kınından usulca çıkarıyorum ve incecik espriler yapıyorum. Can yakmayan, iz bırakmayan, ancak yakalayanı etkileyen, o da hemen geçecek. Hayatın teatorasında katlanmaya çalışan bir figüranlın hinliği benimki hepitopu.


8 Nisan 2026 Çarşamba

26.04.2025, 14:40


Caz kayıtları. Caz kayıtlarından bazıları bana Julio Cortázar’ı ve Seksek romanını hatırlatıyor. Cortázar’la karşılaştığım ilk seferleri hatırlıyorum da... Beşiktaş’taki bir öğrenci evinde Aslıhan’ın kitapları arasında görmüştüm. 1996 ya da 1997 olmalı. Arkadaşlarımdan birinin Boğaziçi Üniversitesi’nin İlgiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde okuduğu bir gençliğim oldu benim. Ben daha garip bir bölümde, daha garip bir yerde okuyordum. Her birimiz sıkı okurduk o dönemde. Aslıhan daha sıkı okurdu sanırım. Akademik kariyeri oldu Aslıhan’ın her zaman. Kimi tesadüfi işleri de, duyduğum ve hatırladığım kadarıyla heyecan vericiydi: Mithat Alam Film Merkezi’nde çalışıyordu öğrenciliğinde.

Gato Barbieri ismini Lâle Müldür’ün Nova Roma’da Gece Güneşi kitabının daha ilk sayfasında gördüm ve müziğinin nasıl olduğunu araştırmaya başladım hemen. Arjantinli bir cazcıymış. Dolayısıyla Cortázar ve Seksek’i hatırlamam o kadar da garip olmasa gerek. Doksanlarda girip çıktığım mekânlarda ve öğrenci evlerinde pek caz dinlenmezdi. Ben de nadiren caz kayıtlarının peşine düşerdim o dönemde. Edebiyat ve sinema kimi albümler veya müzisyenler açısından ilham verirdi.