Bret Easton Ellis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bret Easton Ellis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2019 Salı

Piyasa Ekonomisinde Eros



E. L. James

Piyasa ekonomisinin işlediği, nelerin basılacağına ve basılmayacağına, nelerin satılıp satılmayacağına kurumların büyük ölçüde karışmadığı ülkelerde, çoksatanlar listeleri okurların tercihleri doğrultusunda belirlenir ve bu tercihler de çoğu zaman promosyon kampanyalarının başarısıyla şekillenir. Kısa vadede fırtınalar koparmak mümkündür, ancak uzun vadede bir yazarın ya da bir yapıtın tutunabilmesi, okurlar tarafından tekrar tekrar okunması, ortaya koyulan yapıtların niteliğiyle ilgilidir. O an popüler olmanız, zaman içinde popüler kalacağınız anlamına gelmez. Yine de popülerliğin tadını çıkarmaktan kendinizi alıkoymayın bu çağda, kısa bir patlama bile yeterli tatmini sağlayacaktır.

Bir süredir böylesi bir popülerliğin tadını çıkarmakta olan bir kadın var: E. L. James müstear adını kullanan, 1963 doğumlu bir İngiliz. Fifty Shades of Grey ile başlayan bir üçleme ile, 2010’ların başında fenomen haline geldi. Yaz başında ülkemizde de, basında ve sosyal medyada yer alan haberlerin etkisiyle, fenomeni yabancı yayınlar satan kitabevlerinde hissetmek mümkün oldu. Üstünkörü bir inceleme yapmadan, bu üçlemenin ne hakkında olduğunu tahmin etmek isteseniz, fantastik edebiyat, vampir edebiyatı ya da polisiye diyebilirdiniz; ancak Fifty Shades kitapları, pek de incelikli olmayan bir şekilde, erotik edebiyatın temsilcisi. Üstelik kadın ve erkek arasındaki hükümranlık ilişkileri, sado/mazo cinsel varyeteler, aşk ve tutku üzerine ortodoks, pek de ifşa barındırmayan, fantezi yapıtları. Ortada pek bir Sade ya da Anais Nin veya Henry Miller aramayın; O’nun Öyküsü’nün tek eşli versiyonu, belki.

Aslında incelikli bir promosyon kampanyasının alelade bir metni nasıl çok sattırabileceğinin iyi bir örneği olarak incelenmeli, Fifty Shades yapıtları. Başlangıçta yazarı, gündelik hayatının sıkıntılarından, iki çocuklu evliliğinin baskılarından bir ölçüde uzak durmak için, kendi bilgisayarında zevkine yazmaya başlamış. Geçtiğimiz yılların popüler vampir fenomeni Alacakaranlık serisinin karakterlerini ödünç alarak, diğer Alacakaranlık okurlarıyla paylaştığı bir metin kurgulamış ve internette bu metni fan fiction kapsamında bulmak mümkün. Bir fenomenin okuru olmak diğer okurlarla dirsek temasında bulunmak, Londralı anneye büyük bir fırsat sunar. Yazdığı metni, uluslararası telif hakları doğrultusunda sıkıntı çıkartmayacak bir biçimde yeniden şekillendirip, basmayı kabul eden sıradan bir yayınevinden yayımlatır.

Alacakaranlık okurlarının desteğini aldığından, kitabın okuruyla yayınevinin kapısını çalmış sayabiliriz. Kitap 2011’de basıldıktan sonra promosyon çalışmaları kapsamında yazılar çıkmaya başlar, ama asıl vurgunu günümüzün e-kitap koşullarına özgü bir enflasyonla yapar: Fiziksel kopyasının raflarda beklediği günlerde, bir anda dijital listelerde başa oynayacak kadar ilgi çekmeye başlayarak çoksatar damgasını hak eder. Ardından günümüzün edebiyat/reklam mekanizması çalışır ve bir kadınla erkek arasında kurulan ilişkiyi detaylarıyla anlatan bu yapıt, romantik anlatıların erotik versiyonu olarak dünyanın her tarafında piyasaya sürülür. Hemen film haklarının satıldığı, hatta senaristinin kitabın esin kaynaklarından kabul edebileceğimiz Amerikan Sapığı’nın yazarı Bret Easton Ellis olacağı, başrollerinde okurların istediği kişilerin seçileceği vs. gibi sonradan çürüyen haberlerle (mesela Ellis çok istese de, projede yer almamaktadır artık) promosyona devam edilir. Sonuç olarak, bugün 40'a yakın ülkeye hakları satılmış, şimdilik kırk milyon nüshası satılmış, filme aktarılmakta olan yapıt sayesinde E. L. James, Forbes’in açıkladığı çok kazanan yazarlar listesinin bu sene olmasa da, önümüzdeki seneki ilk on adayları arasına adını yazdırır.

Peki bu fenomende pek çok eleştirmeni rahatsız eden koku nereden kaynaklanmaktadır? Muhtemelen yapıtın dilinin, üslubunun ve anlatılanların nadiren insanı şaşırtan, makul bir edebiyat okurunu kısa sürece bayacak basitlikte olması. Kitabı okurken sıkılıyorsunuz basbayağı, karakterlerin kartonlukları bir tarafınızı kesebiliyor ve usturuplu bir fantezi yapıtı olduğundan, olup bitenlere inanmakta güçlük çekebilirsiniz, ama bu inanmama iyiye alamet değil. Yazarının daha çok "istedim oldu" mantığıyla oluşturduğu bu yapıt, nitelikli okura çok az şey verecektir. Üstelik hiçbir radikal kırılmaya uğratmadan, meydan okumadan ve yaygın erkek/kadın kabullerini neredeyse olumlayarak oluşturulan bir pembe roman okuduğunuzu anlayacaksınızdır.

Yazıya girerken vurguladığım serbest piyasa ekonomisinde, kitabı alana ve okuyana kimse karışamaz. Ancak bu ülkede, estetik kriterleri değil de, ahlaki ve siyasi kriterleri gözeten birtakım kurumların işgüzarlıkla piyasayı düzenleme, kontrol altında tutma işlevini yerine getirmeye çabaladığı bir piyasa varmış gibi gözüktüğünden, basit bir erotik kitabın raflara düşüp düşmeyeceğini bile sorgulayabilir, tahmin etmeye çalışır hale gelmiş durumdayız açıkçası. Yakında anlarız ne olacağını...

[Eylül 2012]

7 Temmuz 2019 Pazar

Metropol Işıkları Altında Çağdaş Amerikan Edebiyatı

Amerikan edebiyatının çağdaş yazarlarına özel bir merak duyarım. Sabitfikir'deki bazı yazılarda bu yazarlardan dem vurmuştum.

Bret Easton Ellis

Ya otoyoldan ilerlerken görüyorsun devasa binaları ya da havaalanına doğru uçağın süzülürken ışıkları gözüne çarpıyor. Yaşadığın kasabaların ıssızlıklarına alışmışsın, birdenbire gözünün önünde açılan devasa metropol afallatıyor. Büyük hayallerin var. Gençliğinin tüm enerjisiyle metropolü fethetmeye niyetlisin. Üniversitede okuyacaksın, filmlerde gördüğün mahallelerde dolaşacak, hayranı olduğun insanlarla karşılaşacaksın. Güzel kızlar, yakışıklı oğlanlar, pırıltılı vitrinler, gece gündüz ışıl ışıl binalar. Metropol bekle beni diye düşünüyorsun, son kez gözünü kapatıp hırsla açmadan önce.

1980’lerin başlarında, ABD’de gözlerini metropol hırsıyla açan sayısız genç vardı. Kalkınmanın vitesi oldukça yükselmiş, kıyı metropolleri ve endüstri eyaletlerinin başkentleri dışındaki tüm bölgelerde kalabalık bir nüfus üniversite çağına yaklaşıyordu. Siyasi çalkantılar ekonomik kalkınmanın sonucuydu bir bakıma, paylaşımın nasıl yapılacağıyla ilgiliydi. Ailelerinin umutları gençler, kimisi cemaatlerinin desteğiyle, kimisi kendi başarılarıyla hatırı sayılır üniversitelere gitmek için, kasabalarında ve taşra banliyölerinde gece gündüz çalışıyorlardı. Kabul alanlar, New York’un, Massachussets’in ya da California’nın şaşaalı üniversite ve metropol hayatına dahil olacaklardı. Bu yıllarda metropoller de 20. yüzyıldan 21. yüzyıla yavaş yavaş geçiyorlardı erkenden: Devasa otoyollar ve camdan gökdelenlerle kaplanıyor, televizyon ve bilgisayar ekranları, uydu antenleri, kablolar her tarafı sarıyordu. İktidarda yeni-muhafazakarlar palazlanıyor, ülkenin içlerinden kıyılarına doğru yayılıyordu. İşte bu koşullarda, Amerikan edebiyatı metropol kültürüne uyum sağlamaya çalışan hırslı gençleri –yuppie'ler– ele alan romanların ilk örneklerini vermeye başlamıştı.

Parlak ışıklar, büyük şehir


1984 yılında yayımlanır Bright Lights, Big City. New York’a taşınmış, parlak bir edebiyatçı olma hayaline tutunmaya çalışan, önemli bir dergide düzeltmen olarak çalışan Ortabatılı genç bir erkeğin kokain, cinsellik ve şatafatla dolu partilerden mürekkep gece hayatı esnasında geçmişini ve ailesini düşünmesi, mütevazı yaşamı ve evlenecek birini aramasını anlatır. Yazarı Jay McInerney, edebiyat çevrelerinin beklediği genç yıldız adayıdır ve bugün bakıldığında oldukça basit kabul edilebilecek, 1988’de filme de alınan romanıyla, yeni bir edebiyat tarzının öncülüğünü yapar. Şehrin kulüplerinde, bankacı dostuyla dolaşarak bulabildikleri tüm kızlarla ilişki kurmaya çalışmaktan usanmış, eşiğinde bulunduğu başarının bir türlü gelmemesiyle özgüveni sarsılmış, bastırmaya çalıştığı geçmişi durmadan yüzeye çıkarak kullandığı katkı maddelerinin etkisiyle yarattığı pembe hayatı zehretmeye başlayan ana karakter, o günden bugüne edebiyatta ve sinemada bir prototip haline gelmiş; hatta Fransa’dan Beigbeder’de bile yankısını bulmuştur.

Amerikan yazın endüstrisi McInerney’in ardından peşi sıra birtakım benzer gençleri aramaya başladılar. Bunlardan en ünlüsü, Kaliforniyalı Bret Easton Ellis’ti. 1985 yılında ilk romanı Sıfırdan Az’da bu sefer doğma büyüme şatafatlı hayat süren gençlerin kaleme alındığını görürüz. Görkemli ve liberal hayat tarzlarıyla, Hollywood gibi kültür endüstrileriyle kendine özgü bir diyar haline gelmiş Kaliforniya’daki lüks banliyölerinde, altlarında arabaları, ceplerinde uyarıcıları ve keyif vericileri, ruhlarında büyüme sıkıntıları ve cinsel kararsızlıklarıyla dolanan bu gençlerin New York muadili de Tama Janowitz’in yapıtlarında, özellikle New York Köleleri’nde yer alıyordu. Ellis ve Janowitz 1987 yılındaki bir Village Voice makalesinde McInerney’le eşleştiriliyor ve yeni metropol zenginliklerinin gençler üzerindeki etkilerini birinci ağızdan kaleme alan bu zeki yazarlar yüceltiliyordu.

Sıfırdan şatafata: Ahlak safrası atıldığında


Ellis, yirmi küsur yılda ekonomik şatafatın gençliğin arsızlığı ve hırsıyla birleştiğinde nasıl sonuçlar verebileceğinin kara anlatılarını istikrarlı bir biçimde sürdürdü. Amerikan Sapığı ile zirveye ulaşan Ellis’in anlatıları, McInerney’le de metinlerarası ilişkisini sürdürür, bazı Inerney karakterlerine kendi kabus metinlerinde yer verir. Şatafatın, lüks ve eğlence düşkünlüğünün, kokainle pompalanmış özgüven yanılsamasının ve ekonomik kalkınmanın ortadan kaldırdığı ahlaki temelleri özel hayatında da askıya alan hırslı gençlerin yeniyetmelik hezeyanlarından orta yaş krizlerini, her geçen yapıtında korku dozu artarak kaleme alan Ellis, son romanı Imperial Bedrooms’ta başlangıç noktasına, Sıfırdan Az’ın karakterlerine dönerek şimdilik parıltılı hayatın son ışıltılarını da ortadan kaldırmış durumda.

Amerikan kültürünün, özellikle Kaliforniya ve New York metropollerinin şatafatlı yaşantısı, yıllardır sinema ve televizyon yapıtlarıyla da gözümüzün önüne seriliyor ve hem bizi özendiriyor, hem de tedbirli olmamızı öneriyor. Amerikan edebiyatının çağdaş yapıtlarında da, metropol karşısında tedbirli olması gereken gençler hakkında yazılmaya devam ediyor: Don DeLillo, Jonathan Franzen ve David Foster Wallace gibi ustaların yapıtlarında da, Inerney ve Ellis gibi isimlerin yansıtılmasına yardımcı olduğu karakterler gani gani yer alıyor. Hangi metropol olursa olsun şatafatın arkasında yer alan pazarlıkları ve dramları yaşayarak değil de, okuyarak görmek isteyenler için, çağdaş Amerikan edebiyatına bakmak sayısız ipucu verecektir.

[Haziran 2012]