15 Ağustos 2019 Perşembe

Romancı İncelemeye Kalkışırsa


China Mieville

Kendi hayallerini yazıya aktarıp kurgulayarak roman kotarmaya alışmış bir yazarın, günün birinde, merak alanlarını açık edecek biçimde bir inceleme kitabını yazmaya kalkışmasını okur olarak nasıl değerlendireceğime bir türlü karar veremem. Yazarı “tanıdığım” ve öyle ya da böyle yapıtlarıyla ilgilendiğim için mi bu inceleme kitabına yönelirim, yoksa incelediği konuyu ben de merak ettiğim için mi okumaya başlarım, bazen kesinlikle ayrıştıramam. Bilimkurgu tarzında yazdıklarına belli bir ilgiyle yaklaştığım China Miéville’in tam da Sovyet Devrimi’nin yıldönümünde Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanan Ekim: Rus Devriminin Hikâyesi adlı kapsamlı tarih çalışmasını hangi yönden merak ettiğimi net söyleyemezdim, ta ki yakınlarda ben de son günlerde çok sayıda yayımlanan Sovyet Devrimi hakkındaki kitaplardan birinin son okuyucularından biri olmasaydım... Dolayısıyla artık merakım hakikaten çok detaylı belgelenmiş, üzerinde çalışılmış, tartışmalarıyla birlikte çok geniş literatürü olan bir konuda, ekseriyetle aklını ve hayal gücünü kullanmakla meşhur bir fantazya yazarının farklı ne yazabileceği üzerineydi.

China Miéville sadece bir bilimkurgu ya da fantastik kurgu yazarı değil. 1972 doğumlu Miéville, Cambridge’deki bir kolejden antropoloji mezunu ve London School of Economics’te Uluslararası İlişkiler bölümünden hem yüksek lisans hem de doktora derecelerini almış, sonradan doktora tezini de “Eşit Haklar Arasında: Uluslararası Hukuğun Marksist Bir Teorisi” adı altında kitaplaştırmış. Postmodern teorilerden üniversitede okurken yaka silken Miéville, tarihin açıklanmasında klasik Marksist teoriye dönmüş ve yeniden Marx’ın tezlerine yönelen akımın içinde yer alıyor. Aktivist yönü de olan Miéville, düpedüz siyaset de yapıp İngiltere’deki Sosyalist İşçiler Partisi’nin üyesi olmuş, parlamento seçimlerinde Sosyalist İttifak’tan 2001’de aday olup seçilememiş, 2013’te de partisinin liderliğini eleştirerek ayrılmış. Ayrıca küresel Sosyalist Birlik üyesi de olan Miéville, Sovyet Devrimi konusunda akademik yeteneklerini de kullanarak kalem oynatmaya ehil, işin içinde bir isim; dolayısıyla yazdıklarını şişireceğini ummuyorum, nüanslarını kişisel olarak anlamakta zorlanacağım biçimde kendi inançlarını da işin içine katacaktır, ama çalışmasının girişinde elinden geldiğince objektif olmaya verdiği söze inanmaktan başka bir şey yapamam okurken.

Perdido Sokağı İstasyonuYaraŞehir ve Şehir, Un Lun DunKrakenDemir KonseyElçilik Kentive Kral Fare; Yordam Kitap tarafından dilimize (nedense dört farklı çevirmenle) aktarılan Miéville romanları. Bilimkurguyu ve fantazyayı kendisine özgü bir biçimde kullanan Miéville, “New Weird” olarak kategorileştirilen bir akıma dahil ediliyor. Üç Arthur C. Clarke ödülü, ikişer Britanya Fantazya ve Fantazya Alanında Locus ödülleri olan Miéville’in Zindan ve Ejderha merakı da çok fazla, hatta Pathfinder RPG oyununa Beş Krallığın Rehberi adlı bir oyun elkitabı da yazmış, Perdido Sokağı İstasyonu’nun daha sonradan Zindan ve Ejderha’nın yeni oyun kitaplarında oyunu geliştirenlere ilham verdiği de söyleniyor, dolayısıyla yeni kuşağın fantazya maceralarını karşılıklı olarak etkileyen isimlerden biri kesinlikle Miéville.

Teknoloji, büyü, serüven, sokaklarda dolaşmak, yoldaşlık gibi temaların yapıtlarında bol bol bulunduğu yazarın Rusya’da 1917’nin Şubat’ından Kasım’ına kadar olan çifte devrimi yer yer macera romanı tadında, sokaklardaki askerlerin, işçilerin, halkın, devrimcilerin, çarlık yanlılarının, farklı siyasi partilerin manevralarını, entrikalarını da eksik etmeyerek anlatması, sanki yeni kuşağın anlayacağı bir tahayyül seviyesinden tarihi aktarma çabası gibi gözüküyor. Romanesk tabloların da betimlendiği, Tauride Sarayı, Kşesinskaya Malikanesi, Çarın treni, Kronştadt Donanma Üssü gibi farklı sahnelere bakılan, çok sayıda karakterinin devinimlerini aktaran Miéville’in metni, başlangıç olarak okurun zihnine pek çok detay serpiştirir, dönemin atmosferini iyi-kötü verirken etraflıca olup bitenleri değerlendirmek için başka yapıtlara yönelmeyi gerektiriyor. Bilimkurgudan çok fantastik yol maceralarını andıran, St. Petersburg merkezli bir Yüzüklerin Efendisi gibi okumak Ekim Devrimi’ni, benim okur zihnimin bir sapkınlığı olarak da kabul edilebilir tabii!


Bir odadan çıkmadan yapılan bir yolculuk


Bir roman yazarının kendi merakının peşinden inceleme yapmaya başlamasına bir başka örnek aramak istediğimde, yakın sayılabilecek bir tarihte Everest’ten çıkmış Geoff Dyer’ın Zona’sına, Bir Odaya Yapılan Bir Yolculuk Üzerine Bir Film Üzerine Bir Kitap’a ulaştım. Tam olarak ne yazdığını açıklamakta her zaman zorlandığım Geoff Dyer’ın romanlarıyla incelemeleri aslında birbirlerini çok andırıyor ve hiçbirinde okura yardımcı olacak netlikte yazılanları ifade etmeyi beceremiyorum. Bir tür aylak sanat sever halinde sabit kalmış bir isim sanki 1958 doğumlu Dyer: Jim Jarmusch filminden fırlamış gibi; yazmayı çok sevdiği belli, ama iddialı konular seçmek ya da etraflıca araştırmalar yapmak yerine (ki ortaya çıkarttığı sonuçlara bakınca aslında böyle yaptığını da görebiliyorum) çok basit, ufacık konular seçip kendi aklınca durmadan yoldan çıkarak, sanki dağarcığında ne bulduysa ortaya koyarcasına (savsızlık gibi gözüken) savını geliştiriyor her seferinde. D. H. Lawrence üzerine yazamadığı tezi hakkında yazdığı Bir Hışımla kitabıyla E. M. Forster ödülünü almış Dyer, cazdan John Berger’a, fotoğraftan Burning Man festivaline, Somme muharebesinden Saratoga askeri gemisine ilgilendiği çok sayıda konuda kendisine özgü deneme/inceleme kitapları yazmış, ama aynı biçimde Venedik’ten Paris’e, Veranasi’den Güney Londra’ya pek çok yerde geçen aylaklık deneyimleri barındıran romanlar da yazmış. Tarif etmekte zorlandığım Dyer’ın tüm yapıtlarında ortak olan durum, bir kere başladıktan sonra yazılanları büyük bir keyifle okumaya devam ediyorum, adeta su içmek gibi...

İşte Zona’da Dyer, Tarkovski’nin, Strugatski kardeşlerin Uzayda Piknik adlı bilimkurgu romanından uyarladığı ama çekimler esnasında bilimkurgu öğelerini tamamen attığı Stalker filmini okura sekans sekans tekrar izletiyor. Bir filmi izleme deneyiminden sinemanın büyüsüne, varoluşun sorgulanmasına, en derin arzularımızın ne olduğuna, muhtemen her okurun satır aralarında bulacağı her şeye doğru açılıyor... Belki meşhur bölgenin harabe odasında en derin arzu olarak bir köpek yerine paravanın arkasında saklanmış minik bir kedi yavrusu bulunsaydı, İz Sürücü durmadan yola koyulmak zorunda hissetmez, sevgili kedisinin yanında kalırdı bir sonraki sefere.

[Aralık 2017]

Hiç yorum yok: