17 Ocak 2009 Cumartesi

Dünyadaki Kasveti Aralamalı


Kavurucu bir gerçekle başladı, yeniden yeni bir blogda yazmaya, eski komşum. Paçoz Notlar, bu dünyada kendimizi evimizde hissedip hissedemeyeceğimizi sorguluyor. Apartman komşum, şimdi dünya komşum, her birimizin birbirinin komşusu olabileceği bir dünyayı istiyor. Peki bu karamsar ve kasvetli günlerde mümkün olabilecek mi bu?

İki gün sonra, 19 Ocak günü, iki yıl geçecek Halaskargazi Caddesi'nde Hrant Dink'in hayatına katledilmesinin üzerinden. Ülkenin karışacağını anlamıştık o gün bir kere daha acı bir şekilde. İçimizdeki tüm kurtlar ortaya dökülmeye başladı bunca zamanda. Hiç de temiz olmadığımızı, hiç de asil olmadığımızı, topluca bir çürümeden mustarip olduğumuzu, paranoyamızın artık zaptedilemediğini, adamakıllı bir tedaviye ve belki de bir kapatılmaya ihtiyaç duyduğumuz her geçen gün daha fazla gösteren semptomla karşılaşıyoruz o günden beri.

Bir kısmımız daha insancıl, daha adil, daha yaşam dolu tepkiler vermeye çalışırken, beyaz berelilerin, eski subayların, siyasetçilerin ve gazetecilerin, nedense ağızlarından tükrük, ellerinden kan saçtıklarını düşündüğüm birtakım adamların yayılmaya başladıklarını gördüm bunca zaman boyunca. Katlin, nefretin, savaşın bir hastalık olarak yayılmaya devam ettiğini. Her hücreye sızarak dönüştüren bir kanser sanki kötücüllük. Her olumlu açılıma karşı verilen reaksiyoner bir andavallık. İnsanların yeniden kabilelerini hatırladıkları, başkalarının kabilelerini göstermeye can attıkları, kabile savaşları arzuladıkları bir dönem sanki içinden geçtiğimiz. Umuda tutunmak da istemiyorum üstelik. Karamsarlığım had safhada. Kine susamışlardan gına geldi.

Harfleri bile karartıyor bu ruh hali, bu kasvet. Günbegün medyaya bakmaktan utanır hale geldim. İnsanlığı tanklarıyla, yol kenarlarına serpiştirdikleri mühimmatlarla, bebeklerin ellerine verdikleri silahlarla ya da üzerlerine yıktıkları binalarla sürdürmeye çalışanlardan utanıyorum. Yok Ergenekon, yok Ziyon, yok bilmemne... Bir öyküden ibaret olması gereken tarihi kurgular nedense alan kazanma çabasının, çıkar hırsının, kendisini eylemek için başkalarını yok etme isteğinin bahanesi ediliyor. Bu çirkinliklere karşı ne yapmak gerekiyor, düşünüp duruyorum. İşte bu duraklama tam da istenilen şey sanki. Adaletin ve yaşamın bloke edilmesi, durdurulması, kaosa sürüklenmesi... Kasvetin bir başka semptom olarak yaşam sevincimizi elimizden alması.

Kanlı bir perdenin aralanmasının üzerinden iki yıl geçmiş olacak, 19 Ocak'ta. Ortaya dökülen kurtlara rağmen yıkanmayı, arınmayı becerebilecek miyiz? Kin ve nefrete rağmen insanın diğer insanla ilişkisini soyabilecek, çıplak bırakabilecek miyiz? Tarihten, soydan soptan, öfkeden ve utançtan kurtarabilecek miyiz? İnsanların adlarının, inançlarının, dnalarının, tercihlerinin ne olduğuna bakmadan insan olduklarını, kutsal olduklarını kabul edenleri mi çoğaltacağız, yoksa gücün tükrüklerini birbirlerine saçanları mı?

Bu karamsarlığımızı nasıl gidereceğiz biz?

Hiç yorum yok: