2 Kasım 2009 Pazartesi

Kafka Geliyor Kafka!

Henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşeceği haber verilmiş olaylar karşısında ilk duyduğumuz anda büyük bir heyecan duyarız, o olayı yaşadığımızda olup biteceklerden bağımsız olarak. Örneğin U2'nun ülkeye geleceği açıklandığında, açıklanma biçimi ve konsere kadar olup biteceklerden bağımsız olarak, büyük heyecan duyulduğunu inkar edemeyiz. Benzer bir heyecanı az önce idefix'in sitesinde Haruki Murakami'nin en sevdiğim romanlarından Sahilde Kafka'nın Hüseyin Can Erkin tarafından japoncadan yapılmış çevirisinin önsipariş için tanıtıldığını öğrendiğimde yaşadım. Her ne kadar ingilizcesinden iki kez okumuş olsam da kitabı tekrar edinmek ve okumak isterim, bir de anadilimde. Tabii U2 konserine gider miyim, şimdiden bilemem.

Trivia: Kafka karga demek. Gerçekten. Dolayısıyla Sahilde Kafka'yı aldıktan sonra en iyisi Kadıköy'deki Kadife Sokakta yer alan Karga Bara gidip okumaya başlamak hoş olabilir. Kitabın Franz Kafka'yla ilintisini değil de, başkarakterinin adının Kafka Tamura olduğunu anlatabilirim bir çırpıda. 15 yaşında ve babası tarafından...

Bir anda kendime ihanet ettim. Açıkçası Murakami okurken en zevk aldığım okuma biçimi, metin hakkında hiçbir bilgi edinmeden, kitabı açıp okumaya başlamak. Yaban Koyunun İzinde'yi ingilizce çeviriden okumaya başladığım ilk andan itibaren bu zevki başka hiçbir yazarda yaşayamıyorum. Bir gün etraflıca Haruki Murakami okurluğumu yazacağım. Hatta öncesinde bir de koşu meselesine gireceğim. Ama bu akşam değil.

4 yorum:

Mert Tanaydın dedi ki...

Açıkçası bu kadar güzel bir kapak uzun zamandır görmemiştim bu ülkede yayımlanmış kitaplarda. Kıyak mı geçiyorum bilemem ama blogda açtığımda yazının köşesinde bu görseli gördüğümde keyifleniyorum. Tasarımcısı her kim ise tebrik etmek gerekir.

yıldıray dedi ki...

kitabı okumaya yeni başladım.kapakta içerikte çok iyi ya.helal murakami :)

kivanc dedi ki...

Durum çok ciddi. Matbu yayın piyasası, çok ciddi. Ben de çok ciddiyim. Abi, Shakespeare's Jedi ne? Kilo kilo D&R'da. Bir elle tutulur kitap kalmamış. Daha kötüsü bir gerçek kitap kalmamış. Yani insanlar savaş sadece Kürdistan'da sürüyor sanıyor, ama burada çok ciddi bir savaş var. Abartmıyorum ve kokusunu (matbu) yayın piyasasından alıyorsunuz. Bu kokuyu bugün ben bile alabiliyorsam durum ciddi değil, felakettir. (İstiyorsan yayımlamayabilirsin.)

kivanc dedi ki...

Yeni yorum bırakamayacağım. Bu ne ya! Resmen ortada ciddi bir hakikat sorunu oluşuyor. Hakikati gerçeklik olmadan da görebilirsiniz de gerçeklik olmadan ne yapmayı düşünüyorsunuz? Çok tipik bir 1984 fenomeni ortasındayız, sadece fakir edebiyatının yerini bolluk almış. Abicim elime Oscar Wilde'ın karısı ile ilgili kitap geçti, İngilizce ve Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi'nde. Rezillik diz boyu! Bunun macerası da hoştur. Bir şeyden kaçıyordum. En yakın arkadaşım beni sattı. İki gün evinde konaklamam kendisine çok geldi. Evsiz barksız kalmıştım ve gidecek hiçbir yerim yoktu. Ben de Boğaziçi Üniversitesi kütüphanesine sığındım. Üç gece orada konakladım, oturarak uyudum. Evden daha huzurluydu, yemin billah. Eh, öyle kolay seks işçisi olunmuyormuş kusuruma bakmasınlar. Yani elbette olunabilir, ama öyle anan baban seni evinden atınca, bütün arkadaşların Nuri Alço çıkınca pat diye seks işçisi olmuyorsun. Ulan o Nuri Alçolardan biriyle konuştum da "Ne kadar ekonomiksin!" diye ağzının suları aktı. Üç gece oturarak uyudum diyorum kardeşim, insan mısın sen! her neyse, o günlerden birinde buldum bu kitabı. Daha doğrusu De Profundis'in içinde bir şiir "To My Wife" yanlış mı hatırlıyorum acaba. Bir yandan da çok dikkatimi çekmemişti, bir yandan da merak etmiştim bu adam karısına ne diyebilir diye? Böyle bir üç gündü. Güzeldi kısacası. Eh, ne yapalım 1984 fenomeni. Biz de ayak uydurmaya çalışacağız.