<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570</id><updated>2012-02-05T04:04:56.527+02:00</updated><category term='Gelecekten haberler'/><category term='Kitapanatomi'/><category term='Bir nevi günce'/><category term='Metin uçları'/><category term='Kültür okumaları'/><category term='Altı çizilenler'/><category term='Üstünkörü'/><category term='Camera Obscura'/><category term='Lirikler'/><title type='text'>Okur Musunuz?</title><subtitle type='html'>Yazıları, kitapları, dergileri, gazeteleri, fotoğrafları, resimleri, filmleri, müzikleri, sanatı, insanları, hayvanları, davranışları, duyguları, zihinleri, rüyaları, hayatı...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>96</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1885715207717157557</id><published>2010-11-15T18:29:00.002+02:00</published><updated>2010-11-15T18:41:18.139+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Kiralık Kalemler...</title><content type='html'>Yazının profesyonelleri. Sipariş üzerine her türlü yazıyı yazabilecek, yazının Leonları. Metin yazarları. İhtiyaç duyulan metin sipariş verilir ve bu profesyonel metin yazarı o metni yazar. Sözlerinin kimi nerede ne zaman vuracağı bilinmez. Kişisel bir arzuyla yapmıyordur o işi, sadece işvereninin talebini karşılıyordur. Yazabildiği için yazıyordur kimi zaman. Madem yazabiliyorum, o zaman bundan çıkar sağlamalıyım. Ne de olsa bugün her eylemimizden, her birikimimizden, her yeteneğimizden bir kazanç sağlamak zorundayız, değil mi? Koşullar neyimiz var neyimiz yoksa pazara çıkarmamızı, satılık hale getirmemizi gerektiriyor, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de zaman zaman kiralık kalem olmuşumdur. Becerebildiğimi sanmıyorum. Ne zaman sipariş üzerine bir yazı yazmaya kalksam, kalakalıyorum. Olmuyor, bir türlü benden beklenen yazıyı yazamıyorum. Altı bin vuruş bekleniyor benden, ite kaka dört bin vuruş çıkıyor. Öyle çok kötü niyetlerle yazılmış yazılardan bahsetmiyorum üstelik, kimi zaman bir kitabın tanıtım metni, kimi zaman bir kataloğun metni. Öyle yalanlarla, dolanlarla, hakaretlerle ilişkili, koyu bir katillik yapmıyorum yani. Ama olmuyor işte, bu basitlikte bile yazamıyorum bana sipariş verilmiş metinleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki her gün yazmakla övünürüm eş dost arasında. Dili kendimce fena kullanmam, kalemle olsun, klavyeyle olsun yazma eyleminden keyif alırım. Yazmaya koyulduğumda neredeyse cinsel bir haz alırım, ruhumu yatıştırırım; ama kiralık kalem olduğumda, yazdığıma inanmadığımda, âşık olamadığımda yazdığıma o zaman yazmak zul olur, azap çekerim, gözüm tavana dikili, inançsız bir şekilde mırıldanırım yazdıklarımı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1885715207717157557?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1885715207717157557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1885715207717157557' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1885715207717157557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1885715207717157557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2010/11/kiralk-kalemler.html' title='Kiralık Kalemler...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-266777689551480236</id><published>2010-11-07T22:27:00.003+02:00</published><updated>2010-11-07T22:52:08.316+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitapanatomi'/><title type='text'>Ben yazmayalı yazılanlardan...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://27.media.tumblr.com/ZXWEjgG0Pljs2wymd83UDoiUo1_500.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://27.media.tumblr.com/ZXWEjgG0Pljs2wymd83UDoiUo1_500.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Michel Houellebecq ve Iggy Pop,&lt;br /&gt;fotoğrafı çeken de Frédéric Beigbeder'miş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ben yazıyla, blogla ilgilenmeyeli hem Paul Auster hem de Philip Roth yeni romanlar yayımlattılar. &lt;a href="http://www.amazon.com/Sunset-Park-Novel-Paul-Auster/dp/0805092862"&gt;Sunset Park&lt;/a&gt; Auster'inki, &lt;a href="http://www.amazon.com/Nemesis-Philip-Roth/dp/0547318359/ref=sr_1_1?s=books&amp;amp;ie=UTF8&amp;amp;qid=1289161774&amp;amp;sr=1-1"&gt;Nemesis&lt;/a&gt; Roth'unki. Böyle bir üretkenlik, şaşırtıyor tabii benim gibi kafası karışık, ne yapacağını kararlaştırmaya çalışması yapacağından katbekat daha fazla zaman alan adamları. Nasıl bir tezgah anlayışları var, nasıl üretiyorlar merak ediyorum. Auster böyle değildi bir zamanlar, en azından enerjisini sinemaya veriyor, akademisyenlik ve çevirmenlikle de uğraşıyordu, dolayısıyla yapıtlarının arasında birkaç sene olabiliyordu. Roth, anladığım kadarıyla her daim yazmış, hele yaşlanıp çapkınlıktan görece ayağını çekince, bu yazı debisi kabarmış.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bir gün onlar kadar üretebileceğimden umudumu keseli çok oluyor, bari Michel Houellebecq kadar üretsem. Kendisinin son romanı &lt;a href="http://www.amazon.fr/carte-territoire-Michel-Houellebecq/dp/2081246333"&gt;La carte et le territoire&lt;/a&gt;, iki ay önce frankofon ülkelerde raflarda yerini almış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de son yıllarda neden Houellebecq romanı çevrilmez, merak ediyorum. Yazarın nemrut olduğunu biliyoruz, İslam'dan pek de hoşlanmadığı söyleniyor, ama benim şahsen okuduğum romanlarında özellikle kurgu-dışı bir saldırganlığa rastlamış değilim. Provokatif olmakla birlikte düşündürücü romanlarının Türkiye'deki yayıncısı tarafından -bir zamanlar Doğan Kitap'tan çıkmıştı Temel Parçacıklar ve sanırım hâlâ aynı yayınevinde- ihmal ediliyor olması, bence ciddi bir haksızlık. Hele Iggy Pop'u ne kadar etkilediğinin tüm &lt;a href="http://birdirbir.org/arsiv/roll/sayi-141/"&gt;Roll&lt;/a&gt; okurları tarafından öğrenildiği &lt;a href="http://www.amazon.fr/Possibilit%C3%A9-dune-%C3%AEle-Michel-Houellebecq/dp/2253115525/ref=sr_1_2?s=books&amp;amp;ie=UTF8&amp;amp;qid=1289162457&amp;amp;sr=1-2"&gt;La possibilité d'un île&lt;/a&gt;'in neden hala dilimize kazandırılmadığını anlamakta güçlük çekiyorum açıkçası.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-266777689551480236?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/266777689551480236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=266777689551480236' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/266777689551480236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/266777689551480236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2010/11/ben-yazmayal-yazlanlardan.html' title='Ben yazmayalı yazılanlardan...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-7760314031041205920</id><published>2010-07-01T23:01:00.006+03:00</published><updated>2010-07-01T23:37:11.036+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><title type='text'>Keşfedilmiş Kıta Notları</title><content type='html'>1991'de &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Keşfedilmemiş Kıta&lt;/span&gt; adında bir derleme yayımladı Aydın Uğur, önemli bir iletişim ve kültür sosyolojisi yapıtıydı. Daha sonra &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kültür Kıtası Atlası&lt;/span&gt; adıyla genişletilmiş baskısı 2002'de yapıldı. Yapıttaki metinlerin "hepsi(nin), kültür ve zihniyet coğrafyamızın -ya yeni oluştukları için ya da "gündelik yaşama ilişkin" denilip şimdiye dek keşfedilmeye değer görülmemiş, bu yüzden- karanlık bırakılmış yörelerinin haritasının ilk eskizlerini çıkarma aratışı içinde" olduklarını belirtiyordu sevgili hocam Aydın Uğur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir kültürle ilgili ben de yazmak istiyordum, ama etraflıca, ama çalakalem, kesinkes ufuk açıcı, sis aralayıcı. Her zaman tanıştığım ve takip ettiğim önemli insanları taklit etmeye meyilli olmuşumdur, arada bir burada Aydın Uğur, Ünsal Oskay, Enis Batur, Tahsin Yücel, Nermi Uygur, Bilge Karasu, Oruç Aruoba, Ferhat Kentel, Bülent Somay, Murat Belge vs. önemsediğim isimlerin metinleri gibi metinler yayınlayabilirim, şaşırmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/TCz7FuVbcZI/AAAAAAAAAC0/4C5rKzRR5-k/s1600/DSC00114.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/TCz7FuVbcZI/AAAAAAAAAC0/4C5rKzRR5-k/s320/DSC00114.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489038121613619602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Her biri kendi bilgisayarında ya da mobil cihazında, bir iletişim platformuna bağlanıp yazıyorlar. Birbirlerine atıfta bulunuyor, cevap veriyorlar. Çoğu reklamcı ya da medya mensubu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal medya iletişimlerini takip etmenin kazancı ne? Yok aslında, ya da marjinal boyutta. Başkalarının meseleleri, gündemleri seninkilere karışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücrende iletişim. Hücrenin nerede olduğunu sen belirliyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin/hücrenin dışındaki hayat... Kahveler çoğalıyor, modern kahveler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıraathanelerin yerini alan bu yeni model kahvelerde insanlar masabaşı çalışmalarını sürdürebiliyorlar. Masabaşı çalışma neyi gerektiriyorsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim yatırımı. Gerekli yatırımı yaptıktan sonra her gün iletişim kanallarından yayın yapmaya başlıyorsun. Son yirmi yılda insanların hayatını en çok etkileyen gelişim alanlarından biri iletişim ve bilişim. Bilgiyi paylaştıkça ve işledikçe hayat da dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesne üretiminde bilimsel kazançları ve bilgisayar teknolojilerini kullanıyor mühendisler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı üretimi ne alemde? İletişim ve bilişim teknolojileri yazı üretiminde, metin üretiminde nasıl değişiklikler yarattı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ekran okurluğu" artıyor. Yazı ekranda. Televizyon yayınında şerit geçiyor, altyazı veriliyor filmlerde, bilgisayar üzerinden, mobil cihaz üzerinden haberler okunuyor, bloglar takip ediliyor. Kitaplar e-okuyuculardan okunabiliyor, mektuplar, telgraflar, yazışmalar internet ortamında, farklı platformlarda gönderiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kişinin böylece sanal profili oluyor. Yanlış anlamalar iletişimin doğasında var, şimdilik ekran okuyuculuğunda çok fazla bu yanlış anlamalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim çağı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim patlaması zamanla durulacak. Kanıksanmış birtakım ufak gelişmeler haricinde gelinebilecek optimum düzeye gelindi çoktan. Şimdi düzenleme dönemi. Kurumlar, çıkar grupları, devletler yeni iletişim koşullarını kendi lehlerine düzenlemeye, yönlendirmeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıta keşfedildi. Altına hücum dönemi de hızla durulmakta. Teknoloji kaldıraç olmaktan yavaş yavaş çıkmakta. Yeniden "temiz değerlerin" öne çıkarılmasının zamanı belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minimum özen seviyesinin artırılması gerekecektir. Kaliteyi yukarı çekmek. Yetkin yapıt vermek. Yetkin ürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamasetin ömrünü kısaltmalı, kalıcı değerlerin yönlendirdiği yaşamı genişletmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gösterişli" davranışlara son. Yapısal dönüşüm krizi bize bunu gösteriyor aslında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-7760314031041205920?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/7760314031041205920/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=7760314031041205920' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7760314031041205920'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7760314031041205920'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2010/07/kesfedilmis-kta-notlar.html' title='Keşfedilmiş Kıta Notları'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/TCz7FuVbcZI/AAAAAAAAAC0/4C5rKzRR5-k/s72-c/DSC00114.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-895933596851417003</id><published>2010-01-07T14:16:00.002+02:00</published><updated>2010-01-07T14:31:12.513+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitapanatomi'/><title type='text'>Zaman tahdidi</title><content type='html'>Burada yazdığım yazıları burada yazıyorum genellikle, özellikle son dönemlerde. Blog'un arka panelinde, bir çırpıda yazıyorum, beş ya da on dakika gerekli görselleri, bağlantıları, referansları arıyorum, sonuç olarak yirmi dakika ya da yarım saat içinde bir metin ortaya çıkıyor. Dergilere yazarken de aynı düsturu uygulardım: belli bir zaman dilimi içinde yazacağımı yazmalıydım, daha uzarsa anlatacaklarım sonsuza uzanabilirdi ve asla zaman tahdidine uyamazdım aksi takdirde. Hâlâ editörlük işlerinde zaman tahdidine uyduğum söylenemez. Yine de yayıncılığın en önemli prensiplerinden biri, işi zamanında yapmaktır. Söz verilen zamanda kitabın raflarda gözükmesi önemlidir. İlan verilmiştir, üzerine yazı çıkmıştır, ama süreçteki bir arızadan, aksaklıktan dolayı kitap raflara ulaşamamışsa, ciddi bir satış kaybı yaşanabilir, kitabına göre. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi hâlâ sağlıklı bir biçimde verilen ilan+yapılan promosyon=ne kadar satış başarısı bilgisine sahip değilim, ama önemli olduğuna inanmaya devam edelim, ki gazetelerin kitap ekleri çıkmaya çalışsın. (Bir ara şunu fark etmiştim: Bir haftalık bir kitap ekine verdiğimiz ilanların bedeli, benim bir aylık maaşıma denkti. Elbette sinirim bozulmuştu, ne kadar çaktırdım hatırlamıyorum.) Geçenlerde Hazreti Bono bozuldu ya internet korsanlarına, bu işten sadece servis sağlayıcılar kâr elde ediyor diye, belki de bu hesapta kitap eklerini çıkaran gazeteler kâr elde ediyordur sadece, bilemem. (Bakın bu da ayrı bir yazıya uç veriyor, dolu dolu. Gazetelerin kitap ekleri ne getirir, ne götürür yayın piyasasından, ve daha da önemlisi, biz okur-yazarlardan.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte telaşın ve belli zaman diliminde yazıyı kapatmanın doğası gereği bazı hatalar yapıyorum, bazı süsleri unutuyorum. Mesela bir önceki yazımda, bir çırpıda bahsettiğim kitaplarda, gayet rahat kitapların yayınevlerindeki sayfalarının linklerini verebilirmişim. Hatta Yalçın Tosun'un YKY'nin sitesindeki linkini verdim, Ece Temelkuran'ınkini de aradım, ama tahmin edin ne oldu: Bulamadım. Henüz Everest'in sitesinde yer almıyor. Kitabı çıkarmanın, raflara yetiştirmenin, promosyonun telaşıyla sanırım henüz internet sitesine kitabı koyamamışlar ya da belli bir rutinle siteyi yeniliyorlardır, o zaman yerleşir. Daha sonra koyarım ben de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız, bu yayınevlerinin internet siteleri, yıllardır çok saçma gelir bana. Bazıları, bu işi çözmüştür, enformasyonu taze ve etkili sunarlar; ama bazıları, bu işi kehren yapmaktadırlar. Halbuki şu internetle büyüyen kuşakta okur sayısı azımsanmayacak durumda. Enformasyonu içen ve birbirine ikram eden sosyal medya çocuklarının yayınevlerinin hedef kitlesi haline gelmesi için, nasıl bir araştırma yapıp dikkatlerini çekmeli acaba? Ben kendi adıma, belli zamanlarda takip ettiğim yayınevlerinin internet sitelerini analiz etmeye niyetliyim, bir de bir çırpıda ahkâm keseceğim kitapları mutlaka yayınevi linkiyle süslemeye çalışacağım (kitabevi değil, yayınevi linki). Zamanla tüm yayınevleri sitelerini ciddiye alıp, güncel tutarlar umarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-895933596851417003?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/895933596851417003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=895933596851417003' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/895933596851417003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/895933596851417003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2010/01/zaman-tahdidi.html' title='Zaman tahdidi'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-7140185579777257985</id><published>2010-01-06T18:01:00.008+02:00</published><updated>2010-01-07T20:45:53.393+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üstünkörü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitapanatomi'/><title type='text'>Bir Çırpıda Kitap</title><content type='html'>Bir zamanlar Akşam-lık dergisinde oldukça kısa kitap eleştirileri yapardım, dergiye o hafta gelmiş kitaplar arasından kafama göre seçtiğim sekiz tanesi üzerine birkaç cümle yazardım. Henüz &lt;span style="font-style:italic;"&gt;facebook, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;twitter&lt;/span&gt; gibi sosyal medyaların esamesi okunmazdı, cep telefonlarının mesajları da yeni yeni yaygın olarak kullanılıyordu. O günlerde yazdığım iki-üç cümlelik değerlendirmeleri bugün twit ya da mesaj olarak kabul etmek mümkün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette benden önce başkası yazıyordu o yorumları, yanlış hatırlamıyorsam Bedirhan Toprak. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Cumhuriyet Kitap&lt;/span&gt;'ta yıllardır süren bir gelenekti, kendilerine gelen ve etraflıca haber yapmayacakları, röportajlamayacakları, yorumlatmayacakları kitapları genellikle kapak arkasından çektikleri metinlerle başlarından savarlardı. Bir nebze o işi yapıyordum özet olarak. Tek farkı, kapak arkasından değil de, bir on ya da on beş dakikalık elimde avcumda dolandırmaktan yola çıkarak izlenimlerimi bir çırpıda yazıyordum. Kimi kitabın kapağı, kimi kitabın değeri, kimisinin ise yazarının bir özelliği hızlıca kitap hakkında karar vermeme yol açardı. Elbette öznel ve üstünkörü değerlendirmelerdi bunlar, ama zaten benim yapmam gereken de haftalık bir dergide gelen kitapları baştan savmaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere azar işitmiştim, Adnan Özer'di yanlış hatırlamıyorsam, o zamanlar Gendaş Yayınları'nda bir şiir dizisi başlatmıştı, on dünyaca ünlü şairin seçkilerini ufarak kitaplar olarak basmışlardı, işte o kitapların baskısı için "trene binerken alıp inerken unutacağınız kitaplar" gibi bir yorum yapmıştım, editörümüz Ahsen Erdoğan'a telefon gelmiş ve gıyabında kalaylanmıştım. Halbuki "paperback" diye adlandırılan, karton kapaklı cep boyutu kitaplarının tarihinde tren istasyonları milat niteliğindedir, Britanya'da Penguin Yayınları'nın başlangıcı da öyle. Dolayısıyla cep boyut şiirlerin hiçbir aklı başında okurun kütüphanesinde kalıcı bir yer edineceğine inanmadığımdan, o yorumu yapmıştım. Başka papara yemedim ama belki birkaç ah daha işitmişimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o günlerde olduğu gibi, bu sefer kendi kendime, yine bazı kitaplar hakkında arada bir iki-üç cümlelik üstünkörü yorum yapmaya niyetliyim. Periyodu ne olur, olmaz herhalde. Keyfe keder diyelim. Bu sefer bana gelen kitapları değil de orada burada gözüme çarpan kitapları ele alacağım. Basın bülteni ya da okuma nüshası gelmiyor ne de olsa. (Sosyal Yayınları ve Destek Medya her nedense göndermeye devam ederler bana, Destek'te dostum Rana'nın etkisi vardır da Sosyal Yayınları'nı takdir etmeli, bir şekilde eposta adresime ulaşıp özelime kitap/dergi tanıtımı gönderebiliyorlar.) Dolayısıyla danışıklı dövüş yorumlar olmayacak onlar, öyle aklıma geldikleri gibi düşecekler metne. Elbette dostlarımın, tanıdıklarımın ve takip ettiklerimin kitapları avantajlı olacaklar, inkâr edemem. Sosyal medyaların özelliği değil mi zaten, körlerle sağırların birbirlerini ağırlaması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen bir örnek vermek istiyorum bu tarz ahkamlanmış kitaplara, daha sonra edinip okuduğumda etraflıca yazmak isteyebilirim tabii (fark ettim ki etraflıca yazacağım dediğim hiçbir kitap hakkında yazmamışım hâlâ. Paul Auster'dan &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Görünmeyen&lt;/span&gt; çıktı Türkçe'de de, birkaç hafta daha avans tanıyacağım, okuyan artar diye, sonra yazarım; &lt;span style="font-style:italic;"&gt;2666&lt;/span&gt;'ya ara verdim, ortalarında çok uzun bir cinayetler bölümü geçici olarak gına getirdi, halbukü dili çok iyi Bolaño'nun; &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kafka Sahilde&lt;/span&gt; tutuldu sanırım, yine de Japonlarla ilgili bir önyargı yüzünden daha geniş okura yayılamıyor, iyi okurlar arasında yayılıyor Murakami elbette; başka ne vardı, yazacağım deyip yazmadığım?):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ece Temelkuran'ın &lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;a href="http://www.muzsesleri.com/"&gt;Muz Sesleri&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;, Everest'ten yayımlandı yayımlanacak ilk romanı, sanırım. Haftasonu birkaç yerde tanıtım haberleri, promosyon röportajları gözüme çarptı, iki dostumun tvitinde de kitabı alacaklarını okudum. Lübnan'da yazılmış olması, coğrafi mi yoksa kültürel olarak mı ortadoğulu olduğumuzu vurgulaması, siyasete duyarlı bir biçimde yazan bir yazarın ilk romanı olması, sanırım zihnimde kalan noktaları. Sanırım ben de alıp okuyacağım, bakalım ne dermiş &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Muz Sesleri&lt;/span&gt;?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yalçın Tosun'un YKY'den yayımlanmış ilk öykü kitabı, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/kitap/?id=2134"&gt;Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;, ip gibi ince, ip gibi keskin bir yapıtmış, alırken fark etmemişim. Sait Faik'in araladığı damarı, olabildiğince yarıyor. Her bir öyküsünde karakterlerin gerçek hayatta anlatamadıklarını okuyoruz, kurgunun ne kadarı şahsi, ne kadarı sezi bilinmez ama, kitabın adında bahsi geçen "yetişkinlerin" ayıp göreceklerine muzipçe dokunuyor, benimle yaşıt, hatta bir bakıma üniversitedaşım olan yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ümit Ünal'ın &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Aşkın Alfabesi&lt;/span&gt;'ni buldum geçenlerde Gergedan'ın raflarını karıştırırken, İyişeyler Yayıncılık'tan çıkmış. 9'u izlemiştim, adı aklımda oradan kalmıştı. Roman yazmış olduğunu bilmezdim, 90'lı yıllarda izlediğim bazı filmlerin senaryosunun ona ait olduğunu da. Biz Size Aşık Olduk dizisinin yönetmeni olduğunu da. Araştırınca çıkıyor ortaya işte. Şimdi onu okumaya başladım, bakalım bir senarist, reklam metin yazarı, yönetmen roman yazdığında nasıl yazarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik bu kadar. Devam ederim umarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-7140185579777257985?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/7140185579777257985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=7140185579777257985' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7140185579777257985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7140185579777257985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2010/01/bir-crpda-kitap.html' title='Bir Çırpıda Kitap'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8669669624735604392</id><published>2009-12-10T21:43:00.004+02:00</published><updated>2009-12-10T22:40:57.761+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitapanatomi'/><title type='text'>Dan Brown - Bu kadar eder mi?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.mybiocharts.com/images/celebs/dan_brown.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 280px;" src="http://www.mybiocharts.com/images/celebs/dan_brown.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dan Brown çılgınlığı artarak sürüyor. Yüzyılımızın başındaydı galiba, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;The DaVinci Code&lt;/span&gt; adında bir kitap herkesin elinde ve dilindeydi; sonra filmi çekildi; Robert Langdon adlı dedektifin başka maceraları olduğu da çıktı ortaya; onlardan birinin daha filmi çekildi. İşin özeti, bir 21. yüzyıl fenomeni haline geldi Dan Brown. Şimdi Dan Brown yapıtlarından yeni biri fenomen bayrağını devraldı, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;The Lost Symbol&lt;/span&gt;; ikinci perdesi de Altın Kitaplar tarafından, yayınevinin 50. yıl kutlamalarına denk getirilerek, Türkçe baskısı yayımlanınca açılmış oldu: Gazetelerin birinci sayfalarından başyazarlarının yaptığı röportajlara, muhtemelen pek çok haber bültenin kültür sanat programına, Dan Brown bu sefer bir de bizzat katılarak, gürültülü bir kampanya sürdürülüyor, sürdürülecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerik olarak diyebileceğim pek bir şey yok. Da Vinci Şifresi'ni okuduğumda Umberto Eco'yu feci halde anmıştım. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Focault Sarkacı&lt;/span&gt;'nı okuduğum günleri hatırlamıştım. Bir de tabii ki sevgili Martin Amca'yı (Mystere)... Bir gün her ikisi hakkında da yazmak istiyorum. Kayıp Sembol'ün de farklı referanslar sunacağını sanmıyorum. Tüm bunların &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Zeitgeist&lt;/span&gt;'la da bir bağlantısı var sanki, birbirlerini besleyen iki 21. yüzyıl ürünü olarak bakılabilir Zeitgeist'a ve Dan Brown'a. Bu konuyla ilgili tez üretmeye kalkarsam, çok yazmam gerekir, korkarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı muhtemelen bir dostumdan ödünç alıp okurum. Kütüphaneme katma niyetim yok. Daha henüz kitabın türkçe baskısını elimde görmeden, İngilizce hardcover baskıyı arada bir yanına uğradığım kitapçı bir dostumun kitabevinde satmışken, internetteki sosyal medyalardan birinde kitabın ederiyle ilgili bir tartışmaya kıyısından müdahil olduğum için, fiyatlandırma ve fenomenleştirme meseleleri üzerine iki çift daha fazla laf etmek istiyorum, yoksa amacım zaten bir ton reklamı yapılan bir fenomene bir katkı daha yapmak değil. (Internet mekanizması gereği sanırım bu metinle onun bana katkısı olabileceğini de yadsıyamam, bir gün bu konu üzerine de yazarım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladığım kadarıyla 30 TL üst fiyatla macerası başlamış Altın Kitaplar baskısının ülkemizde. Farklı sanal ve reel kitabevlerinde %25'e kadar çıkan indirim oranları söz konusu, demek ki neredeyse 20'ye kadar çekebilmek mümkün. Kaç basıldığını şu anda bilmiyorum, ama Dan Brown söz konusuysa ben olsam 100.000 bile basardım, kriz temkini 50.000'e indirelim. Bay Brown'un (Peder Brown benzerliğini şimdi fark ettim) payı nedir hiç bilemem, çevirmeninkini de öyle, ama yayınevi çıkış fiyatının 15 civarında olduğunu sanıyorum, olmadı 12 olsun. Vergi dahil bu tablodan yayınevine 600.000 kalıyor, ilk atımda, dediğim gibi üstelik yazar ve çevirmen maliyeti dahil bu rakama. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu şartlarda insanlar bir Dan Brown kitabının türkçesine konmuş bu fiyatı yüksek bulup korsana yönelebileceklerini ima ediyorlar kimi zaman. Daha mantıklı bir çözüm, İngilizce hardcover'ını biraz daha pahalıya almak; ya da daha ucuz baskısını beklemek şeklinde. Çok zahmet veren kütüphaneden ya da tanıdıklardan ödünç alma gibi yöntemler öneren de yok değil. Bir kısım insan da okumam diyecektir, demelidir de hatta. Peki neden bugün hâlâ bir kitabın pahalı olduğu iddia edilerek korsana yönelmek düşünülüyor? Kitabın bir kopyasına 5 ya da 10 Tl vermek, ama kitabı üreten ve satışa sunan kanallardan hiç kimseye katkıda bulunmamak tercih edilebiliyor? Şart değil Dan Brown okumak, ama illa okudum demeli sanki cemaat sohbetlerinde. Reklamların ve haberlerin, fenomenin hakkını vermek gerekiyor sanki. Bir ödev olarak görenler olduğu kadar macerasından keyif aldıklarını söyleyenler de kapışacaklardır, muhtemelen korsanından. Bir senede on kitap okur mu bilemeyeceğimiz bazı insanların neden bu 10 kitaptan birini seçerken bile "pahalılığından" yakındığını anlamak güç değil mi? Bir de ortalama bir sigara içicisinin en fazla altı paket sigaraya bu parayı gözü kapalı verdiğini de unutmamalı. Pek çok insan sigarayı bırakmıyor mu zaten bu memlekette, işte yerine konabilecek bir başka şey: Kitaplar. (Bir gün sigarayı bıraktığınızda aynı yatırımla neler yapabileceğinizi de yazmak istiyorum, benim çok işime geldi sigarayı bırakmak; ayda en az 150 lira fuzuli harcama hakkım var bir süreden beri.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzattığımı hissediyorum, üstelik çalakalem (çalaklavye) yazdığım için de yazının keyfi kaçtı iyice. Özetle, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kayıp Sembol&lt;/span&gt; bu kadar eder tabii, demek isterim. Yayıncılığın lokomotifi kitaplardan biri sonuçta. Fenomenlerinden biri. Nedeni ve nasılı bambaşka bir tartışmaya kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Feci hata: Yazıyı yazarken matematik hatası yapmışım, düzeltmek için ilk versiyondaki Mercedes benzetmesini atmak zorunda kaldım. Kafamın içindeki sinüzit bulutuna verin, ve affedin.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8669669624735604392?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8669669624735604392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8669669624735604392' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8669669624735604392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8669669624735604392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/12/dan-brown-bu-kadar-eder-mi.html' title='Dan Brown - Bu kadar eder mi?'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1496454490361379945</id><published>2009-12-08T01:39:00.003+02:00</published><updated>2009-12-08T01:50:17.192+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Bilgisayar İşletim Sistemini Yediledim!</title><content type='html'>Yeni bilgisayar almış gibi sevindim diyebilirim, Windows 7'ye geçtiğim için. Şu anda cicim anları, bana iyi davranıyor, umarım bir önceki mendebur Vista gibi arızaya bağlamaz arada bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir saat olmuştur olmamıştır yeni işletim sistemini kullanmaya başlayalı iki yaşına önümüzdeki ay girecek olan Toshiba'mda. Bir önceki emektarı altı senedir kullanıyorum arada bir ve XP olan sistemi bir kere bile yenilenmemişti. Sanırım Vista hakikaten bir lanetti Windows kullanımında. Aslında Ubuntu'ya ya da Mac'e geçecek kadar tiksinmiştim Windows'tan, ama alışkanlıkları kıramadık. Babama sızlanırken, yeni yılda sistemimi değiştirmeyi planladığımdan bahsederken, yine dayanamayıp erken bir yılbaşı hediyesi olarak getirdi Windows 7'yi. Kurum aşamasında olabildiğince temkinliydim, o da Vista'dan yükselirken bir o kadar usuldu. Bir akşam boyunca diken üstünde olmamak için çalışma masamı terk etmiştim, gerek yokmuş telaşa. Bir saatlik bebek bir işletim sisteminin heyecanıyla yeniden blog doldurmak bile istedim sonuçta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayarlar, kaçınılmaz bir şekilde, faydaları ve arızalarıyla hayatımızın içindeler. Ben ömrüm boyunca farklı ev bilgisayarlarıyla çok farklı taklalar atmışımdır, son yıllarda bilgisayarlardan anladığımı unutmaya çalışıyorum. En sevdiğim bilgisayar, uzmanlık bilgisine en az ihtiyaç duyandır. Bu nedenle sanırım Mac'e geçtiğimde tamamen rahatlayacağım, ama onun da benzinini -maddi gereksinimlerini- karşılayabileceğimden emin değilim. Apple Mac'ler Amerikan arabaları gibi devasa ve konforlu, ama benim içinde yaşadığım bilgi otobanı Türkiye'nin yolları gibi. Umarım bir gün, hayat çarkıma adamakıllı bir Mac kullanıcısı olabileceğim kadar güvenebilirim, ama şimdilik Windows 7'yle yüklenmiş Toshiba'mın üçüncü senesine geçmekten başka bir acil teknoloji beklentisi oluşturamam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1496454490361379945?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1496454490361379945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1496454490361379945' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1496454490361379945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1496454490361379945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/12/bilgisayar-isletim-sistemini-yediledim.html' title='Bilgisayar İşletim Sistemini Yediledim!'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6406564766443125680</id><published>2009-11-06T12:17:00.003+02:00</published><updated>2009-11-06T20:59:09.802+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitapanatomi'/><title type='text'>Kültür bit lütuf değil, bir üretim alanıdır.</title><content type='html'>Ters kalkmışımdır, ters yatmışımdır, huzursuzumdur, tam olarak nedendir bilemem ama bugün bir parça öfkeliyim ve öfkemin odağını yayın dünyasındaki bazı meseleler üzerinde kabaca gezdirmek istiyorum. Birazcık fare dağa küsmüş durumları olacak, ama uzun vadede bu satırların anlam ifade edeceğine inanmak da istiyorum. En kötü durumda içimi biraz olsun dökmüş olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültür dünyasının içine adım attığınızda ilk karşılaştığınız meselelerden biri, profesyonel olmayan, daha çok hamasetle ilerleyen iş ortamına uyup uymamaktır. Bir bakıma meslek etiğini çözmeye çalışırsınız. Kelli felli adamlarla kadınların başlarında, üst mevkilerinde bulundukları kültür kurumlarında kariyer basamaklarının ilk adımlarından neredeyse en üst noktalara kadar pek çok çalışan hamasetle çalıştırılır, netlik sağlamak çok zordur. Şansıma mesaiyle çalıştığım iki kurum, YKY ve Merkez/Turkuvaz Kitaplar pek çok meseleyi net bir şekilde ele alırlardı, başka sorunları olsa da. Bu nedenle ne kadar ekmek o kadar köfte anlayışına göre çalışmaya başlayıp yüksek standartlara ulaşmış oldum kısa zamanda. Ancak oralarda bile kimi zaman rahatsız eden bir hamaset vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada belirteyim ki hiçbir kültür faaliyetinin bugünkü konjonktürde "hayır işi" olduğuna inanmıyorum. Her zaman kültür belli ideolojik ya da iktidar odaklarının at oynattığı bir alan olmuştur. Yeni yükselen burjuvazi ya da kendisini millet haline getirmeye çalışan halklar kendilerine cila çekmek için kültür alanına yatırım yaparlar. Uluslararası arenada ya da kendi mahallenizde bile kültür denilen alan, sanatı ve yaratıyı içeren, ağırlıklı olarak bir prestij unsurudur. Elbette boşlukları doldurmaya ve kültüre sahip olanları ileriye götürmeye de yardımcı olur, ama ilk anda kültürle ilgilenen kuruma makyaj yapar, şekil şemal verir. Kültür alanına yatırım yapan kurum, dolaylı bir çok kazanç sağlarken, kendisinde hep bir "misyoner" hissiyatı taşır: Biz bu işi ülkemiz, kültürümüz, milletimiz, dinimiz, çağdaşlık, vs. için yapıyoruz. Tam bu noktada kimin sözcülüğünü üstleniyorsan onu sömürmeye namzetsindir şiarını eklemek istiyorum. Dürüst olarak çıkarını açıklayan, hamaset yapıp "kültür hamiliği" rolü altında bir sürü avanta sağlayan kurumlardan çok daha samimi gelir bana. Bu nedenle devletin doğrudan kültür hamiliğinden kişisel olarak hiç hoşlanmam, özel kurumların da kültür alanına girerken asıl amaçlarını maskeleyip hamasetle ilişki kurmalarına hoşgörü göstermekte zorlanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan bir ticari işletme olarak kurulmuş yayınevleri benim gözümde bir vakfın, bir kurumun, bir üniversitenin ve hele de devlet kurumlarının uzantıları olarak kurulmuş yayınevlerinden çok daha saygı taşırlar. Çünkü amaçları nettir onların: Bir ticari meta olarak kitapları ele almak. Ürün üretmektedirler ve bu ürünü net değerlendirirler. İçerik açısından kapitalistleşecek ya da basitleşecektir ticari anlayıştaki yayınevlerinin kitapları diyenlere, Metis Yayınları, İletişim Yayınları veya Sel Yayınları gibi yayınevlerine bir göz atmalarını öneririm. Yayın skalalarını yayın kurullarının ya da yayın yönetmenlerinin ya da editörlerin belli oranlardaki etkileriyle yapan, bütçeleri kısıtlı olsa da yelpazelerini programları doğrultusunda mümkün olduğunca başarıyla dağıtmaya çalışan, tutturdukları kitaplarda haklı gurur yaşayan, ama tutmayan projelerinde şişkin depoları ve yıl sonu bütçelerinde oluşmuş kara delikleriyle mutlaka derslerini alan ticari yayınevleri aslında propaganda ve reklam dışındaki kitabi üretimimizin de asıl portresini verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırtlarını kurumlara veya devlete veya vakıflara dayayan yayınevlerinin yönetimleri ise ince bir çizgi üzerinde hareket ederler benim gözümde. Atamayla bir yere gelmiş yöneticilerinin kendilerine konan hedeflere göre hareket etmeleri, çoğu zaman propaganda, reklam, gözboyama ve en kötüsü kurum bütçelerinde suiistimal sonuçlarını ortaya koyar. Başarılı olan nadir yöneticiler ise, yayınevini ya da kültür kurumunu bağlı oldukları asıl kurumun önüne taşıyarak gerçekten hedefleri karşılar, kendi başına ayakta kalabilecek bir kurum bırakır arkasında. Gururla söyleyebilirim, çok az bir kısmında içinde yer aldığım Yapı Kredi Yayınları Enis Batur kaptanlığındaki dönemde Türkiye yayıncılığının ender başarılarından birine ulaşmıştı, bir kurum yayınevi olarak. Ama elbette kadrodaki insanların kendi yüksek emellerinin dışında, o yayınevinin de her zaman amacı bağlı olduğu kuruma prestij sağlamasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün asıl kötü durum, ticari yayınevlerinin de nedense kendilerine "kültürel misyon" görüntüsü vermelerinden kaynaklanıyor. Birlikte çalıştıkları personele, çevirmeninden yazarına, editöründen düzeltmenine çoğu zaman giderleri azaltma zihniyetiyle lafla ödeme yapıyorlar. Elbette bugün bir yayınevi kurmak, döndürmek, başarıya ulaştırmak çok zor. Elbette küresel ekonomik dönüşüm krizi var, kitap medyasının ve diğer tüm medya biçimlerinin radikal dönüşümleri var, ülkede kitap arzı inanılmaz fazla ama kitap talebi o oranda değil. Ama tüm bunlar bir yayınevini kurma veya kurmama kararlarında etkili olur, o yayınevi işlediği sürece insanları idare etmeye çalışan yayınevi yönetimlerinin net davranmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu noktada yayınevi çalışanlarına da bir şeyler batırmak gerekir. Yayın dünyasındaki pek çok kadroyu dolduran kişiler aslında eğitimli değil alaylılar, ben de dahil. Çevirmenler ve grafikerleri bir kenara koyarsak, editörler, yayın yönetmenleri, satış müdürleri, pazarlamacılar vs. hep hasbelkader veya meraklarından bu konumlara gelmiş insanlar. Bu ülkede yayıncılığın tarihi nereye kadar uzanırsa uzansın, günümüz koşullarında yayıncılık üzerinde profesyonel eğitim verilmemiştir, bugün veriliyorsa da bir iki benim bilmediğim üniversitede, o eğitim de henüz net sonuçlar çıkartamıyordur. Bu açıdan bakıldığında bugün yayınevlerinde -diğer kültür kurumlarını ayrı tutuyorum, çünkü o alanda profesyonelleşme 2000'lerin başından beri oluyor, pek çok metropol üniversitesinde Kültürel Çalışmalar, Sanat Yönetimi vs. eğitimleri lisans, yüksak lisans boyutlarında veriliyor- ben editörlük eğitimi aldım diyebilecek pek kimse yoktur. Ama bambaşka eğitimler almış, sosyal sermayesini de kullanarak uzun yıllar boyunca yayınevi yöneticiliği, editörlük, eleştirmenlik vs. yapmış alaylı, tecrübeli ve başarılı insanlar bugün var büyük yayınevlerinin başında, ama büyük çoğunda bunların suretleri var sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ticari işletme olarak ele alınabildiği ölçüde yayıncılık, içeriği açısından çok daha hassas terazilerle ölçülmesi gereken bir alan elbette. Bu dünyanın işçileri ve zanaatkarları çoğu zaman romantik, melankolik, sakin insanlardır. Yakıcı enerjiyle davranmanız sorun çıkarabilir, geleneksel davranış biçimlerini bırakıp akılcı davranmanız kuşkuyla karşılanabilir, yıllara dayanan çalışma ağlarını delmeye çalışmanız bir anda kendinizi oyun sahasının dışına atılmış olarak bulmanızla sonuçlanabilir. Ama bugün küresel dönüşüm krizinde ve iletişim devriminin regüle edilme döneminde kitaplarla ilgilenen herkesin bir ölçüde bu alanda çağdaş ticaret ya da üretim koşullarının oluşması için düşünmesi, eylemesi ve yepyeni soluklar getirmeye çalışması iyi olacaktır. Aksi takdirde hamaset toplumunun bir uzantısı olarak daha çok hamaset kurallarıyla işleyen yayın dünyasında paçavra kitaplarla haşır neşir olup bunalırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı zihnimde yıllardır birikmiş olanlarla somut gündelik bir iki sorunun sadece bugünlük ısırıklarını katıştırarak yazdım. Belli bir netlik yok, farkındayım. Kim kızdırdı seni, ne oldu diye düşünmeye, meraklanmaya gerek yok. Ama öfkenin yakıcı enerjisinin doğru kanalize edilirse faydalı olacağına inananlardanım. Az yoktur tarihte öfkelendiği için eyleme geçen ve başarıya ulaşan insanlardan. Bu nedenle yayın dünyası ile ilgili ahkamlarıma, analizlerime, ciddi yapısal yazılara önümüzdeki günlerde ağırlık vereceğimi düşünüyorum. Umarım gözümü korkutacak kadar detaylı olmaz niyetlendiğim analizler. Arada bir bu blogda böyle ciddi yazılara rastlarsanız lütfen suskun kalmayın. Siz de meselelerden anladığınız kadarıyla ahkam yapın. Başlangıçta sorun değil ama zamanla bu tarz metinler yazan insanlar suskun okurlar sustuğu sürece yılmaya eğilim gösteriyor. Ama tepki aldıklarını hissederler, olumlu olsun, olumsuz olsun laf anlattıkları birtakım insanları karşı laflar ettiklerini görürlerse, tekrar enerjileri yükseliyor. Elbette bizim de kişisel olarak kimi zaman hamasete, gaza ihtiyacımız var. [Yazıyı kendini imha ederek, yazının başından beri savunduğunun tam tersini inadına yazarak bitirmek iyi fikir mi acaba?]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6406564766443125680?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6406564766443125680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6406564766443125680' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6406564766443125680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6406564766443125680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/11/kultur-bit-lutuf-degil-bir-uretim.html' title='Kültür bit lütuf değil, bir üretim alanıdır.'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-2518893077501294398</id><published>2009-11-04T11:48:00.003+02:00</published><updated>2009-11-04T12:09:50.123+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Philip Roth'u kıskanma nedenleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.randomhouse.com/vintage/read/humanstain/roth.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 1px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 228px; height: 180px;" src="http://www.randomhouse.com/vintage/read/humanstain/roth.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Birkaç yazar var, onları gözümde canlandırırken hiç zorluk çekmiyorum: Romatizmalı bedenlerini sabah sevgili eşleriyle kahvaltı ettikten sonra çalışma odalarına sürüklüyorlar, ağrılarına küfrederek masa başına geçiyorlar, ancak günlük temrinleriyle yazmaya koyulduklarında birden gençleşmeye, ölümsüzlük iksirlerinden birer yudum almış gibi üretmeye başlıyorlar. Bu yazarlardan biri Amerikalı &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Philip_Roth"&gt;Philip Roth&lt;/a&gt;. 1933 doğumlu bu çınar, büyük bir üretkenlikle 2006'dan beri her yıla bir roman sığdırıyor. Bir röportajından okuduğum kadarıyla boşluğa düşmesine, bunamasına fırsat vermiyormuş yazdıkları. Aman bunamasın, boşluğa düşmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Portnoy'un Feryadı&lt;/span&gt;, Ayrıntı Yayınları'ndan çıktığında, muhtemelen kitabın ABD'de ilk yayımlandığı 1969'dan sonra kopardığı gürültüyü koparmasa da, benim açımdan etkili olmuştu. Henüz ailesinden yeni yeni uzaklaşmaya başlayan yeniyetmelikten çıkmış birisinin, annesiyle ve mastürbasyonla meselesi olan Portnoy'la yakından ilgilenmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Roth'un hem cüretkar, hem geveze hem de cesur ve komik anlatıları daha sonraki yıllarda da ilgimi çekmeye devam etti. Toplumsal meselelere dokunduğu romanları mı yoksa cinsellikle ve insan doğasıyla cebelleştiği romanları mı daha çok ilgimi çekiyor, şimdi karar veremiyorum. Ama bir Roth romanını elime aldığımda dobra bir azgınlıkla, içindeki arzuların peşinden giden ayartıcılarla karşılaşacağımdan hiç şüphe etmiyorum. Tabu dolu toplumumuzda biz Roth'un meselelerinin onda birine girsek, etrafımızdaki gönüllü veya kadrolu toplum polisleri anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirir. Serdar Turgut'un yaşadıkları çok ama çok küçük bir örnek Rothvari hareketlerin sonuçlarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi durup dururken Roth üzerine neden yazdım? Son romanı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;The Humbling&lt;/span&gt; hakkında bir yazı okuduktan sonra adamımızın bir de 2010 yılında çıkacak romanı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Nemesis&lt;/span&gt;'i hazır ettiğini öğrendiğimde yaşadığım hislerden hareket ettim sanırım. Ben daha bir metni derleyip toparlayamamışken tezgahında biten ürünleri her sene piyasaya sürmekle kalmıyor, bir de hemen hemen her biriyle bir ödül almayı da başarıyor bu 76 yaşındaki kurt. Gıpta etmiyorum diyemem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-2518893077501294398?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/2518893077501294398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=2518893077501294398' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2518893077501294398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2518893077501294398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/11/philip-rothu-kskanma-nedenleri.html' title='Philip Roth&apos;u kıskanma nedenleri'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-5961314320934231332</id><published>2009-11-02T18:59:00.002+02:00</published><updated>2009-11-02T19:27:57.945+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gelecekten haberler'/><title type='text'>Kafka Geliyor Kafka!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dogankitap.com.tr/images/kapakResimleriBuyuk/sahildeKafka_B.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 5px 5px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 150px; height: 215px;" src="http://www.dogankitap.com.tr/images/kapakResimleriBuyuk/sahildeKafka_B.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşeceği haber verilmiş olaylar karşısında ilk duyduğumuz anda büyük bir heyecan duyarız, o olayı yaşadığımızda olup biteceklerden bağımsız olarak. Örneğin U2'nun ülkeye geleceği açıklandığında, açıklanma biçimi ve konsere kadar olup biteceklerden bağımsız olarak, büyük heyecan duyulduğunu inkar edemeyiz. Benzer bir heyecanı az önce idefix'in sitesinde Haruki Murakami'nin en sevdiğim romanlarından &lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/sahilde-kafka-haruki-murakami/tanim.asp?sid=EWUIUSDJ0K7KVEA7E6HY"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sahilde Kafka&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'nın Hüseyin Can Erkin tarafından japoncadan yapılmış çevirisinin önsipariş için tanıtıldığını öğrendiğimde yaşadım. Her ne kadar ingilizcesinden iki kez okumuş olsam da kitabı tekrar edinmek ve okumak isterim, bir de anadilimde. Tabii U2 konserine gider miyim, şimdiden bilemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trivia: Kafka karga demek. Gerçekten. Dolayısıyla Sahilde Kafka'yı aldıktan sonra en iyisi Kadıköy'deki Kadife Sokakta yer alan Karga Bara gidip okumaya başlamak hoş olabilir. Kitabın Franz Kafka'yla ilintisini değil de, başkarakterinin adının Kafka Tamura olduğunu anlatabilirim bir çırpıda. 15 yaşında ve babası tarafından...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anda kendime ihanet ettim. Açıkçası Murakami okurken en zevk aldığım okuma biçimi, metin hakkında hiçbir bilgi edinmeden, kitabı açıp okumaya başlamak. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yaban Koyunun İzinde&lt;/span&gt;'yi ingilizce çeviriden okumaya başladığım ilk andan itibaren bu zevki başka hiçbir yazarda yaşayamıyorum. Bir gün etraflıca Haruki Murakami okurluğumu yazacağım. Hatta öncesinde bir de &lt;a href="http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/09/kosmak-isteyenler-1-eddie-izzard.html"&gt;koşu&lt;/a&gt; meselesine gireceğim. Ama bu akşam değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-5961314320934231332?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/5961314320934231332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=5961314320934231332' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/5961314320934231332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/5961314320934231332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/11/kafka-geliyor-kafka.html' title='Kafka Geliyor Kafka!'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-707581203494444492</id><published>2009-11-02T17:20:00.003+02:00</published><updated>2009-11-02T17:44:33.420+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>İstanbul Kitap Fuarı</title><content type='html'>Hava kasvetli. Kış günlerinde havanın erkenden kararması bir bakıma koyu yağmur bulutlarının göze çarpmamasını sağladığından rahatlatıcı oluyor. Elbette karanlıkta yaşamak sinir bozucu da olabilir. Hoş bugün yapay aydınlatmalar altında kendimizi çoğu zaman evimizde hissediyoruz, elektriği kanıksadık. Yine de bir zamanlar gece kurda aitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Kitap Fuarı umrumda değil açıkçası. Beylikdüzü'ne yolculuk yapmama değecek bir sebep bulamıyorum. Çok kişisel baktığım için böyle olmalı bu. Yoksa, hele de hem okur hem de yayınla uğraşan bir profesyonel olarak, bu hafta fuar alanından çıkmamam gerekirdi. Yayınevlerinin yeni yayın programlarını öğrenebilir, takip ettiğim yazarların gidişatlarını gözlemleyebilir, ülkenin kitap panoramasını çıkartabilirdim. Tabii eğer İstanbul Kitap Fuarı'nın bu işlere yaradığına kendimi ikna edebilseydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette şehrin uzak bir semtine fuarın taşınmış olmasının benim bu kötümser bakış açımda büyük etkisi var. Tepebaşı'ndaki fuarlara, her gün olmasa bile, her sene bir sefer yapmaktan gocunmazdım. Dar bir mekandaki o curcunanın içinde standları dolaşıp kitapları karıştırmaktan keyif duyardım. Ama teknolojinin ve benim okurluğumun gelişmesiyle birlikte standlardaki kitaplarla ilgilenmekten keyif duymamaya, aksine alamadığım onlarca ve hatta yüzlerce kitaba öfkeyle bakmaya başladım. Satış odaklı bir fuarda has okurların ve iyi niyetli yazarların işlerinin olmayacağını düşünecek kadar sıyırmadım tabii, ama yine de bugün kitap fuarı dendiğinde boş boş bakmayı tercih ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takip ettiğim yazarlarla tanışmaktan haz duyduğumu söyleyemem. Onların konuşmaları, gündelik durumlardaki tepkileri, hatta varoluşları bile beni rahatsız edebilir. Zaten bir yazarın en iyi kendisini gösterdiği alan kendi metnidir, ve yüzlerce sayfalık kapsamlı romanları ya da hararetli denemeleri kurgulayan yazarların büyük çoğu da başka mecrada on iki yaşındaki hazırcevap bir yumurcaktan daha zekice davranamaz. Metinleriyle karşılaşmaya çalıştığım nice yazarın birtakım sembolik oturumlarda ahkam kesmeleri, hele de bunu fuarın konferans salonlarını doldurmak adına tasarlanmış gelişigüzel programlarda gerçekleşmesi, agorafobimi bile azdırabilir. Elbetteki yazarlarla artık karşılaşmaktan çekinmemde ego ile ilgili bir mesele de söz konusu olabilir, her gün sayfalarda biriktirdiklerimi neden bir türlü toplayamıyorum ve artık bir yazar olarak arz-ı endam etmiyorum diye tasalandığım bugünlerde, öyle ya da böyle kitaplarını yayınlatma kanallarını kurmuş, tezgahında her gün usul usul çalışarak ortaya çıkan metinlerini okurlarına buluşturan adamlarla kadınları görünce kaçacak delik aramam şaşırtıcı olmasa gerek. Bu nedenle fuarın okur-yazar ilişkilerine girmememi maruz görmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tek yayıncılarla, yazar ajanlarıyla, editörlerle, çevirmenlerle, yayınevi çalışanlarıyla, yani okur ve yazar dışında kalan işin tüm profesyonelleriyle hasbıhal edemediğim, iletişim kuramadığım, iş bağlayamadığım için hayıflanabilirim fuara bu kasvetli günlerde yolculuk etmediğim için. Herkesin öyle ya da böyle bir araya geldiği bu tarz sosyal durumların bir çok kısmet yarattığı, bir çok fırsatı ortaya koyduğu malum. O yüzden neden ekonomik davranıp fuara gitmiyorum ben? Burada da elbette kendimi savunacak birkaç cümle ederim, ama aptallık diyerek bu bahsi burada sonlandırmaya karar veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelin merhemi, imamın yaptığı gibi bir çok farklı deyime gönderme yapmak mümkün bu yazıyı bitirirken. En iyisi: Siz, eğer ulaşımın üstesinden gelebilecekseniz, zaman ayırabilecekseniz, bu kasvetli günlerde Beylikdüzü'ndeki İstanbul Kitap Fuarı'na bir gidin, en kötüsünden diğer okur-yazarlarla karşılaşırsınız, aynaya bakmaya gerek kalmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-707581203494444492?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/707581203494444492/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=707581203494444492' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/707581203494444492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/707581203494444492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/11/istanbul-kitap-fuar.html' title='İstanbul Kitap Fuarı'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6450849854603848837</id><published>2009-10-31T17:59:00.003+02:00</published><updated>2009-10-31T18:11:46.198+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Transparence (Saydamlık, Şeffaflık)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.malaspina.com/jpg/kundera.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 328px;" src="http://www.malaspina.com/jpg/kundera.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Milan Kundera&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;"Bu sözcüğün politika ve gazeteci söylemindeki anlamı: Bireylerin hayatının halka açılması. Bu bizi André Breton'a ve onun herkesin gözü önünde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;camdan bir evde&lt;/span&gt; yaşamak istemesine götürüyor. Cam ev: eski bir ütopya ve aynı zamanda modern hayatın en korkunç veçhelerinden biri. Kural: Devlet işleri ne kadar matlaşır, kapalı kutu haline gelirse, bir bireyin işleri de o kadar saydam olmak zorundadır; bürokrasi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kamusal bir şeyi&lt;/span&gt; temsil etmekle birlikte anonimdir, gizlidir, kodlanmıştır, akıl almazdır, oysa &lt;span style="font-style: italic;"&gt;özel insan&lt;/span&gt; sağlığını, mali durumunu, aile hayatını ortaya sermek zorundadır ve eğer medya bir kere karar vermişse, ne aşkta, ne hastalıkta, ne ölümde tek bir an bile mahremiyetini koruyamayacaktır. Başkasının mahremiyetine tecavüz etme arzusu saldırganlığın çok eski bir biçimidir ve bugün kurumsallaşmıştır (fişleriyle bürokrasi, muhabirleriyle basın), ahlaki olarak onaylanmıştır (bilgi edinme hakkı insan haklarının ilk şartı haline gelmiştir) ve şiirselleştirilmiştir (o güzelim saydamlık sözcüğüyle)."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Milan Kundera, elimdeki Can Yayınları baskısı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Roman Sanatı&lt;/span&gt; adlı derlemesinde yer alan "Yetmiş Üç Sözcük" adlı bölümde bugün çok daha vahim hale gelmiş mahremiyet meselesi üzerine bu sözlük maddesini kaleme almış, Aysel Bora fransızcadan türkçeye çevirmiş.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6450849854603848837?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6450849854603848837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6450849854603848837' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6450849854603848837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6450849854603848837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/10/transparence-saydamlk-seffaflk.html' title='Transparence (Saydamlık, Şeffaflık)'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-788210887163312046</id><published>2009-10-28T12:22:00.003+02:00</published><updated>2009-10-28T13:16:39.262+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Şişli'de bir apartıman...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.resimclub.com/data/media/342/www.resimclub.com-eski_stanbul_ili_cami_ve_civar.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 255px;" src="http://www.resimclub.com/data/media/342/www.resimclub.com-eski_stanbul_ili_cami_ve_civar.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu ay ikinci kez karşı yakaya yolculuk yaptım. Taşındığımdan beri görmediğim dostlarımı görmek için Şişli'ye geçtim. Geçen hafta kendime radikal bir kural koymuştum, o kuralı bozmadan: Mümkün olduğunda motorlu araç kullanmayacaktım, metrobüs istisna olacaktı. Araba, dolmuş, minibüs, otobüs ve de arkadaşların motorsikletleri yasak kapsamında. Yürüyüş olur, bisiklet, deniz ulaşımı, raylı ulaşım... Metrobüs motorlu olmakla birlikte raylı ulaşım kapsamında sayılır, ayrıca bu şehirde iki yaka olduğu düşünülürse, mecburi bir karşıdan karşıya geçiş aracı olarak kabul edilebilir. Elbette bu kural hayata uyduğunca geçerli olacak, acil işler ve zor koşullar söz konusu olduğunda esnetilebilecek. İşte bu ahval ve şeraitte akşam yedide niyetlendim karşıya geçmeye, haberleştim, atıştırdım, yola koyuldum. Caddebostan'dan Söğütlüçeşme'ye yürüyüş, yirmi dakikalık rahat bir metrobüs yolculuğuyla Mecidiyeköy, sonra da uzunluğuyla meşhur Koca Mansur Sokağın alt ucunda, Şişli'de bir apartıman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apartıman ahalisi çok neşeli insanlardır, ama bir yandan da gündelik hayatın, özellikle de iş hayatının sertlikleri içinde günboyu o neşelerini kaybederler. Şişli'deki yaşamlarında mümkün olduğunca kendilerini sağaltmaya çalışıyorlar. Onlara yaptığım ikinci ziyaretti bu, ilki kısa ve günün yorgunluğuna daha fazla teslim olmuş bir seferdi. Dün gece ise dolu dolu, üç saate yakın konuşuldu. Benim en sevdiğim laf, Akademisyen sinemacı Ali için sarfettiğim "Akateur" lafı oldu. Esirgeyen Bas Gitar ve Şehir Kedisi ile de bol bol özlem giderdik. Yalnız bir ara Şehir Kedisi ile birbirimize giriyorduk neredeyse, hayallerimizin tasarımcıya ihtiyacı olup olmadığı meselesinde. Gecenin ikinci komik gerginliği ise hayatta vuku bulan şeylerin tesadüf mü yoksa olması gereken -ama kader değil, yazı değil- süreçler mi olduğu konusunda yaşandı. Taraflar kabaca aynı şeyi söylemelerine karşın Esirgeyen Bas Gitar'ın inatçı bir materyalist olması beni bile kaderci gösterdi. Halbuki ben var ile yok arasında bir yerlerde, bilememe olasılığındayım. Sonrası cinlerle perilerin halveti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah iş insanları işlerine koyulmak için uyandılar, hazırlanıp evi terk ettiler. Dokuzu geçe ben de zevcini karşılamak üzere Taksim'e gidecek olan neşeli mimar ev sakiniyle aynı anda sokağa döküldüm. Mecidiyeköy'deki metrobüs durağına yürüyüş, Söğütlüçeşme'ye yolculuk, yağan yağmur nedeniyle araç orucumu bozacağımı düşünürken fark ettiğim tren istasyonu, hafif rötarlı da olsa tenha bir banliyö treniyle Erenköy'e geliş, yağmur altında eve yürüyüş derken on bir olmamışken sükunete, Caddebostan'da bir apartımana geldim nihayet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa yakasına yaptığım her yolculuk yıpratıcı oluyor iki senedir, ama bu seferkini fazla hasar görmeden atlattım sanırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-788210887163312046?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/788210887163312046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=788210887163312046' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/788210887163312046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/788210887163312046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/10/sislide-bir-apartman.html' title='Şişli&apos;de bir apartıman...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-3143665671774907877</id><published>2009-10-19T22:32:00.005+02:00</published><updated>2009-10-25T14:13:19.693+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Haberiniz var mıydı, Paul Auster Invisible'den?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://calitreview.com/images/paul_auster.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 442px;" src="http://calitreview.com/images/paul_auster.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım son romanlarındaki -kanımca- özensizliğin etkisiyle peşini kovalamaktan bıkmıştım. Önce &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yazı Odasında Yolculuklar&lt;/span&gt;, sonra da &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Karanlıktaki Adam&lt;/span&gt;, hatta bir zamanların &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kehanet Gecesi&lt;/span&gt;, hep tasarıyla ortaya çıkan arasındaki metnin kopukluklarını bir şekilde Austerian diyebileceğimiz bir üslupla kapatarak paketlenmiş romanlar olarak gördüğüm yapıtlardır. İçlerinde yer yer iyi fikirler, güzel anlatımlar, samimi itiraflar bulunsa bile bir &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ay Sarayı&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yanılsamalar Kitabı&lt;/span&gt; ya da &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Brooklyn Çılgınları&lt;/span&gt; değillerdir. Galiba bu nedenle bugün Suadiye Remzi Kitabevi'nde apansızın karşılaştığım yeni kitabı Invisible'i ilkbakışta almamayı başardım. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Hardcover&lt;/span&gt; çılgınlığının geçmesini, en azından &lt;span style="font-style:italic;"&gt;paperback&lt;/span&gt;'inin gelmesini bekleyeceğimi umuyorum, ancak yine de ecnebi satış kanallarındaki övgülerine kanabilirim. Lütfen biri bana Paul Auster etrafında koparılan gürültünün edebiyat ajanının veya yayınevlerinin çabası olduğunu sık sık hatırlatsın, yoksa bir zamanlar çok sevdiğim bu yazara yeniden kapılma eğilimi gösteriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Yerine Will Self'ten bir roman aldım, iyi mi yaptım bilemiyorum, kendisiyle uzun zamandır tanışmak istememe rağmen -Nihan'ın &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Gül ve Budak&lt;/span&gt;'ı bana anlatmasından beri- erteliyordum bu tanışmayı, kırmak istedim inadı. Alternatiflerim Sara Gruen'in, sonradan İnkılap'tan &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Filler İçin Su&lt;/span&gt; adıyla türkçeye kazandırıldığını öğrendiğim, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Water For Elephants&lt;/span&gt;'ı ile Hanif Kureishi'nin şimdilik son romanı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Something To Tell You&lt;/span&gt;'nun &lt;span style="font-style:italic;"&gt;paperback&lt;/span&gt;'i idi. Ha bir de bir Jonathan Frenzen kitabı da vardı, ama Frenzen'le de tanışmayı hep ertelemiştim, gene erteledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de karşıma hâlâ sevdiğim bir yazarın, misal Haruki Murakami'nin, yayımlandığından bihaber olduğum -mümkünse bu tabii- bir kitabı çıkmış olsaydı, iki elim dolu olsa bile (kanda denir ya, çok kanlı geldi o tabir) gözümü kırpmadan alırdım. Murakami Auster'ı tahtından etmiş durumda yani.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekleme [25 Ekim 2009 Pazar düzeltilmiş saatle 14:10]: Doğum günlerinde ve benzer özel günlerde işleyen hediye ekonomisinden istifade ederek Invisible'i edindim. Cenk Tanaydın sağolsun. Bunun sonucu önümüzdeki günlerde etraflıca bir Paul Auster metnine girişmek olabilir. Kitaplarının büyük bir kısmını beğenerek okuduğum Paul Auster'ın son zamanlarda romanlarını savsaklayıp savsaklamadığı meselesini kendimce aydınlatmak istiyorum ne de olsa.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-3143665671774907877?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/3143665671774907877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=3143665671774907877' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3143665671774907877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3143665671774907877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/10/haberiniz-var-myd-paul-auster.html' title='Haberiniz var mıydı, Paul Auster Invisible&apos;den?'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6456967718784868143</id><published>2009-10-14T10:45:00.004+02:00</published><updated>2009-10-14T11:06:27.110+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Yabancılara dostça davranmamazlık etmeyin...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.shakespeareandcompany.com/images/020100016.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 304px;" src="http://www.shakespeareandcompany.com/images/020100016.png" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir senedir mümkün olduğunca &lt;a href="http://newsweekturkiye.com/"&gt;Newsweek&lt;/a&gt; dergisinin Türkiye baskısını takip etmeye çalışıyorum, oldukça güzel bir ahkâm kaynağı oluyor. Daha önceleri &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yeni Aktüel&lt;/span&gt;'i çıkartan Selçuk Tepeli ve ekibi gayet düzgün bir iş yapıyor. Üniversitede iki yıl arayla da olsa aynı sıralardan geçtiğim, en son Bilgi Üniversitesi'nde Aydın Uğur'un ofisinde karşılaştığım Selçuk Tepeli'yle bir daha şahsen karşılaşma fırsatı bulabilirsem, ülkenin en iyi haftalık haber dergilerinden birini çıkarttığı için özellikle teşekkür edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sayısında &lt;a href="http://newsweekturkiye.com/haberler/detay/32931/Paris-te-bir-cesit-Robin-Hood-ruyasi"&gt;Aslı Ulusoy-Pannuti&lt;/a&gt;'nin hazırladığı ufak bir kitap haberi Paris'teki James Joyce'un hayat hikâyesinden ilk öğrendiğim &lt;a href="http://www.shakespeareandcompany.com/"&gt;Shakespeare and Company&lt;/a&gt; adlı efsanevi kitabevinin yeni bir boyutunu aydınlattı benim için: Elbette şimdiki sahipleriyle anlaşarak birtakım seyyah yazarlar bu kitapçıda çalışarak üst katlarında kalabiliyorlarmış. Yani Henry Miller, Anais Nin, Lawrence Durrell gibi isimlerin çay içtiği bu kitabevinde günlerinizi doyasıya geçirebilir, orta kattaki kütüp/yatak hanede kim bilir ne kadar önemli kitapları gönlünüzce karıştırabilirsiniz. Tabii bunun için sıkı bir okur/yazar olmanız ve insan ilişkilerinde mümkünse tatlı dille yılanları deliklerinden çıkarmanız gerekecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Shakespeare and Co. çalışanları size ellerinden gelen yardımı göstereceklerdir, ne de olsa mottoları "&lt;span style="font-style:italic;"&gt;be not inhospitable to strangers lest they be angels in disguise&lt;/span&gt;"...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6456967718784868143?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6456967718784868143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6456967718784868143' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6456967718784868143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6456967718784868143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/10/yabanclara-dostca-davranmamazlk-etmeyin.html' title='Yabancılara dostça davranmamazlık etmeyin...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-2280357340432775197</id><published>2009-10-13T23:19:00.003+02:00</published><updated>2009-10-13T23:29:18.316+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Ölümüne sıkılmak...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://images.tvrage.com/shows/23/22338.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 318px; height: 293px;" src="http://images.tvrage.com/shows/23/22338.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kötü çeviri ama iyi dizi &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1255913/"&gt;Bored to Death&lt;/a&gt;... İlk olarak Hakan Toker'in twitlerinden birinde rast geldim, merak edip izlemeye başladım. Copolla ailesinin enteresan oğlanlarından Jason Schwartzman'ın başrolünde oynadığı, şahane bir komedi çıktı. Melankolik, alkolik, aşık, aptal, hayalperest başkarakterin sevgilisi tarafından terk edildikten sonra eline aldığı bir Raymond Chandler romanından gaza gelerek özel dedektif ilanı vermesiyle yola çıkan dizi, sinik bir güldürü olarak Woody Allen'ın genişlettiği kanalda ilerliyor. Daha önce bahsini geçirdiğim Antoine Doinel'in özel dedektiflik maceralarını anımsatır bir portre çiziyor Schwartzman. Dizinin bence önemli bir bonusu da Ted Danson. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Cheers&lt;/span&gt;'taki kıro ama temiz kalpli barmen rolünü daha sonraki dizilerinde zeki ama huysuz doktorlarla ikame etmeye çalışan, artık bembeyaz saçlı 80'lerin bu ünlü sit-com oyuncusu zengin ama narkotik alışkanlıkları yüksek yeni rolünde olgunluğunu sergiliyor. Edebiyat ve sinema göndermeleri dolu olan yapım aslında Jonathan Ames'in göz ağrısı. Umarım istim tutar ve şapşal dedektifin maceralarını bol bol izleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bölümde Raymond Chandler, ikinci bölümde de &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Fight Club&lt;/span&gt; referansları geçti... Bakalım diğer bölümler neler getirecek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-2280357340432775197?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/2280357340432775197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=2280357340432775197' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2280357340432775197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2280357340432775197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/10/olumune-sklmak.html' title='Ölümüne sıkılmak...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-41049761585558126</id><published>2009-10-13T16:19:00.003+02:00</published><updated>2009-10-13T16:23:40.536+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Yakında size bir sürprizim var...</title><content type='html'>Yeniden yazmaya başlıyorum da öyle kuru kuru olmasın diye düşündüm. Malum devir ekonomik/yapısal kriz devri, zamanımız, kaynaklarımız değerli, boş boş okunmasın yazdıklarım diye öncelikle mümkün olduğunca okurlarımın ve hatta okurların çıkarına metinler kurmaya çalışacağım, yani okuduklarınız size mümkünse başka yapıtlar da okutturabilecek, hem de okurların hoşuna gidecek başka oyunbazlıklar da tasarlayacağım. Anlayacağınız yakında okur olmanız size karınca kararınca birtakım katkılarda bulunabilecek. Tabii tüm bunlar büyük ölçüde benim zihnimde oluşan hezeyanlar, ama şurada burada birkaç hezeyanlı kişiyle, işletmeyle vs. anlaşıp neden hep beraber etrafımızı değiştirmeye başlamayalım ki?! Sürprizi açıklamadım ama sürpriz yapacağımı açıkladım ya, bu da başka bir hezeyan zaten. Neysah!:..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç vakte kadar görüşürüz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-41049761585558126?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/41049761585558126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=41049761585558126' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/41049761585558126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/41049761585558126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/10/yaknda-size-bir-surprizim-var.html' title='Yakında size bir sürprizim var...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-3048696659334541016</id><published>2009-10-12T20:49:00.005+02:00</published><updated>2009-10-12T21:30:42.984+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Birikmiş kitaplar...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StODre9aFoI/AAAAAAAAACo/Zk5j5Myr28s/s1600-h/Kitaplar.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StODre9aFoI/AAAAAAAAACo/Zk5j5Myr28s/s320/Kitaplar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391797961960855170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hayatın içindeki telaş artınca okunacak kitaplar bir yerde yığılıyor, bir masanın üzerinde, kütüphane raflarında, yatağın yanıbaşındaki komodinde, orada burada... İki ay önce taşınınca eşyalarımı düzenli tutmaya niyetlendim, ancak bu düzen meselesinde biraz suyunu çıkarmış olmalıyım, çünkü on beşi aşkın senedir kâğıtlara yazmış olduğum tüm notları bilgisayara geçirip adamakıllı istiflemek niyetiyle giriştiğim çabanın boyutlarını kestiremediğimden hâlâ günde otuz-kırk sayfayı dizmekteyim. Kabaca 2009 boyunca bu temponun süreceğini hesaplıyorum, bitirdiğimde haber veririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu süreçte biriken kitaplara da arada bir kafamı dağıtmak için el atıyorum. Bunların kısa bir listesini vereyim, diyelim ki ilk beş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Ayfer Tunç, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi&lt;/span&gt;. Şu anda okuduğum enfes bir panoramik çağdaş masal. Yılankavi bir anlatı. Ortalarındayım ve hiç şaşmadan günde yirmi, yirmi beş sayfa okuyorum ve çok eğleniyorum.&lt;br /&gt;2. Douglas Coupland, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Generation A&lt;/span&gt;. Geçen haftalarda &lt;a href="http://www.rob389.com"&gt;Robinson Crusoe 389&lt;/a&gt;'un önünden geçerken vitrinde görüp alelacele kapmıştım. X Kuşağı'nın yazarından arılardan sonraki dünya hakkında öngörüler...&lt;br /&gt;3. Roberto Bolaño, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;2666&lt;/span&gt;. Bugün aldım ve hemen okuma listemin ön sıralarına yerleştirdim. Daha önce hiç Bolaño okumadığım için heyecanlıyım. Ayrıca tuğla kalınlığıyla bana meydan okuyor. Elimdeki İngilizce nüsha 898 sayfa. Şilili serseri yazarın ölmeden önce tamamladığı son romanı.&lt;br /&gt;4. Yaşar Kemal, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Karıncanın Su İçtiği&lt;/span&gt;. Büyük ustanın Bir Ada Hikâyesi'ne geçen ay başlamıştım, hemen yapıtın çıkmış olan diğer iki cildini de istetiverdim, Gergedan Kitabevi'nden. Sağolsunlar hemen getirdiler, ancak ilk cildi bitirdikten sonra bunu ve devamı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Tanyeri Horozları&lt;/span&gt;'nı henüz bekletiyorum. Eğer daha heyecan verici yapıtlar araya girmezse yakınd başlayabilirim umarım.&lt;br /&gt;5. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;11.B&lt;/span&gt;. Yani bienalin metinleri. Daha çok nesne kitap olarak ilgimi çektiği için aldım, bir de sevgili dostlarım İlkay ve Emre'nin emekleri için. Elbette başka dostlar da işin içinden çıktı. Ama itiraf edeyim, henüz bienal sergilerini gezmedim ve endişelerim sadece metinlerle yetineceğim yönünde, umarım haksız çıkarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu listeyle yeniden aktif olarak bloglamaya geri dönmeyi de umuyorum. Bakalım artık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-3048696659334541016?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/3048696659334541016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=3048696659334541016' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3048696659334541016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3048696659334541016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/10/birikmis-kitaplar.html' title='Birikmiş kitaplar...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StODre9aFoI/AAAAAAAAACo/Zk5j5Myr28s/s72-c/Kitaplar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-2708855054836528754</id><published>2009-09-15T15:22:00.004+02:00</published><updated>2009-09-15T15:43:33.048+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Koşmak İsteyenler 1 - Eddie Izzard</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://newsimg.bbc.co.uk/media/images/46380000/jpg/_46380745_lonelyeddierunner466.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 238px;" src="http://newsimg.bbc.co.uk/media/images/46380000/jpg/_46380745_lonelyeddierunner466.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çok geç haberdar oldum &lt;a href="http://www.eddieizzard.com/"&gt;Eddie Izzard&lt;/a&gt;'dan, tam olarak &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Across the Universe&lt;/span&gt; filmindeki kısa ama uçuk rolü dikkatimi çekti, biraz araştırınca Britanya'nın yetiştirdiği sağlam komedyenlerden biri olduğunu öğrendim. Öyle sulu zırtlak komedyen değil, entelektüel komedyenlerden... Bir bakıma Lenny Bruce, Andy Kaufman, Jerry Seinfeld... Meseleleri kimi zaman cinsiyet üzerine, kimi zaman popüler kültür, kimi zaman da evrim ve dünya tarihi... Boş değil kesinlikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelmiş 47'sine. Mesleğinde başarılı, Avrupa'da ya da Amerika'da turneye çıktığında şovu yok satıyor, gösterilerinin kayıtları da ilgi çekiyor. Peki neden kıyak bir yaşam sürmeyi, keyfini çıkarmayı seçmeyip de aylardır neredeyse her gün kilometrelerce yolu koşarak kat ediyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam olarak belirtmek gerekirse, antrenman sürecini saymıyorum, 7 haftadır, haftada 6 gün, günde 40 kilometreyi aşan bir maraton koşuyor ve hedefi iki aylık bir sürede 43 maraton koşmak. Sebebi, &lt;a href="http://www.sportrelief.com/"&gt;Sport Relief&lt;/a&gt; adı verilen yardım organizasyonuna bağış toplamak. Nereden bakarsanız çatlaklık bu diye yorumlayabilirsiniz, ama işte bu çatlaklar dünyada fark yaratıyor, hem mesleki alanlarında, hem de insanlık için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-2708855054836528754?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/2708855054836528754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=2708855054836528754' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2708855054836528754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2708855054836528754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/09/kosmak-isteyenler-1-eddie-izzard.html' title='Koşmak İsteyenler 1 - Eddie Izzard'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-588621679752111348</id><published>2009-07-17T05:33:00.005+03:00</published><updated>2009-07-18T03:17:09.199+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Ma Chère Christine Darbon-Doinel</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.xenix.ch/_img/1_programm/movie/2028.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 262px;" src="http://www.xenix.ch/_img/1_programm/movie/2028.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başka bir zaman diliminde ve başka bir mekanda olma imkânı sunulsaydı bana, 1960'lardan itibaren Paris'te bir sinefil olmayı tercih ederdim herhalde. Henüz yeni istim almış kalkınma hamleleriyle yeniden yapılanan Fransa'da, birtakım genç yönetmenler &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Cahiers du Cinéma&lt;/span&gt; dergisi ve &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Cinématheque &lt;/span&gt;etrafında toparlanarak yepyeni bir sinema dili oluşturmayı başarmışlardı. İşte bugünlerde o dönemin filmlerini izlemeye yeniden başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;François Truffaut'nun &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Les 400 Coups&lt;/span&gt; ile başlattığı Antoine Doinel serisinde en az Jean-Pierre Léaud kadar şık oynadığını düşündüğüm Claude Jade'a işte bugünlerde hayran oldum. Ne yazık ki bu hayranlığım karşılıksız çıkacak, ne de olsa 2006 yılında beyaz perdenin ölümsüzleri arasında yerini almış Mme Jade. Yine de elimizin altında en azından üç Doinel filmindeki, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Baisers Volés&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Domicile Conjugal&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style:italic;"&gt;L'Amour en Fuite&lt;/span&gt;, performansı yer alıyor, yaklaşık kırk yıllık sanat hayatındaki sekseni aşkın yapıtı saymıyorum bile.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-588621679752111348?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/588621679752111348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=588621679752111348' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/588621679752111348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/588621679752111348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/07/ma-chere-christine-darbon-doinel.html' title='Ma Chère Christine Darbon-Doinel'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-3370822833731549102</id><published>2009-06-14T18:15:00.003+03:00</published><updated>2009-06-14T18:23:30.085+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Aletler Bizi Mülayim Yapıyor...</title><content type='html'>"Teknoloji belli bir düzeye eriştiğinde incanlar kendilerini suç işlemiş gibi hissetmeye başlarlar. (...) Peşinde birileri vardır, bilgisayarlar belki, makine polisler. Araştırılmaktan kurtulamazsın. Seninle ya da tüm varlığınla ilgili bilgiler toplanmıştır veya toplanmaya başlanmıştır. Bankalar, sigorta şirketleri, kredi kurumları, vergi müfettişleri, pasaport daireleri, rapor servisleri, polis kurumları, istihbaratçılar. (...) Aletler bizi mülayim yapıyor. Onlar suçlu olduğumuzu belirten bir kâğıt çıktısını etrafa dağıtırlarsa suçluyuz demektir. Ama bu daha da derinlere kadar uzanır, öyle değil mi? Sadece varlığı, kanıtı, teknolojinin inanılmaz zenginliği bize suç işlediğimiz duygusunu vermeye yeter. Sadece bu şeylerin bu kadar yaygın oluşu bile. İşlemcilerin, tarayıcıların, sınıflandırıcıların. Bunlar kendimizi suçlu hissetmemiz için yeterli. Ne muazzam bir ağırlık! Ne karmaşık programlar! Ve bunları bize açıklayacak kimse yok."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Don Delillo&lt;/span&gt;'nun 1978 tarihli &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Koşan Köpek&lt;/span&gt; adlı romanından &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Gürol Koca&lt;/span&gt; çevirisiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-3370822833731549102?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/3370822833731549102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=3370822833731549102' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3370822833731549102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3370822833731549102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/06/teknoloji-belli-bir-duzeye-eristiginde.html' title='Aletler Bizi Mülayim Yapıyor...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8303795024880691547</id><published>2009-05-03T17:32:00.002+03:00</published><updated>2009-05-03T17:37:53.495+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Şirket Nevrozu</title><content type='html'>"Şirketle; aile üyelerinden biriyle, örneğin bir anneyle kurulabilecek kadar karmaşık ve anlaşılmaz ilişkiler yaşanır. Aynı zamanda hem iyi, hem kötü, hem koruyucudur, ama dolandırıcı ve hadımlaştırıcıdır da. Şirket sizden zaman ve mekânla sınırlandırılmış bir çalışma ister sadece, fakat size hep daha fazlasını talep ediyormuş gibi gelir. Orada durmakla yetinir, ama hep bir şeyler daha yapılmasını bekler gibidir. Sadece bir fabrikanın değil, bir hayvanın ve bir insanın karşısında da, böyle bir şeye kayıtsız kalınamaz. Bu durumda her an onu sevebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz. Her iki durumda da, onun tutsağı olursunuz. Sürekli, sonunda sizi kabul edeceğini, hatta seveceğini umut eder durursunuz. Bu da sizin kendinizi sevmenizi sağlayacaktır! Ama bu mümkün değildir, bunu bilirsiniz! Bunun üzerine sizi sevmemesi için elinizden geleni yaparsınız! Böylece bunu onun başına kakabileceksinizdir! Bu durumda ona duyduğunuz öfke haklı bir nedene dayanacaktır! Ve ona savaş ilan ederek sonsuza kadar döner durusunuz. İşte nevroz dedikleri şey bu. Tam bir kısırdöngü."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[François Vigouroux, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bizi neden terk ettin sayın başkan?&lt;/span&gt;, Çev: Işıl Özcan, Ayrıntı Yayınları]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8303795024880691547?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8303795024880691547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8303795024880691547' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8303795024880691547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8303795024880691547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/05/sirket-nevrozu.html' title='Şirket Nevrozu'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-890318858810156730</id><published>2009-05-03T16:38:00.004+03:00</published><updated>2009-05-03T16:46:40.060+03:00</updated><title type='text'>Beltane - Kelt 1 Mayısı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3298/3490982524_bd65645cd5.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 200px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3298/3490982524_bd65645cd5.jpg?v=0" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Alternatif 1 Mayıs Bayramı önerisi: Keltler, paganlar ve wiccanlar için genellikle 1 Mayıs'ta kutlanan Beltane festivali Türkiye'de de kutlansın. Hatta önümüzdeki sene Taksim'de... Yerse... Böylece toprağın doğurganlığının kutsandığı bu günde biber gazlı, robocoplu, demir bilyeli kendimize özgü kutlama ritüelimizin yerini şenlik ateşli, renkli bedenli, orjili bir kutlama ritüeli alır, fena mı olur? Yerse... (Tabii zamanımızda devlet görevlilerimizin bir kısmından duyduğumuz, 'satanistlerde isterse' gibi ayrımcı replikleri unutmuş değilim. Satanist de istesin, ne olur? İsteyenin bir yüzü kara...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3585/3491901407_2e18016101.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 200px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3585/3491901407_2e18016101.jpg?v=0" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-890318858810156730?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/890318858810156730/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=890318858810156730' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/890318858810156730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/890318858810156730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/05/beltane-kelt-1-mays.html' title='Beltane - Kelt 1 Mayısı'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6960783272006657780</id><published>2009-05-03T16:21:00.003+03:00</published><updated>2009-05-03T16:28:06.180+03:00</updated><title type='text'>Bandista - Mayısın müziği</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img1.loadtr.com/b-349803-bandista.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 300px;" src="http://img1.loadtr.com/b-349803-bandista.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Güzel çocuklar, güzel müzikler, keyfimiz yerinde, aklımız başında... İster devrime koşanlar, ister güneşi bekleyenler, kimisini barikata, kimisini dansa çağıran bu müziklere bir kulak kabartın. &lt;a href="http://www.tayfabandista.org/"&gt;Bandista&lt;/a&gt; diyor ki, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;de te fabula narratur&lt;/span&gt;, senin benim hikayemi anlatıyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6960783272006657780?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6960783272006657780/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6960783272006657780' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6960783272006657780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6960783272006657780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/05/bandista-maysn-muzigi.html' title='Bandista - Mayısın müziği'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8853030286529373570</id><published>2009-04-13T11:14:00.001+02:00</published><updated>2009-04-13T11:16:18.968+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Gına</title><content type='html'>Bu uyutmacadan sıkıldım iyice. Başlangıçta inandırıcı geliyordu, bir zamanların karanlık işlerle anılan isimleri normal karşılanıyordu, ama zamanla işler çığırından çıktı sanki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ya da iki ayda bir sabah uyandığımda manşetlerde yeni bir dalgadan bahsediliyor ve gözaltına alınan prestijli isimler sayılıyordu. Savcıların talimatlarıyla bir sürü insan toplanıyor, ülkenin en gizemli soruşturmasına dahil ediliyordu. Dalga sayısı arttıkça göz altına alınan insanların saygınlığı da artıyordu sanki. İlk baştaki gibi ağzından köpükler saçan çeşitli ırkçıların ya da gerçekten darbe heveslisi olabilecek asker emeklilerinin yerini profesörlerin, gazetecilerin ve laiklik sempatizanlarının almasıyla işler daha da çığırından çıkmış izlenimi vermeye başladı. Hükümetin muhalefete karşı baskı yapmak için bu soruşturmaya destek verdiği izlenimi alenen oluşmaya başladı. Ne zaman ülkenin gündemi tükense, pat diye yeni bir soruşturma dalgası, gözaltı dalgası. Açıkçası çok riskli bir tiyatronun can yaktığını düşünür oldum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum da çok can sıkmaya başladı. Artık bu meselenin gün geçtikçe herkese atılacak bir çamur kıvamına geldiğini görüp ürker hale de geldim. Sabaha karşı operasyonların yapıldığı bir ülkede yaşıyor olmak, sadece ürkütmüyor, moral bozuyor. Artık bir toplumsal barışın yapılmasını arzuluyorum. Bir zamanlar demokrasi dışı düşünceleri olan kim kaldıysa dışarıda, kabullensin ülkenin normalleşmesi gerektiğini ve hem hükümet hem de laiklik yanlıları, darbe masallarını rafa kaldırsınlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeteri kadar saçmalandığını hissediyorum. Tıpkı son Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin gösterdiği gibi, oynanacak futbol kalmadığında başarısız gözükmemek için saçmasapan şiddet oyunları sergileyen futbolcuların ve komplo söylentileri çıkaran yöneticilerin artık her iki takım taraftarı tarafından da küçük görülmesi ve destek bulmaması durumunda olduğu gibi, şu Ergenekon meseli de halk tarafından küçük görülüyor ve destek verilmiyor. Obama çılgınlığının, ekonomik müjdelerin sona böyle erdirilmemesi gerekiyordu, güzel bir Nisan gününde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8853030286529373570?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8853030286529373570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8853030286529373570' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8853030286529373570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8853030286529373570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/04/gna.html' title='Gına'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1911524847390403388</id><published>2009-04-08T19:30:00.004+02:00</published><updated>2009-04-08T19:46:53.920+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Bir Kutu-adama Silah Doğrultulmaz...</title><content type='html'>"Aslına bakılacak olursa, kutu yapmak öyle uzun boylu bir iş değildir (ihtiyaç halinde bu iş bir saatten az sürer). Ama kutuyu taşımaya başlamak ve kutu-adam olmak çok cesaret gerektirir. Ne olursa olsun denerek bu anlamsız kutu kafanın üstünde sokağa çıkıldığında, kutu-adam haline gelinir. Yani ne adamsınızdır artık, ne de kutu. Bir kutu-adam tıpkı yılanlar gibi, hoş olmayan bir zehir taşır. Aynı şekilde, ininde halka sergilenen bir ayı-adam veya bir reklam afişi üzerinde bulunan bir yılan-kadın da belirli dozda zehir salgılarlar, ama bunlar bir giriş bileti karşılığında hemen etkisini kaybederler. Oysa kutu-adamın zehrini salgılaması bu kadar basit bir sorun değildir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"A.'nın tek hatası, kutu-adam olma konusunda bir başkasından daha bilinçli olmasıydı. Onunla alay edemezsiniz. Bir kere bile olsun, kimliği belli olmayan insanlar için var olacak, kimliği belli olmayan ve kapıları fark gözetmeksizin herkese açık olacak bir şehir hayal ettinizse; kendinizi bir kere bile olsun, yabancı insanlar arasında, savunmaya gerek duyulmayacak bir şekilde, amuda kalkıp yürüyebileceğiniz veya kimse bir şey demeden sokakta uyuyabileceğiniz; yeteneğinizle gurur duyuyorsanız şarkı söyleyebileceğiniz ve bütün bunları yaptıktan sonra, arzu ederseniz o kimliği belli olmayan kalabalığa karışabileceğiniz bir şehirde düşündünüzse, kayıtsız olamazsınız, zira siz de her zaman onunla aynı tehlikelerle karşı karşıyasınız.&lt;br /&gt;İşte bu nedenle, hiçbir zaman bir kutu-adama silah doğrultmamak gerekir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kobo Abe'nin &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kutu Adam&lt;/span&gt; adlı romanından... Türkçesi Ahmet Gürcan, Remzi Kitabevi'nden 1993 yılında yayımlanmıştı.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1911524847390403388?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1911524847390403388/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1911524847390403388' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1911524847390403388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1911524847390403388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/04/bir-kutu-adama-silah-dogrultulmaz.html' title='Bir Kutu-adama Silah Doğrultulmaz...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-2763897900583461223</id><published>2009-04-07T02:10:00.006+02:00</published><updated>2009-04-11T14:30:15.026+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><title type='text'>L'aquila depremi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3376/3417813253_cf8e1ba575.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 100px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3376/3417813253_cf8e1ba575.jpg?v=0" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Gecenin bir vakti, muhtemelen huzur dolu bir uyu sürerken, yer kıpırdanmaya başlar, gittikçe şiddetlenen sarsıntı uyandırır, güven yuvası evin üzerine yıkılmadığına dua edersin, eğer gerçekten şanslıysan. Daha önceden televizyonda başka şehirlerdeki yıkımını görmüşsündür, acırken bile kendine kondurmakta zorlanırsın. Ta ki, senin şehrini, kasabanı, köyünü de vurana kadar. Dünyanın kendi ritminde, insanları hiç kaale almadan yarattığı sarsıntılar, insanların binbir emekle kurdukları düzenleri paramparça edercesine etkiler; ta ki yeniden kurana kadar, belki de binlerce bina eksik, binlerce can kaybolmuş...&lt;br /&gt;2009 Nisan ayında, eski kıta Avrupa'nın görece genç toprakları İtalya'da 6,3 şiddetindeki bir deprem, l'Aquila kasabası başta olmak üzere, binlerce binayı bir daha oturulamaz hale getirdi. İlk günün bilançosu, 150'nin üzerinde ölü, 1500'ün üzerinde yaralı, 50.000'in üzerinde evsiz. Henüz bu satırları yazdığımda artçı sarsıntılar devam ediyordu. İddia odur ki Etna Yanardağı'ndaki faaliyetler ile, bu depremlerin bir bağlantısı vardır. Aynı gün Endonezya'da bir uçak da düşünce, dünyanın hareketlerinin külliyen insanoğlunun hareketlerine müdahalesini daha iyi görebildik. Biz insanlar, sadece bu dünya üzerindeki varlıklardan biriyken, ne kadar da yanlış yere gurur yapmışız uygarlığımızdan, yine anladık.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3383/3417809331_864d3f21e8.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 100px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3383/3417809331_864d3f21e8.jpg?v=0" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Yine de umutsuzluğa kapılmaya hiç gerek yok. Hatta olup bitenleri değerlendirdiğimizde, insanoğlunun ölümlülüğüne rağmen kazançlarını görebiliriz: Enkaz altında kalanlara yardım eden ekiplerden, o güne kadar sahip olduklarını yitirenlere yardım edenlere; evleri yıkılmayanların duruşlarından, acı dolu insanların metanetine kadar insanın gücüyle ilgili &lt;a href="http://www.pixcetera.com/news/earthquake-in-italy/52070"&gt;pek çok fikir &lt;/a&gt;edinebiliriz İtalya'daki bu depremden. Benim ulaştığım en önemli yargı, depremin dünyanın sonu olmadığı ve insanların mümkün mertebe bu depremi olağan karşılamaları. Yoğun olarak etkilenmeyen pek çok insanın arka planda düzgün bir biçimde hayatlarına devam ettikleri görülüyor bu fotoğraflardan. Aynı şekilde yardım mekanizmalarının da hızla işletildiği anlaşılıyor. Kaos söz konusu değil, mümkün olduğunca düzenli bir şekilde sorunlarla başa çıkılıyor anlaşılan. Yıkım tahmin edilmeyen bir boyutta olabilir, ama metanetle yıkımın karşısına geçiliyor anlaşılan.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3376/3418627927_8f32e489d8.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 200px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3376/3418627927_8f32e489d8.jpg?v=0" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;1999 Ağustos'unda Yalova'daydım, öncesinde ne Erzincan'daydım ne de Adana'da, sonra Düzce'de de değildim. Büyük bir depremin şokunu yaşadım, yıkımı gördüm, tepkiyi algılamaya çalıştım. O zaman profesyonellik yoktu ortada, kim elini atarsa o yardım ediyordu. İnsanlar büyük ölçüde panik yaşadı, yıkıma maruz kalanlar doğal olarak, ama yardım mekanizmalarının da iyi işletildiğini kimse iddia edemez. Sonrasında elbette AKUT ve benzeri mekanizmalar belli standartlar getirdi, ama ne kadar yeter hala tartışılır. Profesyonel yardımları, şahsen çok analiz edemem; ama sıradan insanın tepkilerini İtalya depremiyle karşılaştırdığımda, Türkiye'deki depremlerin sıradışılığının daha çok vurgulandığını görüyorum. İtalya'dan aldığım ders şu olacak: Eğer ben etkilenmediysem depremden ve profesyonel yardım mekanizmalarında yer almıyorsam, hayatımı normal olarak sürdürmeye gayret etmeliyim; bahane haline getirmemeli, dünyanın sonu geldi psikolojisine girmemeliyim. Doğanın ve dünyanın güçlerinin farkında olarak yaşamalıyım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-2763897900583461223?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/2763897900583461223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=2763897900583461223' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2763897900583461223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2763897900583461223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/04/laquila-depremi.html' title='L&apos;aquila depremi'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-4789021802644049622</id><published>2009-04-05T00:15:00.006+02:00</published><updated>2009-04-05T03:15:45.278+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>20. yüzyıla övgü...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://metalhead.at.infoseek.co.jp/influences/coverdale/david2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 450px;" src="http://metalhead.at.infoseek.co.jp/influences/coverdale/david2.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;20. yüzyılın üzerinden 10 yıl geçti neredeyse, ama yine de o yüzyıla aitmişim gibi hissediyorum kendimi. Üstelik o yüzyılda sadece yirmi üç yıl yaşadım, son çeyreğinde. Ama değerlerim, dünyaya ve şeylere bakışım büyük ölçüde o yüzyılda şekillendi. Üstelik Reagan, Bush, Clinton üçlüsüyle; Evren, Özal, Demirel üçlüsünün etkisi altında. Çocukluk, ilkgençlik ve gençlik yıllarım o yüzyıldaydı. İlkokul, lise ve lisans eğitiminin ilk beş senesi (neredeyse tamamı, sonradan derslere girmem gerekmemişti) söz konusuydu. Müzik olarak da, şahsen, Glam Rock, NWOBHM, Hard Rock, Thrash, Heavy Metal, Speed, Hardcore, Doom, Grunge, Modern Rock, Alternative Rock, Brit Rock, Indie Rock sıçramalarını yapmıştım. İlk albümüm o yüzyılda Poison'a aitti, 1994'te Metallica konserine gitmiştim, 1996'da Pearl Jam, 1998'te Rolling Stones. Yüzyılı Taksim meydanında Athena konser verirken bir uçtan öteki uca kat ederken bitirdiğimi hatırlıyorum, sonra da Nişantaşı'nda birilerinin evine gitmiştim, evdeki insanlar çoktan uçuyorlardı. Douglas Coupland'ın X Kuşağı'nı, Elizabeth Wurtzel'in Prozac Toplumu'nu okumuştum, yine Coupland'ın Kız Arkadaşım Komada kitabını da okumuştum ve binyıl döngüsünde kıyamet bekliyordum. Berlin Duvarı'nın yıkılışı, SSCB'nin dağılışı, Yeltsin'in tanklar üzerindeki görüntüsü; İran-Irak Savaşı, Irak'ın Kuveyt'i İşgali ve Irak çöllerinde yanan petrol boruları görüntüsü; Uğur Mumcu'nun öldürülüşü, Tansu Çiller zamanındaki devalüasyon ve Değirmendere'deki denize gömülmüş sahil yaşamının televizyon kanallarına yansıyan görüntüsü şu anda zihnime üşüşüyor. Spectrum 16K ile bilgisayarla tanışmıştım, Commodore 64, Amiga 500, 8088 PC derken Pentium bir masaüstüyle yüzyılı kapatmıştım. İlk cep telefonum hantal bir Motorola'ydı ve 1998 yılında o zamanki sevgilimle rahat iletişim kurabileyim diye edinmiştim, sonra iletişim kazası sonucunda ayrılmıştık. Çizgi filmlerim Voltron, He-man, Clementine... Dizilerim Mavi Ay, Beverly Hills 90210, Friends... Film serilerim Geleceğe Dönüş, Terminatör, Üç Renk... Favori yönetmenlerim Spielberg, Kusturica, Fincher... En çok kitabını okuduğum yazarlar Enid Blyton, Milan Kundera, Paul Auster... Eskittiğim ve bir ikincisini aldığım albümler Achtung Baby, Nevermind, Ten, Wish, Metallica, Use Your Illusion II, Blood Sugar Sex Magik idi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu gece, durupdururken, neden nostalji katarına binmiş durumdayım? Gün boyunca Deep Purple'dan Whitesnake'e doğru ilerleyen David Coverdale'in doğduğum yıl kaydettiği solo albümü Northwinds'i dinlediğim için olmalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.deep-purple.net/discography/northwinds/Northwinds_big.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 300px;" src="http://www.deep-purple.net/discography/northwinds/Northwinds_big.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-4789021802644049622?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/4789021802644049622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=4789021802644049622' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4789021802644049622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4789021802644049622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/04/20-yuzyla-ovgu.html' title='20. yüzyıla övgü...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-4759805485166991596</id><published>2009-04-04T02:24:00.002+02:00</published><updated>2009-04-04T02:30:17.448+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Yalıyar</title><content type='html'>"Bir gün, yalıyarda Meaume elini kadının omzuna koydu. Kadın elini hemen itti. Meaume uçuruma yaklaştı; yalıyarın dibindeki dev dalgalara baktı. O zaman Marie, gravürcü Meaume'a dedi ki: 'Ben, bağışlamak gerek. Memelerim okşandığında hemen kadın olmanın acısını çekiyorum. Buradaki bütün kadınlar böyle yaratılmış.'&lt;br /&gt;-Trognon da mı?&lt;br /&gt;-Trognon da.&lt;br /&gt;Hemen ardından, daha alçak sesle: 'Kuşkusuz bilmiyorsunuz ama bu dünyada yaşayan kadınların genellikle kötü bir anısı vardır,' diye ekledi.&lt;br /&gt;Ve sustu.&lt;br /&gt;'Susmayın, susmayın. Bana bir şeyler söyleyin,' dedi Marie.&lt;br /&gt;Ağlıyordu. &lt;br /&gt;Meaume kadının elini tuttu. Marie hemen elini çekti."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Pascal Quignard'ın &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Roma'daki Teras&lt;/span&gt; adlı yapıtından, Osman Senemoğlu çevirisi, Sel Yayıncılık.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-4759805485166991596?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/4759805485166991596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=4759805485166991596' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4759805485166991596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4759805485166991596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/04/yalyar.html' title='Yalıyar'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6370567896214453221</id><published>2009-03-24T17:48:00.004+02:00</published><updated>2009-03-24T18:09:13.973+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><title type='text'>So Say We All...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://images.fanpop.com/images/image_uploads/Battlestar-Galactica-battlestar-galactica-64006_1920_1200.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 250px;" src="http://images.fanpop.com/images/image_uploads/Battlestar-Galactica-battlestar-galactica-64006_1920_1200.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Televizyon kendi efsanelerini yaratıyor... Edebiyat ve diğer sanatlar da efsaneler yaratır, ama televizyon dizileri apayrı bir fenomendir. ABD kültürünün en önemli kaynaklarından biri olarak televizyonu ve dizilerini kabul edebiliriz; diğer ülkeler de televizyona yatırım yapsa da, hem teknik hem de içerik açısından ABD en güçlü, köklü ve etkili olanlarından biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Türkiye'de uzun yıllar &lt;span style="font-style:italic;"&gt;TRT-1&lt;/span&gt; tarafından dünyadan çeşitli dizilerle tanıştırıldık. 1980'lerden öncesini şahsen bilmiyorum, ama 80'lerin efsaneleri &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Dallas&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Hanedan&lt;/span&gt; gibi pembe dizi kıvamındaki aile dramları, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Cosby Ailesi&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Muhteşem İkili&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Charles İş Başında&lt;/span&gt; gibi durum komedileri, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kara Şimşek&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Uzay Yolu&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ziyaretçiler&lt;/span&gt; gibi aksiyon ya da bilim-kurgu dizileriydi. Özallı yıllarda kültürümüzün Ceyar tarafından da şekillendirildiğini söyleyebiliriz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanla televizyon dünyası çok değişti, yayıldı, özelleşti, çeşitlendi. Ama yine de bazı diziler efsane olmaya devam ediyor. Bugün &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Lost&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Heroes&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sarah Connor Cronicles&lt;/span&gt; gibi aksiyon/bilim-kurgu/dram dizileri milyonlarca izleyiciye ulaşıyor. Üstelik sadece televizyon kanallarında yayımlanarak değil, dvd'ler, internet yayımları, kitaplar, her türlü yan ürün kullanılarak da. Artık bir diziyi izlemek için TRT-1'in yayın saatini beklemiyoruz, her birimiz kendi zamanında ve kendi koşullarında izliyor. Bu ilginç durumlar yaratabiliyor tabii: İzlediğimiz dizi hakkında dedikodu yapamıyoruz gönül rahatlığıyla. Benim izlediğimi bir başkası henüz izlememiş olabilir, ben de onun geldiği yerde olmayabilirim. Dolayısıyla yeni zamanda efsaneleri bambaşka kat ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle içeriğinden, olup bitenlerden, detaylarından bahsedemeyeceğim bir efsaneyi kat etmiş olduğumu tarihe not düşmek istiyorum: &lt;a href="http://en.battlestarwiki.org/wiki/Portal:Battlestar_Galactica_(RDM)"&gt;Battlestar Galactica (Reimagined)&lt;/a&gt;. Kesinlikle televizyon tarihinde yerini alacak bir dizi oldu; uzantıları devam edecek: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;The Plan&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Caprica&lt;/span&gt;. 1970'lerin sonlarında çekilmiş olan ilk &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Battlestar Galactica&lt;/span&gt;'yı hatırlamasam da, 2000'lere damgasını vurmuş olan bu diziyi hep hatırlayacağım. Bu nedenle şanına yakışır bir şekilde BSG'ye veda etmek istedim: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;So say we all&lt;/span&gt;...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6370567896214453221?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6370567896214453221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6370567896214453221' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6370567896214453221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6370567896214453221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/03/so-say-we-all.html' title='So Say We All...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-7963100692159051429</id><published>2009-03-17T23:06:00.005+02:00</published><updated>2009-03-17T23:29:58.831+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Bir Kahve Salonunda</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/ca/espresso-roasted_coffee_beans.jpg/450px-espresso-roasted_coffee_beans.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 533px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/ca/espresso-roasted_coffee_beans.jpg/450px-espresso-roasted_coffee_beans.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kimsenin ilgilenmeyeceğini bilerek geldim. Caz müziği, rahat koltuk ve kahve eşliğinde okuyup yazmak için. Şehrin sunduğu imkanlardan biri de bu tarz mekanlar. İnsanların gözü size dikilmeden istediğiniz kadar vakit geçirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayıldığı için şeytanlaştırma eğilimi gösteririz bu tarz yerlere... Kötü gözlerle bakanlar, bu mekânların varlığından hoşnut olmayanlar, bu tarz yerlerin kendi kültürlerine tehdit oluşturduğunu düşünenler az değildir. Peki tam olarak nedir şu anda bu mekânın oluşturduğu tehdit?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konforlu bir mekânda, özellikle dikkat çekmeye çalışmayan bir müzik çalarken farklı tatlarda kahve ve diğer içecekleri tüketebilir, farklı yiyecekleri yiyebilirsiniz. Kimse sizi taciz etmez, rahat edersiniz. Gündelik hayatın farklı konularında ahkâmlarını size sunmaz, garsonlar, başınızda taciz yürüyüşleri yapmazlar. Yiyecekleri ve içecekleri standarttır, beğenir ya da beğenmezsiniz, ama sizi hayal kırıklığına uğratmazlar. Bir zincir mağazadır elbette, ama gerek diğer zincirler gerekse de lokal mekanlar aynı ya da benzer hizmeti sunabilir. Yerel mekânları ortadan kaldırmaları riski elbette vardır, ama insanlar yerel mekânları gerçekten severlerse zaten onları boşlamazlar ve onlar batmazlar. Bazı lokal işletmelerin kapanma sebebi hizmet atmosferinde yaşadıkları sorunlardır, yoksa daha güçlü ve daha çekici birinin mahalleye gelmesi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Yukarıda yazdıklarımı bir Starbucks'ta yazdım. Meselenin 'kapitalist' yanına girmedim, sadece orada bulunma anında edindiğim izlenimlerden hareket ettim. Bir deftere yazdım onları, şimdiyse yeniden yazıyorum bloga. Zihnimde sanırım geleneksel mekânlarla modern mekânlar arasındaki karşılaştırmalar, bir de yerel işletmeler ile küresel işletmeler arasındaki karşılaştırmalar dönüp dolaşıyor olmalı. Emek sömürüsü ya da çevre meseleleri açısından bakmadım, bakacak malzemem de yoktu elimde. Müşteri konumunda içeri girdiğinizde elbette size kahve tarlalarındaki koşulları ya da başka tatsız durumları anıştıracak herhangi bir görüntünün esamesini sunmazlar. Bunların varlığını da ya gidip görenlerden dinlersiniz ya da hikâye olarak yazanlardan, belki en fazla filmini izlersiniz. Ama şu kahve denen meretin, Sumatra'da, Kenya'da ya da Brezilya'da gerçekten hangi koşullarda üretildiğini hangimiz kendi gözlerimizle gördük? Eminim köşebaşındaki Kurukahveci Efendi'nin kahvesi de Starbucks'ın kahvesinin arkasında yatan sömürü koşullarına benzer koşullarda üretilmiştir. Bu hayatın acı gerçeklerinden biri, gündelik hayatta tükettiğimiz malların çok ama çok büyük bir bölümünün üretim koşullarına bakmaya dayanamazsınız, ama onları üreten birileri var, yoksa biz onları tüketemezdik. &lt;a href="http://kottaslama.org/php/kt/wp/"&gt;Yoksa siz kot giymiyor musunuz?&lt;/a&gt;]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-7963100692159051429?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/7963100692159051429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=7963100692159051429' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7963100692159051429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7963100692159051429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/03/bir-kahve-salonunda.html' title='Bir Kahve Salonunda'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-57901558026565357</id><published>2009-03-14T21:05:00.006+02:00</published><updated>2009-03-14T21:21:14.021+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Panik Yok! Herşey Kontrol Altında! Önce Kadınlar ve Çocuklar!</title><content type='html'>Sanat hayatın içine karışınca tabii işler zor oluyor. Sanatçı ne diyorsa onu tam da dediği gibi anlamaya çalışanlar ile bambaşka anlayanlar birbirlerine karışıyorlar. Yanlış anlamalar ortaya çıkıyor. İnsanlar tam olarak birbirlerini anlamazlar zaten, çoğu zaman ya anladıkları kadarını kabullenirler, yaklaşık sonuçlarda kalırlar, ya da anladıklarını sanarlar, yaklaşık sonuçlarda yanılırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yine de kimi zaman gereksiz paniklere yol açabiliyor bazı sanat yapıtları. Tecrübeyle sabit oldu: Bir önceki metin, &lt;a href="http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/03/kanyaslar.html"&gt;Kanyaşları&lt;/a&gt;, bir-iki ufak yanlış anlaşılmaya yol açtı. Bunlar da yuvarlanıp çığ haline gelmeden düzeltildi, sanırım. Ama yine de hatırlatıcı bir uyarıya gerek var: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan özellikle ailelere sesleniyorum, çocuklarınızın sanat eserlerine bakarken lütfen onları hayatları sanma yanılgısına düşmeyin! Biliyorum, gizli gizli çocuklarınızın günlüklerini okumaya, arkadaşlarıyla tanışmaya, izledikleri filmleri izlemeye, oturdukları yemekleri yemeye alıştırılmışsınız; sevgiyle karışık kontrol zihniyetiyle onlardan sorumlu olduğunuzu sanıyor, sansüre boğuyorsunuz; biliyorum iyi niyetlisiniz, ama kazların ayakları hiç de sandığınız gibi olmayabiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatın en güzel işlevi, gerçekleştiğinde oldukça yıkıcı sonuçlar yaratacak bazı durumları simüle ederek kişinin deşarj olmasını, tatmin olmasını, denemiş olmasını sağlamasıdır. Depresif olmaya eğilimli kişiler, sanatla uğraşsın uğraşmasın, depresif olmaya eğilimlidir; ama sanatla uğraşanları, en azından sanatın dönüştürücü gücünü kullanarak, düşünüyor, sorunlarla başa çıkabiliyor, kendilerini kontrol altında tutabiliyorlar. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;Kanyaşları&lt;/span&gt; gibi bir metinde kişi metaforik olarak duvara yumruk attığını hissediyor olabilir, ama bu onun illaki duvara yumruk attığı anlamına gelmez, ha atmışlığı vardır zamanında, gerçi bu da bambaşka bir hikaye. Diyeceğim odur ki, aman ha sanatı gerçek, gerçeği sanat sanmayın; her okuduğunuza inanmayın; bazen de koyverin gitsin yahu, çünkü güneş her gün yeniden doğuyor hâlâ ve bir gün yağmur varken ertesi gün olmayabiliyor, yeteri kadar beklerseniz her ikisini de görebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-57901558026565357?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/57901558026565357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=57901558026565357' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/57901558026565357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/57901558026565357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/03/panik-yok-hersey-kontrol-altnda-once.html' title='Panik Yok! Herşey Kontrol Altında! Önce Kadınlar ve Çocuklar!'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1514150450525586896</id><published>2009-03-10T20:26:00.000+02:00</published><updated>2009-03-10T20:28:00.611+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>Kanyaşları</title><content type='html'>Öfke katılaşıyor, yumruklarından akan kanyaşlarına dönüşüyor... Tekrar sükutuhayal... İçine doğru bir katman daha sarıyorsun... Her gün tekrar ettiğin hata: yaşam! Boşluğu neyle dolduracağını bulamadığın zaman, kendini yakıyor, küllerini dolduruyorsun... İlaçlar, eşyalar, boşa akan sözler... Hiçbiri kurtarmayacak... Sonunda kıracaksın içindeki acil durum camını, yaracaksın acını, akacak zehri... Damarlarında kaldıkça tıkayacak seni yalnızlığın... Vitrinden gözucuyla bakan ahali, almak ister misiniz gerçekten terk ettiklerinizi geri? Sosyal ağlar sonsuza kadar... Ben de...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1514150450525586896?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1514150450525586896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1514150450525586896' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1514150450525586896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1514150450525586896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/03/kanyaslar.html' title='Kanyaşları'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-3782354033804561025</id><published>2009-03-07T03:38:00.006+02:00</published><updated>2009-03-07T04:24:18.202+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Güzel Bir Gün... dü...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://archive.slamdance.com/2005/festival/images/film_photos/Special_Screenings/Amelia_web.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://archive.slamdance.com/2005/festival/images/film_photos/Special_Screenings/Amelia_web.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Beklenmedik bir hava, hareket özgürlüğü, dostluğunu esirgemeyen yaratıcı insanlar ve havada uçuşan fikirler, açılımlar, deneyimler... Bazı günler güzel geçiyor, kabul ederim. Onlardan bir gün oldu, eve döndüm ve durulmak istemiyorum... Uykuya yatıp yaratıcı kanalımdan akanları rüyaya ve kabusa dönüştürmek yerine kayda geçmek istiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dans videosu izledim bugün, facebook denen sosyal ağın bir nimeti oldu. Eskiden nasıldı enformasyon dolaşımı, bugün nasıl, karşılaştırma yapmaya hala gerek var mı, bilmiyorum, ama her gün internete girdiğimde, sosyal ağa bağlandığımda, ilham verici pekçok görüntüyle ve yazıyla karşılaşabiliyorum. İşte bugüne düşen &lt;a href="http://www.lalalahumansteps.com/"&gt;La La La Human Steps&lt;/a&gt; adlı dans grubunun bir performansıydı. &lt;a href="http://www.dailymotion.com/search/la+la+la+human+steps/video/x24hso_amelia-lock_creation"&gt;Amelia&lt;/a&gt; adlı bir performanslarından altı-yedi dakikalık bir kesit. Etkileyici geldi, etkilendim ve hem etkilenme olgusu üzerine hem de genel olarak performans sanatlarıyla yaratı sanatları arasındaki farklar üzerine düşünmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir bir alışkanlık oturtmaya çalışıyorum. Günde dört saatimi yazmaya ayırmayı başarmak istiyorum. Defterler aldım kendime, onlara her türlü düşünceyi, fikri, anlatıyı yazıyor ve birikmelerini izliyorum. Henüz yazdıklarım arasında bir bağ yok, bir süre sonra onların arasındaki bağı görürüm ya da oluştururum diye düşünüyorum. Ama elimde bunu yapabileceğim bir yekün olmalı. Yazmayıp sadece aklıma gelen fikirleri not aldığımda, olmadığını biliyorum artık. Bir de bunu deniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçte yazarken bilgisayar kullanmıyorum, bilerek. Çünkü bilgisayara yazmak, artık doğrudan yayımlanabilir metinler oluşturmak anlamına geldi benim için. Bir performans oldu. Mesela bu blog, anında yazılıyor, nadiren yazılmış olan değiştiriliyor, bu da ancak daha iyi bir ifade için yapılıyor. Tabii ki eskiden yazdığım yazıları koyduğum da oluyor, ama o yazıların da çoğunlukla bilgisayarda tek seferde yazıldıklarını belirteyim hemen. Kısacası benim için bilgisayarla yazmak, hemen yayımlamak anlamına geliyor şu aralar, yani yazıyı performe ediyorum aslında. Ama yazının kareografisi (kompozisyonu) oldukça kötü olabiliyor bu durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışma temposunu yeni yeni oturtuyorum. Deftere yazdıklarım ilerde başka bir süreçten daha geçecek, onları başka bağlamlarda tekrar teğelleyeceğim, kayıtları istediğim şekilde yeniden montajlayacağım ya da yazdıklarımı yeniden yazacağım. Böylece daha çapraşık, daha incelikli bir yapıt oluşturma şansım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Azımsanmayacak önemde bir fark da şu, bilgisayarla yazmanın ve yazmamanın: Bilgisayarda yazılanlar hemen dolaşıma çıkabiliyor, ama deftere yazılanlar bir kasaya emanet edilmiş gibiler, dolaşıma çıkarılmaları için başka bir işlemden geçirilmeleri gerekiyor.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı çok nadiren bir performans sanatı olabilir, daha çok bir yapıt sanatıdır. [Performans sanatı, bana göre, ön-prodüksiyon aşaması ne olursa olsun, "sahnede" (tiyatro salonu, gösteri merkezi, derslik, dans salonu, konser alanı, bar sahnesi, vb.) seyirciye karşı yaratma anlamına gelir; yapıt sanatı ise, yine bana göre, sanatçının yapıtını, yarattıktan sonra, seyircinin (okurun, izleyicinin, dinleyicinin, vb.) ulaşabileceği bir yere bırakması anlamına gelir.] Ama yapıt sanatı olmakla birlikte, canlı da kaydedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor olduğunu kabul etmeliyim; daha doğrusu benim zorlandığımı kabul etmeliyim. Mesela, tam da şu anda, şu yazmakta olduğum metinden sıkılıverdim. Neyi niye anlatmak istediğimi unutmaya başladım. İlk paragrafta zihnim neyi arzuluyordu, şimdi ne halde, fark oluştu. İfadem zorlanmaya başladı, kısacası saçmalıyorum sanırım. Ama blog metinlerinin, şu "canlı" metinlerin güzelliği bu: Keyfimin başka bir kahyası yok, sizin de yok; ben istediğimi yazıyorum, siz katlanabildiğinizi okuyorsunuz. Asri zamanlar üretiminin temel noktalarından biri bunun altında yatıyor: Keyfimizin kahyası kendimiziz işte!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oraya buraya dağıldım, ama geride kalan, bende, daha fazla sanata yer ayırma arzusu. Sanatı takip etmeye, sanat üzerine düşünmeye ve sanat icra etmeye (daha fazla yapıt, daha iyi tasarlanmış performans) daha fazla zaman ayırma. Böylece ekonomik üretim kısırlığımı estetik yaratım çabamla kapatacağımı düşünerek kendimi avutabilirim belki de. (Laf aramızda, herkes ekonomik üretim yapmak zorunda değil; daha iyi bir paylaşım sistemi içinde olsaydık zaten, ekonomik üretim yapanlar ile estetik yaratım yapanlar arasındaki roller daha adaletli/hakkaniyetli dağıtılabilirdi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Hamiş:&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;La La La Human Steps&lt;/span&gt;'e geri dönülecek; muhtemelen Beslenme Kılavuzu'nda olacak; endişelenmeye gerek yok; tabii isteyen kendi izini sürer, ama üç vakte kadar daha tembeller ve hazırbeklerler için ayrıntılı bilgi ve link akışı sağlanacaktır. La La La Human Steps'le beni dolaylı yoldan tanıştırmış olan Pelin' teşekkürlerimi sunarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-3782354033804561025?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/3782354033804561025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=3782354033804561025' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3782354033804561025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3782354033804561025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/03/guzel-bir-gun-du.html' title='Güzel Bir Gün... dü...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-4964905997279953916</id><published>2009-03-06T14:16:00.005+02:00</published><updated>2009-03-06T14:29:52.710+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Bir Sevişme Edimi Olarak Okumak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.filmica.com/jacintaescudos/archivos/600full-julio-cortazar1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 600px;" src="http://www.filmica.com/jacintaescudos/archivos/600full-julio-cortazar1.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Gelelim iyi okura, o da kendi payına, tanımlanamaz derecede dehşet bir alandan çıkagelenlerle, bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;métier&lt;/span&gt; ürününden başka bir şey olmayanları ayırt edebilecektir. Bir bakıma, en önemli ayrım -buna daha önce de değinmiştim- öykünün iç gerilimidir. İçerdeki yaratığın takınaklarının yoğunlaştığı büyük öykü üretmeye ya da öğretmeye yalnızca beceriler yetmez. Daha ilk tümceden varlığını sezdiren o sanrısallıktır okuru büyüleyen, ayaklarını yerden kesip çevresindeki kuru gerçeklikle bağını koparan ve çok daha yoğun ve çekici bir derinliğe çekip batıran. Bu tür bir öyküden bir sevişme ediminden çıkar gibi çıkagelir okur, çözülmüş, şaşkın, çevresindekileri zar zor anlayan, çoğun sırtından bir yük kalkmışçasına, kimi kez boyun eğen bir bakışla geri döndüğü dış dünyadan kopuk."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Julio Cortázar'ın &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Son Raunt&lt;/span&gt; olarak Türkçeye Ayşe Nihal Akbulut tarafından çevrilen &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Último Round&lt;/span&gt; adlı yapıtında yer alan "Öykü ile Yakın Çevresi Üzerine" adlı metinden. Kitap 2009 başında YKY tarafından ilk defa yayımlanmıştır.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-4964905997279953916?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/4964905997279953916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=4964905997279953916' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4964905997279953916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4964905997279953916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/03/bir-sevisme-edimi-olarak-okumak.html' title='Bir Sevişme Edimi Olarak Okumak'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-5678563555540625752</id><published>2009-02-17T16:13:00.005+02:00</published><updated>2009-02-17T16:41:49.281+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Day After Yesterday</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://userserve-ak.last.fm/serve/_/23514617/Anneke+van+Giersbergen+Anneke.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 599px;" src="http://userserve-ak.last.fm/serve/_/23514617/Anneke+van+Giersbergen+Anneke.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kabul ediyorum, kendisiyle çok geç tanıştım, ama bu ona aşık olmamı engellemedi, hem de zaman içinde güçlenerek. Üç-dört sene geçmiştir üzerinden, ilk olarak The Gathering'te söylerken, başlamıştı bu aşk. Hemen geçmişini öğrendim. Hiç konserine gidemediğime, onu canlı izleyemediğime yanıyorum. Daha sonra külliyatını tamamladım, misafir sanatçı olduğu projeleri de toparlamaya başladım. Onun bana tanıştırdığı her projeyi sevdim, bazılarıyla daha fazla ilgilendim. İki sene önce, grubuyla yeniden geleceğini öğrenmiştim ülkeme, ama kısmet olmadı, yollarını ayırdılar. Artık kendi projelerini yapmak istiyordu, kabullenmek gerekirdi bu gerçeği. Yeni projelerini takip etmek de keyifliydi açıkçası. Önce &lt;a href="http://www.aguadeannique.com/"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Agua de Annique&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'i kurdu, sevgilisi ve yeni arkadaşlarıyla birlikte; sonra misafir olduğu projeleri arttırdı, Arjen'le yeni bir Ayreon projesinde birlikte çalıştı, Within Temptation konserlerinde eşlik etti Sharon'a, hatta Moonspell'e bile. Air albümünü yayımladılar AdA olarak, sonra Danny Cavanagh ile akustik turneye çıktılar. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Gathering&lt;/span&gt;'ten ayrılan Anneke'nin oldukça üretken olduğunu kabul etmek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte şimdi, elimde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pure Air&lt;/span&gt; var, belki de ilk &lt;a href="http://www.myspace.com/annekevangiersbergen"&gt;Anneke van Giersbergen&lt;/a&gt; solo albümü. Çok ilginç parçalardan oluşan bir toplama olarak da algılanabilir. Her bir parçası apayrı bir mücevher. Damien Rice'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Closer&lt;/span&gt; filminde de kullanılan başyapıtı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Blower's Daughter&lt;/span&gt; ile açılan, Alanis Morissette'in şaheserlerinden &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ironic&lt;/span&gt;'in yorumunu barındıran, Ayreon'dan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Valley of The Queen'&lt;/span&gt;i, Rubicon'dan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;To Catch a Thief&lt;/span&gt;'i, Within Temptation'dan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Somewhere&lt;/span&gt;'i içeren muhteşem bir seçki. Düetler bol, Sharon del Aden, Danny Cavanagh, John Wetton, Niels Geusebroek ve benim en çok beğendiğim misafir Marike Jager ile... The Gathering sonrası Anneke'nin vurgusu, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Day After Yesterday&lt;/span&gt;'de...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-5678563555540625752?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/5678563555540625752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=5678563555540625752' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/5678563555540625752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/5678563555540625752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/02/kabul-ediyorum-kendisiyle-cok-gec.html' title='Day After Yesterday'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1873452282682030280</id><published>2009-02-17T01:02:00.003+02:00</published><updated>2009-02-17T01:24:58.029+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><title type='text'>Novel Adventures - Roman Maceraları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://cm1.theinsider.com/media/0/116/68/97600_D0991.0.0.0x0.400x266.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://cm1.theinsider.com/media/0/116/68/97600_D0991.0.0.0x0.400x266.jpeg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İnternet, televizyon dizisi, kitap, kadın dünyası... Hepsi iç içe girmiş... Demek bunu da yaptılar... Şaşırmamak gerekirdi, ama ne kadar kalacak ona bakmak gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://noveladventures.cbs.com/"&gt;Novel Adventures&lt;/a&gt;, Amerikan CBS Televizyon Şebekesi'nin internet için hazırlattığı bir şıklık... Elbette işin arka planında bir sürü "ürün yerleştirme" söz konusudur (Saturn Hybrid arabaların doğrudan reklamını peşinen kabul ediyoruz zaten), ama biz tüketici/izleyici için çok da fark eder mi? Mesajları alalım, kendi keyfimize bakalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Los Angeles'a yeni taşınmış genç bir kadın (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Huff &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;How I Met Your Mother&lt;/span&gt; dizilerinden hatırlayabileceğimiz Ashley Williams) arkadaş edinmek için bir kitap kulübüne katılır; kitap kulübünün ciddiyetinden bunaldığı için, kulüp içi kulübe dahil olur: Sorumluluklarından bir süreliğine ayrılmak isteyen üç kadınla arkadaşlık kurmaya başlar ve kulüp saatlerinde keyif çatarlar. Üç kitapsız kitap okuru bayanı ise en çok &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Melrose Place&lt;/span&gt;'in Jo'su olarak hatırlayacağımız, son zamanlarda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;One Tree Hill&lt;/span&gt;'de de arzı endam etmiş Daphne Zuniga, Türkiye'deki kanallarda pek alışık olmadığımız Jolie Jenkins ve Kolombiyalı oyuncu Paola Turbay canlandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 yılında beşer dakikalık sekiz bölümü yayımlanmış webdizisinden bahsediyorum aslında. &lt;a href="http://entertainment.timesonline.co.uk/tol/arts_and_entertainment/tv_and_radio/article3198167.ece"&gt;Who Killed Kate Modern&lt;/a&gt;'den beri bildiğimiz, Türkiye'de ilk örneğinin -söylendiğine göre- Fox sponsorluğunda yayımlanan &lt;a href="http://www.foxlife.com.tr/proje13/"&gt;Proje 13&lt;/a&gt; olan webdizilerden biri. Yeni bir medya alanı olan internet üzerine 20. yüzyılın en önemli medya biçimlerinden biri olan televizyon dizilerinin sıçraması, hiç de şaşırtıcı değil. Zaten son yıllarda pek çoğumuz asıl dizileri bile televizyondan değil de internet üzerinden bilgisayarlarımızda izliyorduk. Ama bugüne kadar bu kadar profesyonel olarak hazırlanmış salt bir webdiziye rastlamamıştım. Konusu bir yandan da Kitap Kulüpleri olunca elbette bu karşılaşmamı buraya aktarmak için koşturdum blogun başına.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1873452282682030280?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1873452282682030280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1873452282682030280' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1873452282682030280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1873452282682030280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/02/novel-adventures-roman-maceralar.html' title='Novel Adventures - Roman Maceraları'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6711411699447066358</id><published>2009-02-16T13:03:00.003+02:00</published><updated>2009-02-16T13:21:22.770+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Fran Kubelik</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i171.photobucket.com/albums/u315/BrandoBardot/greygardens/apartmentmac.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 396px; height: 297px;" src="http://i171.photobucket.com/albums/u315/BrandoBardot/greygardens/apartmentmac.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;C.C. Baxter: Ayna...kırılmış.&lt;br /&gt;Fran Kubelik: Evet, biliyorum. Böylesini seviyorum. Hissettiğim gibi gösteriyor beni.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi sabahı, sabah sabah Fran Kubelik... Çocukluğumda bir huyum vardı: Evdeki video kasetlerinde yer alan filmleri defalarca izlerdim, en çok izlediğim filmlerden biri de Irma La Douce -Sokak Kızı İrma- idi. Yeşil çorapları ve kuçu kuçusuyla Shirley MacLaine ve sersem acemi polis Jack Lemmon'un aşkına bayılırdım. O zamanlar &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0053604/"&gt;The Apartment&lt;/a&gt;'ın video kasedi yoktu evde, ama ne zaman televizyonda bu filme denk gelsem izlerdim. Sevdiğim bir ikilidir MacLaine ve Lemmon. Billy Wilder senaryosunu da yazıp yönettiği bu filmle 1960 yılında Oscar alırken, başrol oyuncuları ne yazık ki o senenin BAFTA ve Altın Küre ödülleriyle yetinmek zorunda kalmışlar. Hikâye aslında çok basittir: Devasa bir sigorta şirketinde alt kademe bekar bir çalışan olan C. C. Baxter (Lemmon) orta düzey yöneticilerden bazılarına apartman dairesinin anahtarını vermektedir, çapkınlıkta kullansınlar diye. Kendisi ofis binasının asansörcü kızlarından Fran Kubelik'ten (MacLaine) hoşlanmaktadır. Bir gün şirketin patronu Bay Sheldrake gariban sigortacımızı terfi ettirir, tabii ki meşum anahtarın kendisine geçmesi şartıyla. Üstelik apartmanımızın yeni müşterisinin damı, Fran Kubelik'in ta kendisidir. Evli patronun çapkınlığı müthiş bir kargaşaya yol açacaktır. Fran Kubelik hiç de alışıldık "aptal kız" portresi çizmez, akıllı gözükür, ama o da "kandırılmaktan" kendini alıkoyamayacaktır. Bir de, son zamanlarda Mad Men dizisiyle takip ettiğimiz 1960'lar New York iş ortamı atmosferinin orijinal hali bu filmde yer almaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6711411699447066358?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6711411699447066358/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6711411699447066358' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6711411699447066358'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6711411699447066358'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/02/fran-kubelik.html' title='Fran Kubelik'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i171.photobucket.com/albums/u315/BrandoBardot/greygardens/th_apartmentmac.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6038381840458191781</id><published>2009-02-10T14:41:00.005+02:00</published><updated>2009-02-10T15:13:41.139+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><title type='text'>Ivan 'Gattuso' Karamazov</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/b/be/Gennaro_Gattuso.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 600px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/b/be/Gennaro_Gattuso.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Radikal gazetesinden öğrendim, &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=920921&amp;Yazar=BANU%20K.%20YELKOVAN&amp;Date=10.02.2009&amp;CategoryID=103"&gt;Banu K. Yelkovan&lt;/a&gt; buradaki yaygın medyanın nasıl spor denince ağırlıklı olarak üç büyük İstanbul takımından bahsettiğini, ancak dünyanın farklı ülkelerinde sporun çok daha geniş mercekli haberlendirildiğini gösterdiği bir yazı yazmış, oradan. &lt;a href="http://www.ft.com/cms/s/2/20b04462-f482-11dd-8e76-0000779fd2ac.html"&gt;Simon Kuper&lt;/a&gt;'in bir yazısından öğrenmiş o da, nette araştırma yapınca &lt;a href="http://www.elpais.com/articulo/deportes/Tengo/animal/dentro/elpepudep/20070917elpepidep_28/Tes"&gt;El Pais&lt;/a&gt; gazetesinde yayımlanmış bir röportajda kendi ağzından da okumak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AC Milan'ın hırçın olarak bilinen orta saha oyuncusu Gennaro 'Ivan' Gattuso maçlardan önce kendisini tuvalete kapayıp Dostoyevski okuyormuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6038381840458191781?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6038381840458191781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6038381840458191781' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6038381840458191781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6038381840458191781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/02/ivan-gattuso-karamazov.html' title='Ivan &apos;Gattuso&apos; Karamazov'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6930211850892493596</id><published>2009-02-03T15:11:00.004+02:00</published><updated>2009-02-04T16:15:26.171+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Dönüşüm</title><content type='html'>Bu hayatta sınırlı zamanımız olduğunu ilk ne zaman fark etmiştik? Her kriz bize limitlerimizi öğretiyor. Normal zamanlarda su gibi geçen zamanın kriz anında nasıl genleştiğini, hiç bitmeyecekmiş gibi uzadığını krizin, tekrar ayağa kalkacak hale belki de hiç gelemeyeceğimizi ve o anda yok olabileceğimizi ya da aksak yaşama geçmiş olduğumuzu hiç fark etmemiş olamazsınız. İşte o anda tövbekarlık başlıyor, o güne kadar hunharca yaşamış olduğunuzdan dolayı bunların başınıza geldiğini düşünmeye koyuluyorsunuz ve hayatınızda değişiklik yapmaya kendinize (ya da kutsalınıza) söz veriyorsunuz. (Normal şartlarda, bir sonraki krize kadar da bu sözünüzü yavaşça unutuyorsunuz, eğer iradenizi kuvvetlendirmezseniz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fark ettiğiniz anda değişimin artık dönüşüm olması gerektiğini, zahmetli bir sürece girmişsiniz demektir. Zahmet ne kadar büyük olursa olsun, yaşama arzusu ondan da yüksek olduğu sürece, katlanacaksınızdır. Haruki Murakami'nin uygun bir lafını eklemek istiyorum buraya: Maraton koşarken acı kaçınılmazdır, ama onu çekip çekmemek kişiye kalmıştır. Eylemleriniz ne kadar yorucu, yıpratıcı ve zor gözükürse gözüksün, onları yaparken yorulduktan sonra dinlenmek, yıpranmanın yanında onarımı da hayata dahil edebilmek ve zorluğunu hafifletmek size düşüyor yine. Umarım sevdikleriniz vardır ve yanınızdadır bu süreçte, aksi taktirde tekbaşınayken düştüğünüz umutsuzluk çok derin olabilir ve ancak sürünerek gün ışığına ilerleyen bir hayvana dönüşebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre yazmadıktan sonra muhtemelen sıkıcı bir ahkamla tekrar yazmaya başlamak, uygunsuz gözükebilir. Ama kendi krizim ve kendi dönüşüm sürecim koskocaman bir dünya krizi ve dünya dönüşümüyle eşzamanlı oluyor. Bugüne kadar kanıksadığı yaşamı tek dönüştürmeye çalışanın ben olmadığını sanıyorum, bu nedenle bu süreçte üreteceğim ahkam belki birilerine de küpe olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seri halinde değişiklikler yapsak da, bu değişikliklerin yerleşmesi ve sonuç vermesi zaman alacaktır. Bir zamanlar bir öğretmenim "her gün bir değişiklik" yapmaktan bahsetmişti, yeri geldiğinde bu kullandığınız çorabı değiştirmek olabilir, yeri geldiğinde mobilyalarınızın yerini değiştirmek. Böylece dinamik bir hayat alışkanlığı oluşturmak mümkün olabilir. Ancak değişikliklerin dönüşüm haline gelmesi çok daha uzun bir süreç. Başlattığınız yeni bir inisiyatif, diyelim ki sigarayı bıraktınız birdenbire, bir mücadele anlamına gelir ve hiç de kolay değildir istediğiniz gibi sonuçlanması. Sigaranın bedeninizde, zihninizde ve alışkanlıklarınızda oluşturduğu yapıyı bir anda yıkıp, onun yerine başka bir yapı inşa etmeniz için bir şeylere katlanmanız, bir şeylere sarılmanız, alternatifler üretmeniz gerekir. Eski yapının sağladığı keyifler ve görece güvenceler de sizi kendisine çağıracaktır durmadan, ayartmaya kapılmamak için gerekeni yapmak hiç de kolay olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama eğer gerçeğin farkına varırsanız, tüm zorluklarına rağmen değişimi dönüşüme çevirebilirsiniz. İradenizin herşeyden üstün olabileceğini gördükçe, gerekenlerin boyutları ne olursa olsun, eylemeye devam edip, dönüşüme ulaşabilirsiniz. Gerçek elbette sizsiniz, ama bu dünyanın içindeki sizsiniz. Hem eşsizsiniz hem de herhangi birisiniz. Dünya sizin etrafında dönmüyor, ama bir tek kendi gözlerinizden görürsünüz dünyayı. Dünyanın içinde, kendi hayatınızın aktörü sizsiniz ve diğer senaryo yazarlarının siz biçtiği rollerin yerine kendi rollerinizi yazabilirsiniz, ne kadar zor olursa olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahkamın "self-help" türünü hiç sevmesem de, pozitif bir dalgaya kapıldığımda ister istemez bu tarz notlar döküldü parmaklarımdan. Ama böyle işte...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6930211850892493596?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6930211850892493596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6930211850892493596' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6930211850892493596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6930211850892493596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/02/donusum.html' title='Dönüşüm'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-3694539931803978232</id><published>2009-01-21T23:00:00.002+02:00</published><updated>2009-01-21T23:04:05.918+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Durum Değerlendirmesi</title><content type='html'>İçedönük bir ahkam keyif vermiyor. İçimde fayda sağlama arzusu var ve arzu tehlikelidir. Fayda sağlamak adına yönlendirici ve baskıcı olmak istemiyorum. Boşa kürek de çekmek istemiyorum. Bu nedenle daha iyi düşünülmüş ve iyi değerlendirilmiş projeler planlamaya başladım. Bu süreçte bir süre aksama yaşanacaktır buraya düşen metinlerde. Ama yine de okumalara devam edeceğimden eminim. Çünkü okunacak çok şey var. Çünkü okudukça projeler gelişiyor, canlanıyor, ete kemiğe bürünüyor. Çünkü okudukça ancak varolabiliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-3694539931803978232?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/3694539931803978232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=3694539931803978232' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3694539931803978232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3694539931803978232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/durum-deerlendirmesi.html' title='Durum Değerlendirmesi'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-5241107024299701405</id><published>2009-01-17T18:33:00.006+02:00</published><updated>2009-01-17T19:03:59.750+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Dünyadaki Kasveti Aralamalı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://etrafta.com/wp-content/uploads/2007/01/dink1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://etrafta.com/wp-content/uploads/2007/01/dink1.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kavurucu bir gerçekle başladı, yeniden yeni bir blogda yazmaya, eski komşum. &lt;a href="http://pacoznotlar.blogspot.com/"&gt;Paçoz Notlar&lt;/a&gt;, bu dünyada kendimizi evimizde hissedip hissedemeyeceğimizi sorguluyor. Apartman komşum, şimdi dünya komşum, her birimizin birbirinin komşusu olabileceği bir dünyayı istiyor. Peki bu karamsar ve kasvetli günlerde mümkün olabilecek mi bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gün sonra, 19 Ocak günü, iki yıl geçecek Halaskargazi Caddesi'nde Hrant Dink'in hayatına katledilmesinin üzerinden. Ülkenin karışacağını anlamıştık o gün bir kere daha acı bir şekilde. İçimizdeki tüm kurtlar ortaya dökülmeye başladı bunca zamanda. Hiç de temiz olmadığımızı, hiç de asil olmadığımızı, topluca bir çürümeden mustarip olduğumuzu, paranoyamızın artık zaptedilemediğini, adamakıllı bir tedaviye ve belki de bir kapatılmaya ihtiyaç duyduğumuz her geçen gün daha fazla gösteren semptomla karşılaşıyoruz o günden beri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kısmımız daha insancıl, daha adil, daha yaşam dolu tepkiler vermeye çalışırken, beyaz berelilerin, eski subayların, siyasetçilerin ve gazetecilerin, nedense ağızlarından tükrük, ellerinden kan saçtıklarını düşündüğüm birtakım adamların yayılmaya başladıklarını gördüm bunca zaman boyunca. Katlin, nefretin, savaşın bir hastalık olarak yayılmaya devam ettiğini. Her hücreye sızarak dönüştüren bir kanser sanki kötücüllük. Her olumlu açılıma karşı verilen reaksiyoner bir andavallık. İnsanların yeniden kabilelerini hatırladıkları, başkalarının kabilelerini göstermeye can attıkları, kabile savaşları arzuladıkları bir dönem sanki içinden geçtiğimiz. Umuda tutunmak da istemiyorum üstelik. Karamsarlığım had safhada. Kine susamışlardan gına geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harfleri bile karartıyor bu ruh hali, bu kasvet. Günbegün medyaya bakmaktan utanır hale geldim. İnsanlığı tanklarıyla, yol kenarlarına serpiştirdikleri mühimmatlarla, bebeklerin ellerine verdikleri silahlarla ya da üzerlerine yıktıkları binalarla sürdürmeye çalışanlardan utanıyorum. Yok Ergenekon, yok Ziyon, yok bilmemne... Bir öyküden ibaret olması gereken tarihi kurgular nedense alan kazanma çabasının, çıkar hırsının, kendisini eylemek için başkalarını yok etme isteğinin bahanesi ediliyor. Bu çirkinliklere karşı ne yapmak gerekiyor, düşünüp duruyorum. İşte bu duraklama tam da istenilen şey sanki. Adaletin ve yaşamın bloke edilmesi, durdurulması, kaosa sürüklenmesi... Kasvetin bir başka semptom olarak yaşam sevincimizi elimizden alması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanlı bir perdenin aralanmasının üzerinden iki yıl geçmiş olacak, 19 Ocak'ta. Ortaya dökülen kurtlara rağmen yıkanmayı, arınmayı becerebilecek miyiz? Kin ve nefrete rağmen insanın diğer insanla ilişkisini soyabilecek, çıplak bırakabilecek miyiz? Tarihten, soydan soptan, öfkeden ve utançtan kurtarabilecek miyiz? İnsanların adlarının, inançlarının, dnalarının, tercihlerinin ne olduğuna bakmadan insan olduklarını, kutsal olduklarını kabul edenleri mi çoğaltacağız, yoksa gücün tükrüklerini birbirlerine saçanları mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karamsarlığımızı nasıl gidereceğiz biz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-5241107024299701405?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/5241107024299701405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=5241107024299701405' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/5241107024299701405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/5241107024299701405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/dnyadaki-kasveti-aralamal.html' title='Dünyadaki Kasveti Aralamalı'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8445894244372363888</id><published>2009-01-16T17:36:00.003+02:00</published><updated>2009-01-16T17:57:58.627+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Yılgınlık</title><content type='html'>Harflere bakıyorum bir süre. Hangilerine basıp, hangi kelimeleri oluşturacağımı, ne yazacağımı bulmaya çalışıyorum. Zihnimin boş olduğunu iddia edemem, ama karmançorman olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. Her zaman böyle oluyor. Her uyandığımda yeniden harflerin yeri değişmiş sanki. Hani şu internet bankacılığında kullanılan güvenlik şifreleri vardır ya, rakamların yeri her basışta değişir. Sanki her gece uyurken zihnimdeki meseleler de böyle yer değiştiriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu zaman kim olduğumu dahi bilmiyorum. Elbette temel bilgiler, durmadan tekrarlandıkları için, sabit kalıyor: Adımı biliyorum, bedenime bakıyorum ve onu da biliyorum (gerçi içini bilmiyorum, her gün nasıl bir arıza yaratabileceğini, rahatsızlık potansiyellerini, nasıl çürümekte olduğunu vs.), hafızamda birikmiş olan bazı ilişkileri, sözleri. Ama işte bugünün hangisi için önemli bir gün olduğunu bilemiyorum. Halbuki buna karar verip, o sözün peşinden gitmem gerekiyor. Ajandamda, gündemimde ne olmalıydı bugün?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evimin kapısından çıktığımda sokaklarda görece huzurlu bir temponun olduğunu görüyorum. Arabalar akıyor sokaklarda, insanlar ellerinde torbalarla yürüyorlar, dükkânlar açılmış, güneş her ne kadar bulutlarla örtülmüş olsa da kış mevsimine oranla sıcak bir hava var, yine de kasvet havada asılı. Moda'da güzel bir gün diyebilirim, görebildiğim kadarıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kilometrelerce ötede, bir savaşın devam ettiğini de biliyorum. Ne yazık ki zihnim bunu unutamıyor, ayrıca medyadan süzülen bilgiler ve görüntüler de bu savaşı olanca sertliğiyle yansıtıyor bana. Düşünüyorum bir an, bu dünyanın savaşsız geçirdiği epitopu kaç gün olmuştur? Şu ya da bu nedenle savaş makinelerini insanların üzerine sürmedikleri kaç gün olmuştur? Silahların ateş almadığı, bombaların patlamadığı, mayınların döşenmediği? Yok etme mekanizmalarını inşa edenler ve ellerinde tutanlar, bir gün şu içinde yürüdüğüm sokakları da yok edebilir mi? Kilometrelerce ötedeki bir okulda bir füzeyle yıkıntının altında kalıp bedenleri parçalanan çocuklar, neden bu kasvetli ama güzel Moda gününde yürüyemiyorlar? Neden insanlar kendi çıkarları doğrultusunda, diğer insanların yaşamlarına hükmediyorlar? Bu sorulara cevap bulamayacağımı biliyorum, amadüşüşüşü bir yandan da her sabah uyandığımda zihnimde karmançorman hale gelmiş olan düşüncelerimin bu sorularla ilgisi olduğunu sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yılgı geliyor üzerime, yığılmamak için evime geri dönüyorum, kendi kaosumun içine saklanıyorum. Belki oturup kıyameti beklemeliyim ben de, ne de olsa insanların büyük çoğunluğu bunu sağlamak için çabalıyor. Ya da üç vakte kadar silkinip kendime geleceğim, dağılan düzenimi yeniden sağlamaya koyulacağım. Muhtemelen yaşam dediğimiz şey de bu, her gün yenibaştan kim olduğumu bulmak, yaşantımı kurmak ve belki de sadece bir adım atmak ileriye doğru. Kıyameti oluşturanlardan olmamak, ölüm makinelerini işletmemek, yaşamın tohumlarını atmaya çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta, bu satırları dökerken klavyeden, nafile bir çalışma içine gireceğimi biliyorum. Orada, bir füzenin ateşlenmesi için düğmeye basanın, bir şehrin yıkımı için emir verenin, hangi bahaneye sığınırsa sığınsın bir savaşı başlatmak için karar verenin enerjisine karşı bir yaşam enerjisi yaratmak için elimden geleni yapmalıyım, bu elin neler getireceğini şu anda bilemesem de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meğer Moda'nın gökyüzüne asılan kasvet, Akdeniz'in sonunda bir kentin tozdumanından kaynaklanıyormuş. Meğer ruhumun bugünkü yılgınlığı insan elinden çıkma bir kıyametin alametiymiş. Lütfen bana Tanrılarınızdan bahsetmeyin artık, o tankların Tanrılarla bir ilişkisi yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8445894244372363888?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8445894244372363888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8445894244372363888' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8445894244372363888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8445894244372363888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/ylgnlk.html' title='Yılgınlık'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-5504956616542933873</id><published>2009-01-16T02:03:00.004+02:00</published><updated>2009-01-16T02:12:34.600+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>New York'ta  Bir Cadde Köşesinde Bir Ağacı Görmek Üzerine</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm1.static.flickr.com/148/428113180_45b9510646.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 265px;" src="http://farm1.static.flickr.com/148/428113180_45b9510646.jpg?v=0" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir ressam biçimini yakalamaya ve zihnine nakşetmeye çalışacaktır.&lt;br /&gt;Bir doğa meraklısı üzerinde birlikte yaşayan kuşları, böcekleri ve mantarları inceleyecektir.&lt;br /&gt;Bir evrim bilimci DNA'sını alacak ve soyağacındaki terini bulacaktır.&lt;br /&gt;Bir matematikçi dalların yapraklara oranının algoritmasını çözmeye kalkışacak ve formülünü yazacaktır.&lt;br /&gt;Bir din adamı Tanrının yaratısını ve inancı görmeye çalışacaktır.&lt;br /&gt;Bir şaman ağacın titreşimlerini hissetmeye çalışacak ve evrenle uyumunu görecektir.&lt;br /&gt;Bir farmakolog ağaçtan antibakteriyel kimyasalları çıkartacaktır.&lt;br /&gt;Bir ekolog ağacın nitrojen ve karbon dioksit temizleme kapasitesini ölçecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunları düşünmek yerine, ben sadece hayranlıkla ağaca bakarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[&lt;a href="http://www.sitesakamoto.com/"&gt;Ryuichi Sakamoto&lt;/a&gt;, Japon kompozitör ve elektronik müzisyeni]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Fotoğraf için &lt;a href="http://www.flickr.com/photos/61087412@N00/"&gt;Trescondit&lt;/a&gt; Nihan'a teşekkürler.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-5504956616542933873?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/5504956616542933873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=5504956616542933873' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/5504956616542933873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/5504956616542933873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/new-yorkta-bir-cadde-kesinde-bir-aac.html' title='New York&apos;ta  Bir Cadde Köşesinde Bir Ağacı Görmek Üzerine'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8769993269092829209</id><published>2009-01-15T15:38:00.003+02:00</published><updated>2009-01-15T16:02:02.158+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>siz - Marshall McLuhan</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.vicentedominguez.org/zoe/Mesh_files/img085.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 258px; height: 409px;" src="http://www.vicentedominguez.org/zoe/Mesh_files/img085.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Kaç para kazanıyorsunuz? İntiharı düşündünüz mü hiç? Bunu şimdi mi düşündünüz, daha önceleri de düşünmüş müydünüz? Ne yaptığınızın farkında mısınız? İşte, buradayım, kendimle yüz yüzeyim... Evrensel, tiranca bir gözetim, hem de ana rahminden mezara kadar gözetim altındayız. Bu durum, özel hayatımız olmalı dememizle, toplumun her şeyi bilme gereksinimi arasında berbat bir ikilem yaratıyor. Eskinin, geleneksel, özel, kişisel düşünceleri, eylemleri -mekanik teknolojinin kalıpları- elektronik enformasyon kayıt kuyutlarınca, bir anda her şeyi bilgisayara yükleyen yeni enformasyon kayıt kuyutlama yöntemlerince tehdit altında. Bunlar, sanki, affetmeyi bilmeyen, hiç unutmayan, bağışlamayan, eski günlerdeki "yanlışlarımızı" kayıttan düşmeyen devasa bir dedikodu sayfası gibi. Medyanın verdiği bilgiyle ve medyanın hepimizin üzerindeki total etkisiyle başa çıkabilmek için bir çare bulmanın zamanı geldi de geiyor bile. Herkesin herkesin yapıp ettiğiyle bu kadar uğraştığı, hepimizin bir toplumsal değişimin amelesine dönüştüğü günümüz dünyasına nasıl gelip dayandık? Bunu kim programladı? Bu ne iştir?.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1967 yılında tasarımcı Jerome Agel ünlü medya gurusu Marshall McLuhan'la &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Medium is the Massage&lt;/span&gt; kitabını kotarır. Kitabın en önemli hipotezi, insanın kendi yarattığı ortamın, amaçlarından bağımsız olarak, oluşturduğu rolleri insanlara farkında olmadan dayattığı ve medya biçimlerinin hem yaratıcılarını hem de kullanıcılarını ister istemez değiştirdiğidir. Ancak McLuhan'ın teorileri azbuz değildir ve kitabı karıştırmak bile kişiye pek çok öngörü sağlayabilir. 2005 yılının son ayında, şimdi Turkuvaz Kitap olmuş olan, o zamanların Merkez Kitapları bu yapıtı Fiore'nin 1996'da yeniden ele aldığı tasarımına sadık bir biçimde, üstelik Türkiye'nin iletişim duayenlerinden Ünsal Oskay çevirisiyle, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yaradanımız Medya&lt;/span&gt; adıyla yayımlamıştı.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8769993269092829209?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8769993269092829209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8769993269092829209' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8769993269092829209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8769993269092829209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/siz-marshall-mcluhan.html' title='siz - Marshall McLuhan'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-3653300959553817881</id><published>2009-01-12T17:50:00.001+02:00</published><updated>2009-01-12T17:54:57.839+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Hep bir adaya kaçılır, yalnızlığımızın adasına. Neden kaçılır peki?</title><content type='html'>Sözü yaratmaktan hoşlanmıyorum. İçimden akmasını yeğliyorum, ama içimden akan katran karasında sözler oluyor, bulaşanların pislikcesine kurtulmak istediği, kirli sözler. Yaşamımın yarığından akanlardan hoşlanana, daha doğrusu içimdeki yarıkla anlaşmaya çalışana hiç rastlamadım bugüne kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep bir eksiltme tonu taşıyordu üzerime gelişleriniz. Yıllar boyunca alışık olduğunuz yıkma dürtüsünü, hiç çekinmeden benim üzerimde kullanıyordunuz. Büyük oranda bunun sebebi siz de değildiniz, size öyle davranıldığı için, siz de öyle davranmayı normal karşılıyordunuz, her ne kadar olduğunuzdan kaçmak için mücadele etmeye çabalasanız da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda yürürken, duvara yumruk atmak istedim, duvarın değil elimin kanayacağını bilerek. Ama o yumruk atılmalıydı, en az bir kere duvarın da kanayabileceği ihtimali olmalıydı. Gene kanayan ben oldum, gene tepen ben...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne sanıyorsunuz ki hayatı? Hep bir aldanış, kim olmak istediğimizle olduğumuz arasındaki aldanış. Değişmek için girdiğimiz toplum, bizi benzetiyor, üç aşağı beş yukarı fabrikasyon...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep ağlamıyorum, ama hep bir kendime çekilişi yaşıyorum, üstelik üzerime her gelindiğinde. Yaşamak için, ayakta kalmak için, hakkımda her söylenene kulağımı tıkamak durumundayım. En kötüsü mizahi olanı, söylediğini söylememiş haline getiren, ama söyledikleriyle derimi yüzen sözler. Çekip gitmekten başka çare kalmıyor bana, her seferinde kanamaktan, uzaklaşmaktan başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlığa gömülmem, benim uyumsuzluğumdan kaynaklanıyor. Koskoca toplumu suçlayamam, her seferinde fazla çekingen, fazla duyarlı, fazla uyumsuz olan ben oluyorum. Her nereye girersem gireyim, ben sırıtıyorum orada. Hiç üzerinize alınmayın. Gülmeye ve oynamaya bakın siz, kırılmak nasıl olsa sonradan da öğrenilebilir bir durumdur. İçimdeki yarığı da süs diye açtım zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun mudur yazmak? Oyun mudur yaşamak? Ben oynuyor muyum şimdi, ben kanarken oynayabilir miyim? Beynimin koridorlarında tıkanıp kalanları dökmek için uğraştığımda acı çektiğimi anlayamıyor musunuz? Acı çekmeyi ne sanıyorsunuz siz? Acı çekmek ne, ben öğrenmek istemezdim, tozun toprağın altında kalmak ben de istemezdim, insanların tozunun altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaygı işlenmiş yüreğime, doğum lekesi. Her girdiğim mecliste onu gösteriyorlar bana ve ben kaçıyorum. Hep bir kaçış şeklinde, bir meclisten ötekine yuvarlanıyorum. Yakmak istesem sözlerle sizleri, şunu söylerdim: kendi lekelerinizi örtmek için saldırmayı öğrendiğinizden beri, en çok korktuğunuz aslında size hiç saldırmayandır. Onun tam olduğunu sanırsınız, bu yüzden ona çok daha fazla saldırırsınız. Ama o da yara alır, o da batar, o da kanar, o da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duyguları, hoşnutsuzlukları, kaçışı, içe yolculuğu, dışarılara gidişi dile getirmeye iten nedir ki beni? Neden yazıp, sizlere mesaj atma ihtiyacı duyuyorum, siz neden mesajlarımı okuma zahmetine katlanıyorsunuz? Bu sözler belki de tek başına yazılmış kodlar olarak kalmalıydı, yanıp gitmeliydi mağaramın içinde. Neden bu kodlarla size bir dil inşa ettiğimi henüz bulamadım ben de... Hâla acımı dışarıya bağırmak, yalnızlığımı yalanlamak, oyunlarınıza uygun maskeler takmaya neden devam ettiğimi ben de merak ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-3653300959553817881?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/3653300959553817881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=3653300959553817881' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3653300959553817881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3653300959553817881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/hep-bir-adaya-kalr-yalnzlmzn-adasna.html' title='Hep bir adaya kaçılır, yalnızlığımızın adasına. Neden kaçılır peki?'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-2553287725891139803</id><published>2009-01-11T18:42:00.006+02:00</published><updated>2009-03-20T01:53:18.293+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Yabanda</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.intothewild.com/itw_downloads/itw_wallpaper_09_800x600.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://www.intothewild.com/itw_downloads/itw_wallpaper_09_800x600.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“İki yıl boyunca toprakta yürüdü.&lt;br /&gt;Telefon yok, bilardo yok, evcil hayvanlar yok, sigara yok. Özgürlüğün son hali. Bir radikal. Evi yol olan estetik bir yolcu. Atlanta'dan kaçtı. Geri dönemeyeceksin, çünkü “Batı en iyisi.” Ve şimdi, iki yıllık avarelikten sonra, nihai ve en büyük macerada sıra. İçteki yanlışı öldürmek ve ruhsal hacı muzafferane kapatmak için gereken nihai çarpışma. On gün ve gece süren yük trenleri ve otostop onu Büyük Beyaz Kuzey'e getirdi. Kaçtığı uygarlıktan artık zehirlenmeyecek, ve yabanda kaybolmak için tek başına diyarda yürüyecek.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alexander Supertramp – Mayıs 1992&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Bkz. &lt;a href="http://beslenmekilavuzu.blogspot.com/2009/01/alexander-supertramp.html"&gt;Beslenme Kılavuzu&lt;/a&gt;]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-2553287725891139803?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/2553287725891139803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=2553287725891139803' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2553287725891139803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2553287725891139803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/iki-yl-boyunca-toprakta-yrd.html' title='Yabanda'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-2260255806682225340</id><published>2009-01-10T19:25:00.008+02:00</published><updated>2009-01-11T01:51:11.375+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Bob Dylan - Birisine Hizmet Etmek Zorundasın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://userserve-ak.last.fm/serve/500/2246258.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://userserve-ak.last.fm/serve/500/2246258.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Elçisi olabilirsin İngiltere'nin ya da Fransa'nın&lt;br /&gt;Müptelası olabilirsin kumarın ya da heveslisi dansın&lt;br /&gt;Ağırsiklet boks şampiyonu bile olabilirsin dünyanın&lt;br /&gt;Uzun inci kolyelerinle parçası olabilirsin kaymak tabakasının&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın, evet aslında&lt;br /&gt;Birisine hizmet etmek zorundasın,&lt;br /&gt;Yani, şeytana da olabilir Tanrıya da olabilir&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahnede hoplayıp zıplayan bir müzik aşığı olabilirsin&lt;br /&gt;Emrinde uyuşturuculara, kafesinde kadınlara sahip olabilirsin&lt;br /&gt;İş adamı da olabilirsin deneyimli bir hırsız da olabilirsin&lt;br /&gt;Sana Doktor desinler ya da Şef olabilirsin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın, evet aslında&lt;br /&gt;Birisine hizmet etmek zorundasın,&lt;br /&gt;Yani, şeytana da olabilir Tanrıya da olabilir&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir korucu olabilirsin ya da Jöntürk olabilirsin,&lt;br /&gt;Büyük bir televizyon kanalının patronu olabilirsin,&lt;br /&gt;Zengin ya da yoksul olabilirsin, kör ya da sığ olabilirsin,&lt;br /&gt;Başka bir adla başka bir ülkede yaşıyor olabilisin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın, evet aslında&lt;br /&gt;Birisine hizmet etmek zorundasın,&lt;br /&gt;Yani, şeytana da olabilir Tanrıya da olabilir&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir inşaatta çalışan bir amele olabilirsin,&lt;br /&gt;Bir malikanede yaşayabilirsin ya da bir spor salonuna sığınmışsın&lt;br /&gt;Kendi silahların olabilir ve hatta kendi tankların&lt;br /&gt;Birisinin ev sahibi olabilirsin, hatta bankalarının&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın, evet aslında&lt;br /&gt;Birisine hizmet etmek zorundasın,&lt;br /&gt;Yani, şeytana da olabilir Tanrıya da olabilir&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhsal gururunun imamı olabilirsin,&lt;br /&gt;Kendi çıkarına rüşvet alan belediye çalışanı olabilirsin,&lt;br /&gt;Bir berberde çalışıyorsundur ve saç kesmeyi bilirsin&lt;br /&gt;Birisinin sevgilisisindir ya da mirasyedisin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın, evet aslında&lt;br /&gt;Birisine hizmet etmek zorundasın,&lt;br /&gt;Yani, şeytana da olabilir Tanrıya da olabilir&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pamuklu giymeyi sevebilirsin ya da ipekten elbiselisin&lt;br /&gt;Viski içmeyi sevebilirsin ya da süt içersin&lt;br /&gt;Havyar yemeyi sevebilirsin ya da ekmek yiyeceksin&lt;br /&gt;Yerde yatıyor olabilirsin ya da krallara layık yatakta uyuyabilirsin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın, evet aslında&lt;br /&gt;Birisine hizmet etmek zorundasın,&lt;br /&gt;Yani, şeytana da olabilir Tanrıya da olabilir&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana Terry diyebilirsin, bana Timmy diyebilirsin,&lt;br /&gt;Bana Bobby diyebilirsin, bana Zimmy diyebilirsin&lt;br /&gt;Bana R.J. diyebilirsin, bana Ray diyebilirsin,&lt;br /&gt;Bana istediğini diyebilirsin ama ne dersen de fark etmezsin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın, evet aslında&lt;br /&gt;Birisine hizmet etmek zorundasın,&lt;br /&gt;Yani, şeytana da olabilir Tanrıya da olabilir&lt;br /&gt;Ama birisine hizmet etmek zorundasın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Bob Dylan'ın &lt;a href="http://www.lastfm.com.tr/music/Bob+Dylan/_/Gotta+Serve+Somebody"&gt;Gotta Serve Somebody&lt;/a&gt; adlı parçasının kendimce çevirisi. The Sopranos dizisinin müzik albümünden dinledim gün boyunca.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-2260255806682225340?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/2260255806682225340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=2260255806682225340' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2260255806682225340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2260255806682225340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/bob-dylan-birisine-hizmet-etmek.html' title='Bob Dylan - Birisine Hizmet Etmek Zorundasın'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-7344376715813949349</id><published>2009-01-10T17:19:00.005+02:00</published><updated>2009-01-10T17:33:04.651+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Camera Obscura'/><title type='text'>Çakıl Taşları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm1.static.flickr.com/139/324797814_2e9cc48c9c.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 287px;" src="http://farm1.static.flickr.com/139/324797814_2e9cc48c9c.jpg?v=0" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sonsuzluk diyebilir miyiz, zamanın dalgalarıyla yavaş yavaş ufalanan hayatlarımızın kumsalına? Orada, taşların üzerinde böylesi cümleler kazılı aslında. Her birini avucumuza aldığımızda, hiçbilmediğimiz bir yaz(g)ının fırlayacağının farkınayız, hayal meyal. Uzakta bir isyanın, bir mahkumun demir yığınına, buz gibi çelik kalplere fırlatacağı kaldırım taşında da, şurada ayaklarımızın gömüldüğü sıcak kumun içinde saklanan çakılda da, eğer iyice bakarsanız görebileceğiniz harfler, insanın gözünde yansıyabilir. Ne kadar boşluktan çıkarmış olursak olalım, kurtarabildiğimizle inşa ediyoruz işte hayatımızı. Oradan bir avuç taş alıp, burada sözlerimizle, belli ki gelişigüzel, ama güzel, anlamlar yontuyoruz işte. Biri yakalar anı, bir başkası yakalanmış anı ifade etmeye çalışır, ikisi de apayrı. Maksat, bir anlığına bir görüntüye takılanın da fark etmesi, her birimizin zaman okyanusunda seken çakıl taşları olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Nihan'a ait olan bu fotoğrafı ve daha fazlasını Flickr'da, &lt;a href="http://www.flickr.com/photos/61087412@N00/"&gt;Trescondit&lt;/a&gt; profilinde bulabilirsiniz. Bana dur diyene kadar Nihan'dan fotoğraflara bakmaya ve gördüklerimi, alakalı alakasız, burada yorumlamaya devam edeceğim. Belki zaman içinde başka fotoğrafçıların merceklerinden de yararlanırım, bilinir mi?]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-7344376715813949349?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/7344376715813949349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=7344376715813949349' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7344376715813949349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7344376715813949349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/akl-talar.html' title='Çakıl Taşları'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-4553606919552562863</id><published>2009-01-10T16:56:00.003+02:00</published><updated>2009-01-10T17:16:21.953+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Hayat</title><content type='html'>Boşluk diyelim mi? Bir an kendini içinde bulduğun zaman dilimi. Yıllar önce birisi, aslında boş olduğunu söylemişti, kendiliğinden bir değer taşımıyormuşsun. İlk duyduğunda çok alınmıştın, iddialaşmaya kalkışmıştın. Halbuki doğru bu, doğru olması da aslında senin değersizliğini göstermiyor. Sorun olan boşluğu kötü olarak görmen. Başlangıçta bir misyonun olması gerektiğini, ne yapacağını biliyor olman gerektiğini düşünmen, büyük bir yanılgı. Biz insanlar, tıpkı diğer şeyler gibi, başlangıçta varoluşumuzun getirdiği birtakım özellikler dışında, gerçekten boşuz. (Tabula Rasa olabilir mi?) Zaman içinde içimize aldıklarımız, yerleştirdiklerimizle kendi değerimizi kendimiz oluşturmaya çalışırız. İnandıklarımızla, karşılaştıklarımızla, yaşadıklarımızla. Aslında herkesin bildiği ve sezdiği durumlardan bahsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de sık sık boşluğun içinde bulunduğunu fark etmen, hele bunca sene sonra, yine de pek hayra alamet değil. Gizilgücünü koruduğunu düşünerek kendini rahatlatabilirsin. Ama şu anda, boşluğun içindesin ve boşluk senin içinde. Delik nerede ki bunca zaman boyunca girenler çıkıvermişler. Şu anda, şu noktada oturup yeni bir başlangıç hayal ediyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her seferinde yeniden başlayan insanlardansın galiba. Her sabah uyandığında hayata sıfır noktasından başladığını hissediyorsun, bu nedenle güne karışmak güç geliyor. Halbuki bir yandan da boşluk sandığının içinde sana ait olan ve olmayan onlarca tortu var, başka uygarlıkların kalıntıları, başka insanların pislikleri. Boş sandığımızın da boş olmadığını fark etmeye başladığımız anda yaşadığımız panik! Her gün maruz kaldıklarından, etrafında olup bitenlerden üzerine yapışmış, çamurlaşmış izler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrımcılıklar, ırkçılıklar, çıkarcılıklar, nefret sözleri ve davranışları, birbirlerini hiç tanımaya kalkışmadan birbirlerine saldıranlar, kapından içeri giremese bile medyandan içeri sızanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında yazacak hiçbir şey bulamamana rağmen yazmaya çabaladığın bir gün. Yıllar öncesinden bir Pearl Jam albümü eşlik ediyor, Vs. Her şey bir süre sonra yıllar öncesine dönüşüyor. 17 yaşında ya da 30 yaşında, daha sonra başka rakamlar da gelecek. Bir cumartesi günü, sakinleşmeye çalışırken, elinde kalan hatıralarla da oynuyorsun, ama hepsi birbirinin aynı, başlangıç adımları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşluğu doldurmak için çaba göstermeye devam. Sigara dumanı, müzik notaları ya da kitap harfleri, belki... Kâğıdın üzerinde mürekkep, odanın akustiğinde eriyen sözler, tende kayıp giden parmaklar... Ve zaman hiç durmadan akarken, beden yaşlanıp ruh çürürken, doğumdan ölüme bir hayat boyu, beni aşıp herkes için bir katkı, bir inşa çabasına girişmediğin sürece, her yeni gün yepyeni bir boşlukmuş gibi gözükecek, yeni bir mücadeleye koyulacaksın... Öldürenler ve ölenler, yıkanlar ve yıkılanlar, toklar ve açlar, zenginler ve yoksullar, sahip olanlar ve olamayanlar, nobranlar ve masumlar... Tüm bu toplama da birileri hayat diyecek. İşte hayat, tatlı hayat...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-4553606919552562863?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/4553606919552562863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=4553606919552562863' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4553606919552562863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4553606919552562863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/hayat.html' title='Hayat'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6382129631469462294</id><published>2009-01-09T00:29:00.004+02:00</published><updated>2009-01-09T00:59:14.594+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><title type='text'>Aslı Tohumcu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/08/19/fft5_mf42160.Jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 261px;" src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/08/19/fft5_mf42160.Jpeg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hiç birlikte çalışmadık. Benden yarım önceki kuşaktan sayıyorum kendisini. İlk kitabı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Abis&lt;/span&gt; masamın üzerinde şu anda. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;YKY&lt;/span&gt;'nin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cem Akaş&lt;/span&gt; editörlüğünde başlatmış olduğu Yeni Yazı serisinden yayımlanmıştı, henüz yapı sarsılmadan önce. Umut verici bir diziydi, genç yazarlardan çok genç metinlerin peşinde koşulacağı izlenimi veriyordu, aynı diziden bir de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Orçun Türkay&lt;/span&gt;'ın kitabını almıştım. Şimdi bakıyorum da, bayağı oyuncaklı bir kitap, bol metin. Yakın hissettim kendimi kitabı karıştırırken -itiraf ediyorum, satır satır okumadım, daha çok akvaryumdaki bazı balıkları izledim, öylesine bakarken ilgimi çekenleri- hemen tüketmek de istemedim. Hâlâ kitaplığımla masam arasında gidip gelebiliyor bu nedenle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Rengahenk&lt;/span&gt; adlı programı, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Radikal Kitap&lt;/span&gt;'ta çocuk kitapları bölümündeki köşesi, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yok Bana Sensiz Hayat &lt;/span&gt;adlı romanı, ve başka pek çok projesi de var tabii, ama ben nedense Abis'te kalakaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra, çok sonra, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sesli Yapım&lt;/span&gt;'ın ofisinde tanışma fırsatı bulmuştum kendisiyle. Ayaküstü beş-on dakika muhabbet ettik. İzlenimim doğruydu sanki, yarım kuşak fark olmakla birlikte, aynı cinsten insanlardık, sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka karşılaşmalar, başka rastlaşmalar, daha derin sohbetler olur mu bilemem. Ama bugün kendisinin blogunu keşfetmiş oldum. Bloga çekidüzen verirken esinlenmekten de çekinmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paylaşmak istedim. &lt;a href="http://www.aslitohumcu.com/wp/index.php"&gt;Aslı Tohumcu&lt;/a&gt;'dan böyle bahsettim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6382129631469462294?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6382129631469462294/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6382129631469462294' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6382129631469462294'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6382129631469462294'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/asl-tohumcu.html' title='Aslı Tohumcu'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6927319821598728551</id><published>2009-01-09T00:21:00.004+02:00</published><updated>2009-01-09T00:28:27.232+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Blog Bakımı</title><content type='html'>İlk başta yapılması gerekeni şimdi yapıyorum. Blogu biçimlendiriyorum. İlk olarak daha önce kullandığım, artık bana depresif gelen bordo "template" seçimini değiştirmekle işe başlıyorum. Artık Douglas Bowman'ın tasarımını kullanacağım. Ardından sayfadaki sayacı atıyorum, kaç kez sayfanın gösterildiği şu aşamada umrumda değil. Feedjit'i de atacaktım ama şimdilik kaldı, oradan başka bloglara gidilebiliyor, tabii bimukabele ziyaretler de olabiliyor. Sonra sıra boşlukları doldurmaya geldi: Kim olduğumu bilmeyenler biliyor artık, kısa bir özgeçmişin sakıncası olmaz. Başlık iddialı, ama tam olarak ne okunacağı belli değil, birkaç kelime de başlık için yazalım. Bir de görsel olsun artık, bunun için de daha önceden bana Flickr'daki fotoğraflarını kullanabilmem için izin veren bir dostumun görselinden bir kesit alıyorum, teşekkür ederim Nihan. Son olarak da eksik etiketleri tamamlamalı, her girdinin bir kutusu olmalı, herşey yerli yerine gitmeli. Artık blogu ciddiye alma ve daha okunabilir kılma zamanı gelmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6927319821598728551?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6927319821598728551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6927319821598728551' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6927319821598728551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6927319821598728551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/ilk-bata-yaplmas-gerekeni-imdi-yapyorum.html' title='Blog Bakımı'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1159877415383551</id><published>2009-01-06T14:21:00.002+02:00</published><updated>2009-01-07T13:19:47.689+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Çekidüzen verme çabası</title><content type='html'>Bilgisayarımda eski bilgisayarlarımdan gelmiş yüzlerce yazı dosyası var. Arada bir onları karıştırıyorum, neler yazmış olduğuma bakıyorum. Pekçoğu düşüncelerimin ve o anda hissettiklerimin karışımından oluşan anlık notlar. Bir nevi kendi keyfi için piyano çalan birisinin her piyanonun başına geçişinde herhangi somut bir şarkıyı çalmak yerine, melodiler arasında dolaşması, anlık zevki için takılması söz konusu. Canlı kayıtlar ve üstelik çoğunlukla pratik çalışması... Kısacası yazılmış ve yığılmışlar ama bir ürüne dönüşmeleri çok zor. Ancak farklı bir ben olarak onları tekrar ele alır, süzgeçten geçirir, bir heykeltıraşın malzemesini işlemesi gibi işlersem onları, bir umut bir-iki işe yarar başka iş daha çıkar. Yine de yığın olarak kalacaklarını az çok biliyorum, seziyorum. Bu yoğunlukta geçmişime bakamayacağım, hele ki o geçmiş sıkıcılık derecesinde basit olsa bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün reklam meselesinde yazdıklarımdan sonra bir dostumdan, Pınar'dan, bu tarz değerlendirmelere çok fazla pabuç bırakmamam gerektiğiyle ilgili mektup aldım. (Mektup kelimesini unutuyoruz galiba. İngilizce'deki e-mail kelimesini, e-posta olarak kullanıyoruz çoğu zaman, ama e-posta tıpkı fiziki postalar gibi mektupları, bildirileri, faturaları, abone olduğumu yayınları da bize ulaştırıyor. Apartman girişlerindeki posta kutularına bırakılan postaların içinden bazılarına mektup diyoruz, o zaman gerek e-posta adreslerimize gerekse de farklı sosyal ağlardaki hesaplarımıza düşen mesajları da mektup olarak kabul etmeliyiz. Gerçi bunları yazarken bir de kartpostallar aklıma geldi. Yani posta kartları. Sınırlı yüzeylerine birkaç satırın karalandığı, insanların birbirlerinin varlığını hatırladıklarını gösteren, son zamanlarda elektronik iletişim tarafından iyice kökü kurutulmuş, bir nevi koleksiyon nesneleri. iPhone'larımız, Black-berry'lerimiz, laptop'larımız, iMac'lerimiz, cep telefonlarımız, Facebook'larımız, MSN'lerimiz, Gmail'lerimiz ve diğerleri son on beş yılda iletişimi yepyeni bir boyuta taşırken, 18. yüzyıldan bu yana yerleştirilmeye çalışılan posta mekanimalarının anlamını yok ettiler. Klasik posta kavramlarını neden yeniden kullanmayalım?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parantezlere girdiğimde bu kadar uzatmamadan anlaşılmalı, zihnimi odaklamakta güçlük çekiyorum. Bahsettiğim kendine çalma meselesi bunun görünürde bir açıklaması olabilir, olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pınar mektubunda blogların kişisel günceler gibi kullanıldığından çoğu zaman, orada yayımlananların özgünlüklerinin tartışılmasının zor olduğundan bahsederek, bu konuda içimin rahat olması gerektiğini bana hatırlatıyordu. Haklı, ama bir yandan da bloglar sadece kişisel günceler değil kesinlikle. Kişisel yayıncılık, ama bu yayıncılık içinde çoğu zaman kişisel olmayan malzeme kullanılıyor: Özellikle reklam üzerine oynayan pek çok blog insanları kendilerine çekmek için çok farklı yollar kullanabiliyorlar. Mesela başka sitelerde yer alan metinleri, virgülü noktasına, hatta yazarının kendisi olduğunu bile iddia etmeden, asıl yazarının adını da kullanarak kendi sayfalarına alabiliyorlar. Böylece kendi sitelerinin sayfaları çoğalıyor, orijinal metni arayanları kendilerine çekebiliyorlar vs. Bu konuda gördüğüm en ilginç örnek, ekşi sözlük'te yazılanları birebir kopyalandığı ve sanki yepyeni bir oluşummuş gibi gösterildiği bir siteydi. Konu başlığındaki ilk girdi asıl girdi olarak kullanılıyor, sonraki girdiler de sanki konuyla ilgili yorumlarmış gibi aktarılıyordu. Aynı malzeme, farklı bir biçimde, ama sanki sadece kirlilik yaratmak için kullanılıyor. Mesajın yayılması açısından avantajlı bir durum gözükse de, güvenilirliğin yitmesinden kaynaklanan sakıncaları olduğunu düşünüyorum bu durumun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgünlük ve katkı yaratma konusundaki eleştiriye aslında sanıldığı kadar da takılmadım. Yaptıklarımdan emin olmasam da özgün olduklarından eminim. Katkı meselesini de açıklamıştım zaten, Pınar gibi dostlarımın Charlotte Gainsbourg'u hatırlaması ya da bir başkasının yazmış olduğum bazı satırlarda duraksadığını ve kendi hayatlarından parçalar bulması, çok küçük katkılar olmakla beraber katkıdır. Ancak bu eleştirinin doğru işaret ettiği yerler var: Bu mecrayı daha ciddiye almam gerekiyor. Geçen ay boyunca yukarıda bahsettiğim eski dosyalarımdan seçtiklerimi kullanıyordum, yayını sürekli kılabilmek için; halbuki yayının bir amacı olmalı, sadece okunmak derdim olmamlı. Bu nedenle tasarladıklarımı gerçekleştirebilir hale gelmek için emek sarf etmem gerekiyor. Söz konusu özgünlük ve katkı meselesine de böyle yaklaşmam herkes için faydalı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki günlerde daha derlenmiş ve toplanmış bir kişisel yayıncılık çizgisine geleceğimi umuyorum. Geçmişin süzgeci olarak çok fazla kullanmadan, günümüz insanına, kendime ve diğerlerine, katkıda bulunacak farklı işler ortaya koymak niyetiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1159877415383551?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1159877415383551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1159877415383551' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1159877415383551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1159877415383551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/ekidzen-verme-abas.html' title='Çekidüzen verme çabası'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8812912830090022566</id><published>2009-01-05T15:54:00.003+02:00</published><updated>2009-01-07T13:19:47.690+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Reklam Meselesi</title><content type='html'>"Okur musunuz?"a düzenli yazmaya başladıktan hemen sonra, belki ufak bir katkısı olabilir diye, Google'ın AdSense reklam sistemine başvuruda bulunmuştum. Bu başvurunun hemen ertesinde, şirket başvurumu değerlendirmekteyken, bu boyutta ve içerikte bir siteye reklam almanın herhangi bir getirisi olamayacağını fark etmiştim. Ayrıca reklam kavramıyla ilişkili prensiplerim konusunda da emin değilim, Wikipedia'nın bugünlerde hedeflediği bağışlara ulaştığını öğrendikten sonra, internet ruhuna daha uygun olan reklamsız ve gelirsiz yayıncılığın daha çekici olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette kişisel olarak bir gelir sağlamam gerekir, bunu çoğu zaman piyasaya veya tanıdıklara iş yaparak gerçekleştiriyorum, orada bir kitap editörlüğü, burada bir çeviri, belki bir-iki telifli yazı vs. Sırf ahkam ürettiğim için gelir elde etmek güzel olabilir tabii, yine de ahkamın tipi, ahkamın kullanılma biçimi, ahkamın alıcısı konuları var: eğer birilerine fayda sağlıyorsa, bu ahkamın karşılığını öyle ya da böyle verirler zaten. Bu yayında ürettiğim ahkam, paketlenmiş ürün değil ne de olsa, bir parça mutfakta yapılmakta olan yemeklerden tattırmak gibi. Sonuç olarak, reklam koymak konusunda gönülsüzleşmiştim bu sayfalara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google AdSense yetkililerine teşekkür etmem gerek, çünkü bu konudaki nihai kararı vermeme gerek bırakmadılar. İncelemelerinin sonucunda sayfa tipinin standartlarına uymadığını ve bu seferlik talebimi reddedeceklerini bildirdiler, ilerde gerekli uyarlamaları yaparsam başvurumu yeniden değerlendirebilecekleri konusunda açık kapı da bırakarak. Sayfa tipinin uymaması konusunda daha ayrıntılı bir açıklama da yapmışlar: Özgün ve değer yaratıcı ya da katkıda bulunucu bir içeriği olmadığından "Okur musunuz?" sitesi AdSense reklam sistemine dahil olamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun faydalı olduğundan eminim: Her ne kadar konuyla alakalı ve görsel olarak rahatsız edici oranda olmayan reklamlar söz konusu olsa da, burada yayımlanan metinlerin arasında reklam olmayacak. Blogger sisteminin masrafsızlığı da düşünülürse,  buradaki yayın beni çok da zorlamıyor finansal açıdan, bu nedenle uzun bir süre alternatif reklam şirketleri ve yöntemleri de aramam gibi geliyor bana şu anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek üzüntüm, buradaki içeriğin özgün ve değer yaratıcı kabul edilmemiş olması. Olabilir, ama olmayabilir de. Yakın ve uzak çevremden bu yayına göz atanlar çok, bu insanların bir kısmı meraktan ya da beni tanıdıkları için bu metinleri okuduğunu düşünüyorum; yine de bir kısmının, belki bir-iki kişidir, burada okuduklarından ufacık da olsa etkilenebilecekleri umudundayım. Okumanın güzel yanı budur, farkında olmasanız da okuduğunuz size katkıda bulunur, içinden geçtiğiniz her metinden ufak ya da büyük bir şey yapışıverir size. Yıllar boyunca okuduklarım bana böylesi katkılar yaptı, ben de o katkıları kullanarak yazıyorum zaten. Ben denen kişi, hayat boyu gördüklerinin, okuduklarının, duyduklarının, yaşadıklarının bir sentezi olarak oluştuğuna göre, bu sayfaların da, milim bile olsa, okuyanı hareket ettirdiğini düşünüyorum. Somut olarak seni ya da beni değil, birini.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8812912830090022566?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8812912830090022566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8812912830090022566' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8812912830090022566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8812912830090022566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/reklam-meselesi.html' title='Reklam Meselesi'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6236467090402529746</id><published>2009-01-04T22:22:00.006+02:00</published><updated>2009-01-07T13:19:47.690+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Nefret Tohumları</title><content type='html'>2009'un ilk günleri... Bir nevi bakıma aldım kendimi. Bir gün sosyalleşme, ertesi gün dinlence, sonra yine sosyalleşme, sonra yine dinlence... Dört gün geçmiş oluyor böylece, bloga hiçbir katkı yapmadan... Küçük blogu hiç beslemeden... Halbuki umutlar yüksek, projeler fazlaydı... Umarım üç vakte kadar yeniden "kişisel araştırma merkezi"mden yayına başlayabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008'in son ve 2009'un ilk günleri &lt;a href="http://www.lewrockwell.com/margolis/margolis131.html"&gt;Gazze Şeridi&lt;/a&gt;'nde savaş ile geçti. Hâlâ tüm şiddetiyle de sürüyor. Her tür şiddet ve nefret biçimi kalakalmama yol açıyor, insanların hırsları ve öfkelerinin sebep olduğu çirkinlikleri nasıl değerlendirmem gerektiğini, tüm olup bitenleri nasıl okuyacağımı bilemiyorum. Kenan diyarının tarihine dönüp bakmam gerektiğini, 20. yüzyılın başlarında modern emperyalist güçlerin es kaza Ortadoğu diye adlandırılan bu bölgede oluşturmaya başladıkları "gözlerini kan bürümüş" modern ulus-devletlerin hikâyelerini okumam gerektiğini düşünüyorum şu anda. Savaş topraklarından uzakta, farklı iletişim kanallarından şahit oldukları ya da maruz kaldıklarıyla, bilen ve bilmeyen insanlardan öğrendikleriyle kendi yargılarını oluşturmaya çalışan "1984" insanlarından biriyim ne de olsa. İç dağlayıcı yıkım ve ölüm görüntülerine nemrut bir devletin ve nobran bir yönetimin fırça darbeleri yol açıyor. Evet kelime anlamıyla bir teröre maruz kalıyoruz hepimiz, sadece İsrail devletinin abluka altındaki Gazze üzerinde ya da Hamas'ın İsrail kentlerinde terörü söz konusu değil, tam olarak çözümleyemediğimiz ve neredeyse şu anda yaşayan tüm nesilleri (yanlış olacak ama yine de 1930'lardan itibaren -diyeceğim- doğanları) etkileyen, dünya algılarını bozan, canlarını acıtan, ruhlarını örseleyen, insani değerlerini yitirmelerine yol açan bir terör. &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&amp;amp;ArticleID=915598&amp;amp;Yazar=YILDIRIM%20T%DCRKER&amp;amp;Date=05.01.2009&amp;amp;CategoryID=97"&gt;Nefret tohumlarını&lt;/a&gt; ekenlerin dünyaya armağan ettikleri ölümcül bitkiler her birimizin göğsünde filizleniyor, hepimizde alerjik reaksiyonlara sebep oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldöngüsünün ülkemdeki "din bahaneli" çatışma mevzularına da yeni katkıları oldu. İnsanların inançlarıyla, Allah'larıyla nasıl bir ilişkisi olduğunu göremediğim bir terane sürüyor: Basbayağı insanlar arası ilişkileri ilgilendiren bir hırsla birbirlerini örseliyor insanlar, iktidar hırsıyla, başkasının nasıl davranacağını belirleme arzusuyla, güç istenciyle, dünya hakimiyeti niyetiyle öyle ya da böyle insanüstü ya da insandışı bahaneler kullanılıyor. Başkalarının kutlamalarından, başkalarının eğlenme biçimlerinden, başkalarının giyinişlerinden, başkalarının nasıl yaşayacaklarından kendilerini sorumlu görenleri, bu konularda kendi görüşlerini başkalarına uygulatmaya çalışanları, bahaneleri ne olursa olsun, ister bir dinin, ister bir inancın, ister bir ideolojinin, ister bir kurumun menfaatlerinin argümanlarını kullansınlar, külliyen nefret tohumu ekenler arasında gördüğümü belirtmek isterim. Kazaları ve ölümleri "sapkınlığa" bağlayanları, ihmalleri ve suiistimalleri gayriinsani "inançlarıyla" örtbas edenleri... İnsan olduğunu fark eden, karşısındakinin insan olduğunu anlayabilen kimselerin üstlendikleri görevleri "Allah adına değil" insan adına yapmasını isterim, dilerim. Rant amacıyla halkın şebekelerini kendi kontrolüne almasını bilenlerin, bu şebekelerin bakımından, kazalara mahal vermeyecek biçimde işler halde sürdürülmesinden sorumlu olduklarını unutmaları, sonra da bunu binbir bahane, pot ve duyarsızlıkla örtbas etmeleri, işte insan sömürüsünün apaçık bir tanımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündem siyaseti aslında beni pek ilgilendirmezdi normal şartlarda, ancak yeni yılda üzerimde hissettiğim huzursuzluğun sebebini dünya ve ülke gündemindeki bu iki çirkin konuyu bahane bularak açıklamak istedim. Kaçışı seçtiğimin farkındayım, kendi suiistimallerimin, kendi terörlerimin dökümünü yapmak gerekirdi belki. Başka bir oturuşta da onlardan bahsederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6236467090402529746?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6236467090402529746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6236467090402529746' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6236467090402529746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6236467090402529746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/nefret-tohumlar.html' title='Nefret Tohumları'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1407887426945343955</id><published>2009-01-01T17:19:00.002+02:00</published><updated>2009-01-01T17:23:55.399+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>İz Peşinde III</title><content type='html'>Henüz, siyah gecelerin sözlerini bulamadığımızdan&lt;br /&gt;Sessizliğimizi giyiyoruz üstümüze, susuyoruz&lt;br /&gt;En yangın anlarımızda, birbirimize bakıyoruz&lt;br /&gt;Ve ışık üzerimizden akarak yere ulaşıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamansız zamanlardan yola koyulan&lt;br /&gt;İki koyu yolcunun seyir kesişmesinde&lt;br /&gt;Bir harita üzerinde iki kesik çizgi&lt;br /&gt;Tek bir mekânı kestiriyor gözüne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda kaybolanların anısına geri dönüyor birisi&lt;br /&gt;Kaybolmaya yola çıkmıştım ben zaten diyor ötekisi&lt;br /&gt;Sözü havada kıstırıp, çıkınına ekliyor birisi&lt;br /&gt;Gittiğin yerlere benden bir bu söz varsın diyor ötekisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişini yol arkadaşına vermeye karar kılıyor&lt;br /&gt;Neresinden başlayacağını kestiremeden girişiyor anlatmaya&lt;br /&gt;Eski bir şehirden geçeceğini söylemek istiyor&lt;br /&gt;Sus diyor ötekisi, bilirsem gitmem geçmişine diyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah doğduğunda yalnız uyanıyor odada,&lt;br /&gt;Eşyalarını onun adına toplamış geceden&lt;br /&gt;Ve gerisin geri geçmişine dönmeye düşmüş&lt;br /&gt;Yol döngüsünde karşılaştığı aksi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Bkz. &lt;a href="http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/iz-peinde-1-blm.html"&gt;İz Peşinde I&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/iz-peinde-2-blm.html"&gt;İz Peşinde II&lt;/a&gt;]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1407887426945343955?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1407887426945343955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1407887426945343955' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1407887426945343955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1407887426945343955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2009/01/iz-peinde-iii.html' title='İz Peşinde III'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8478323875967587374</id><published>2008-12-31T01:46:00.002+02:00</published><updated>2009-01-07T13:19:47.690+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>2009</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Ajandası:&lt;/span&gt; Metis'in "Hayvanlar ve İnsanlar" üzerine 2009 ajandası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Defteri:&lt;/span&gt; Moleskine'in Volant serisinden farklı iki lacivert tonundaki 12.5x21'lik çizgili defterler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Kalemi: &lt;/span&gt;Son doğumgünümde komşum Zeynel'in hediye ettiği, mavi mürekkepli refill kullanan Parker kalem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Elektroniği:&lt;/span&gt; Muhtemelen iPhone, hele bloglara ağırlık vermeyi düşünüyorsam her daim internet erişimine açık olmakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Kişisel Başarı Hedefi:&lt;/span&gt; Yıllardır yılan hikâyesine dönmüş roman hedeflerimden birini gerçekleştirmek, yazıp yayınlatmış olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Yaşam Alanı:&lt;/span&gt; Yine Moda, daha çok Moda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Medyası: &lt;/span&gt;Bloglar, Dergiler, Kitaplar, Mp3'ler, Defterler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Edebi Türü: &lt;/span&gt;Röportaj, Söyleşi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Ruh Hali:&lt;/span&gt; İnsanlıktan çıkmış, ekonomik çıkarlar doğrultusunda yönlenen bir ülkede olumlu davranarak başı dik gezebilmek, kabalıklara pabuç bırakmamak, alanı ısrarla savunmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Gelişim Alanı:&lt;/span&gt; Beden Sağlığı. Güçlü ve kalın bir beden yerine, esnek ve dayanıklı bir beden yapısına ulaşmak. Süregiden sağlık sorunlarını ortadan kaldırmak, yoga veya modern dans sayesinde yıllardır gözardı edilen bedenle ilgilenmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Davranış Biçimi:&lt;/span&gt; Paylaşım. Yaşamın alışverişle değil de değiştokuşla, paylaşarak daha zenginleşebileceğini görüp gösterebilmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Yılın Dileği:&lt;/span&gt; İnsanların birbirlerini kimliklerinden bağımsız, insan olarak görebilmeleri; insan acılarını ve insan sevinçlerini ekonomik ve siyasi çıkar ve pazarlıklardan arınmış bir şekilde yaşayabilmeleri; geçmiş için değil gelecek için birleşebilmeleri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8478323875967587374?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8478323875967587374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8478323875967587374' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8478323875967587374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8478323875967587374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/2009.html' title='2009'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-7802801457412810973</id><published>2008-12-30T12:56:00.003+02:00</published><updated>2009-01-07T13:19:47.690+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Ekose battaniye, bir kupa kahve ve Charlotte...</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0);"&gt;Melancholy/aviation/chocolate/perfume/cigarettes/frequent flyer/stow away/dislocation/sleeping/jets/wave goodbye/feel homesick/tranquilizers/bill of fare/cry easy/dvt/disapear into thin air&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dorkinglabs.com/images/charlotte-gainsbourg.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 399px; height: 565px;" src="http://www.dorkinglabs.com/images/charlotte-gainsbourg.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İstanbul parçalı karlı. Kimi yerde birikebiliyor, kimi yer yağmuru bir parça aşıyor. Mikroklima baskın çıkıyor sanırım. Yılı uğurlamaya hazırlanırken evde ya da ofiste hafif loş, azıcık da huzurlu mahsur kalma hayalleri kuruluyor belki: kırmızı ekose battaniye, sıcak çikolata ya da kahve, kocaman fincanlarda, belki de mırıltılı bir kedi. Hayalin nesneleri çoğaltılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedense böyle bir güne eşlik etsin diye &lt;a href="http://www.charlottegainsbourg.fr/"&gt;Charlotte Gainsbourg&lt;/a&gt;'u seçtim. Belki müziğini &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Air&lt;/span&gt;'in yaptığı, sözlerini &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jarvis Cocker&lt;/span&gt; ile &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Neil Hannon&lt;/span&gt;'un yazdığı, yapımını da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nigel Godrich&lt;/span&gt;'in gerçekleştirdiği &lt;a href="http://www.myspace.com/charlottegainsbourg"&gt;5:55&lt;/a&gt;'in hayali havası etkili olmuştur; belki de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Michel Gondry&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yvan Attal&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Patrice Leconte&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Claude Berri&lt;/span&gt; yönetmenliğindeki filmlerinden edindiğim izlenimler... Hiç olmadı babası &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Serge Gainsbourg&lt;/span&gt; ve annesi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jane Birkin&lt;/span&gt; hatırına olabilir. Ya da karda huzur fantezisine en uygun kadının Charlotte olduğuna inanıyorumdur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img223.imageshack.us/img223/4763/bscap0001bf7.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 420px; height: 180px;" src="http://img223.imageshack.us/img223/4763/bscap0001bf7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0);"&gt;Lola: Neden yalan söylediğimi bilmiyorum. Bilmiyorum. Söylemem gerektiğini hissediyorum. Tüm yaşamım boyunca, küçüklüğümde bile. Kendime bir hayat uydurarak dolanıyordum. Kendime bir şeyler eklemeliydim, kurdeleler gibi, yoksa sanki varlığım yoktu. Her zaman heyecanlanmışımdır insanlar orada olduğumu fark ettiğinde, yer kapladığımı anladığımda. Sanki bir çizim gibiyim bir parça kağıdın üstünde, ve silindi çizim. Savunma mekanizması olarak, hüzünlü hikayeler uydurdum kendime biraz ağırlık kazandırmak için. Başıma kötü bir şey gelmedi. Ailem beni severdi. Naziktiler. Okulu sevdim. Dövülmedim ya da tecavüze uğramadım. Zengin ya da yoksul değildik. Acı çekmedim. Çekmiş olmak isterim. O zaman yaşıyor olduğumu hissederdim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[İlk alıntı sözleri Jarvis Cocker'a ait olan AV607105 adlı parçadan; ikincisi ise Patrice Leconte yönetmenliğindeki Félix et Lola adlı filmden.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-7802801457412810973?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/7802801457412810973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=7802801457412810973' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7802801457412810973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7802801457412810973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/ekose-battaniye-bir-kupa-kahve-ve.html' title='Ekose battaniye, bir kupa kahve ve Charlotte...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-7770574485114042263</id><published>2008-12-29T09:55:00.001+02:00</published><updated>2008-12-29T09:57:30.640+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>Hafif Avantür</title><content type='html'>Gecenin soğuk yakasının kelimeleri bunlar&lt;br /&gt;yoğun argo kokulu sokaklardan&lt;br /&gt;kaçırıp getirdim ellerine teslim etmeye&lt;br /&gt;yıkık evlerin parçaladığım döşemelerinden&lt;br /&gt;çatıverdiğim bir yalnız kaleye doğru&lt;br /&gt;savaş tamtamlarının dumanlarından görünmez&lt;br /&gt;gözü gözden sakınan bir kesiflik içinde&lt;br /&gt;uzak okyanuslarda ıslanmış bir koku&lt;br /&gt;atlarımın arabacısının yorgun yüzünden akar&lt;br /&gt;çizmelerimin mahmuzlarında gizli emrim&lt;br /&gt;nefesindeki kaçak alkol kokusuyla ancak&lt;br /&gt;cesaretini kırbacında toplayabilmiş&lt;br /&gt;bir başka yazgının üstüne yazılmış&lt;br /&gt;sözlerim başka sözlere karışır&lt;br /&gt;kuzey batının en son limanlarından&lt;br /&gt;ayrılan nasır dolu elleriyle denizciler&lt;br /&gt;yeni yağmaladıkları revolverleriyle&lt;br /&gt;limanda unuttukları kadınlarına&lt;br /&gt;son bir armağan çakıyorlar&lt;br /&gt;fiyakalı güverte subaylarının boş bakan&lt;br /&gt;gözlerinin en ücra derinliğinde gördüğü&lt;br /&gt;ölümcül bir görüye nazaran&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-7770574485114042263?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/7770574485114042263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=7770574485114042263' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7770574485114042263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7770574485114042263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/hafif-avantr.html' title='Hafif Avantür'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-4146253930839532592</id><published>2008-12-28T11:58:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:10:27.905+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Z</title><content type='html'>Ayna var. Görebiliyorum. Kendimi değil, onu. Aynanın karşısında. Bakıyor. Bana değil, kendine. Ne düşündüğünü artık biliyorum. Kendine hayranlık duyuyor. Gerçekten mi yoksa kendisini kandırmaktan hoşlandığı için mi, çoğu zaman ayırt edemezsiniz. Gerçek olanlar kendisi üzerine kurduğu katmanların altında kalmıştır. Katman katman inşa edilmiş bir ego, yıllar içinde. Şimdi kendisini seviyor sadece, başka hiç kimseyi sevemeyeceği kadar. Başkalarını sevmek istemiyor artık, zihninde görüntülerini çürütüyor hemen, hatıralarına kötü zamanlarını kaydediyor sadece. Bunu fark etmek hiçbir şey kazandırmıyor size, hep eliniz kolunuz bağlı onun karşısında. Bir tek izleyebilirsiniz, kendisini izlemesini izleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten güzel. Herhangi bir insan kadar güzel aslında. Ona sorduğunuzda, galiba, dünyanın en güzel yaratığı. Bana sorarsanız da dünyanın en güzel yaratığı, ama gerçekten güzel olmasının ötesinde. Ona karşı zaafım var, aşk denileninden, tarafsız olamam. Her ne kadar o benim en kötü görüntülerimi biriktiriyor olsa da, tıpkı diğerlerininkilerin gibi, ben onun bütün güzel görüntülerini biriktiriyorum. Kötüleri siliyorum zihnimden, en azından silmeye çalışıyorum. Bir sabah uyandığımda hala uyuyan yüzünü izlerken dikkatime yakalanan hücrelerini silmeye çalışıyorum mesela. Beni başından atmaya çalıştığı zamanlarda çarpıttığı ifadelerini de. Onun kadar başarılı değilim, hafızam silme yeteneğini pek geliştirememiş. Ekşiliğim ve huzursuzluğum hafızamdan mı kaynaklanıyor, kaç kere sordum kendime, ayna karşısında. Ama şimdi aynanın karşısında olan ben değilim. O.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu anlatabilirdim size. Onu tarif etmeye çalışırdım, göstermediği gözlerini, kayıp dudaklarını, en mahrem anlarımızda bile sakladığını fark ettiğim bedenini. Parmaklarımın her seferinde ne yapıp edip bulduğu tenini. Farkındayım nafile, o kendisini sadece kendisine saklıyor. Nerede olduğunu henüz bulamadım. Bulsam bile oraya davet edilmem asla, işgalci olmaktan da sıkıldım artık. İşgalci olmaktan hepimizin sıkılması gerekiyor. Ne kadar zor olsa da mülkiyetlerimizden kurtulmalıyız. Ancak o zaman kendimizi başkalarına verebiliriz, başkalarıyla birlikler oluşturabiliriz, serbest dolaşım cennetine ulaşabiliriz. Şimdilik çok azımız teslim oldu, üzerindekileri attı. Ben henüz onlardan değilim, ama uğraşıyorum. O onlardan biri hiç olamayacak, artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynaya baktığınızda en yakın görüntünüzü görürsünüz, gülümsersiniz karşılıklı. Konuşmanıza gerek yoktur, sözlerle kurulamayan bir uyum kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Asla zarar görmeyeceğiniz bilirsiniz, güven hiç zorlamadan kurulmuştur. Steril bir güven. Kötülüğün karşıdan değil, olsa olsa kendinizden geldiğini bildiğiniz bir güven. Yalıtılmış bir güven. En yalın halinizi gösterirsiniz karşınızdakine, kusurlarınız bile yoktur, en azından karşınızdakiyle karşılaştırdığınızda hiçbiriniz üstün gelmez. Kıyas kabul etmez bir ilişki kurulur hemen aranızda. Mutlu olursunuz, geri kalanları, dünyayı dışarı atarsınız hemen. Mutluluktan sarhoş olabilseydiniz, keşke, aynadaki dostunuzla, sevgilinizle, kendinizle hemen dansa başlardınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaç kere söyledim ona hatırlamıyorum. Ben senin zihnindeyim. İstemediğinde yok olurum. İnanmadı bana. Israr ettiğimi düşündü. Her seferinde bir tuzak kurduğumu sandı. Belki de haklıydı. Bana baktığı sürece ona ısrar ettim hep. Israrla ben de baktım ona. O baktıkça ben de baktım. Hiçbir zaman ondan önce gözlerimi ayırmadım ondan. Sıkılmasını bekledim, usanmasını, kendisinin gitmesini. Ayıp olurdu ondan önce ayrılmam. Hep terk edildim diyebiliriz kısaca. Geride kalan hep ben oldum. Özgür olan oydu, bağımlı olan ben. Kalabalıklara karışan o, gittikçe yalnızlaşan ben. Yine de bana aşık olduğunu hissedebiliyordum. Baktıkça büyüyen bir aşk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Daha önceden &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Otium&lt;/span&gt; adlı başka bir blogda yayımlanmıştı. Haziran '04'te.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-4146253930839532592?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/4146253930839532592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=4146253930839532592' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4146253930839532592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4146253930839532592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/z.html' title='Z'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-3107525486405972002</id><published>2008-12-27T13:24:00.002+02:00</published><updated>2008-12-27T13:28:48.795+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>Lirik İşler V</title><content type='html'>Sayfalar yığılıyor zift gecede yılar gibi&lt;br /&gt;eski çağlardan bir yazı bulaşıyor eline&lt;br /&gt;silkeledikçe kelimelere dökülüyor teker teker&lt;br /&gt;koyu harflerini dizdiğin, gecenin içine lanetin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün gelecek, yeniden yakacaksın yığdıklarını&lt;br /&gt;ve bir daha gideceksin, karışacaksın karanlığa&lt;br /&gt;kimliksiz bir yeni alacaksın eline&lt;br /&gt;sen olmayan bir sen daha atacaksın yangın yerine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından, yaktığın sözler, bir öncekilerle birlikte&lt;br /&gt;peşinsıra dizilecekler gölgene, ve ağırlaşacak&lt;br /&gt;adımların, yanık kokusu sinecek derine,&lt;br /&gt;yırtarcasına çıkacaksın içinden, ve, tekrar birleşeceksin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geride bıraktığın derilerini, gün gelecek&lt;br /&gt;bir daha giyeceksin. Bunca yıl, sandıklarda&lt;br /&gt;saklanman bu nedenle. Bu nedenle, geceleri&lt;br /&gt;ayna başında prova yapıp, uyuyakalman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir aynaya yazıyorsun yazını, kelimelerin ardında&lt;br /&gt;gördüğün gözlerinden akıyor harfler. Şu kalem tutan elin,&lt;br /&gt;şu sözü uzatan kalemin, hepsini yansıttığın ayna,&lt;br /&gt;sen gittikten sonra boş kalacak, bir sonraki sefere kadar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-3107525486405972002?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/3107525486405972002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=3107525486405972002' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3107525486405972002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3107525486405972002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/lirik-iler-v.html' title='Lirik İşler V'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6515189847483940158</id><published>2008-12-26T10:40:00.003+02:00</published><updated>2009-01-09T00:10:43.299+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm1.static.flickr.com/87/252520910_78bb548d49.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 286px;" src="http://farm1.static.flickr.com/87/252520910_78bb548d49.jpg?v=0" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyükbabam yeni bir kitap hediye etti bana, okursam dinler misin? Çok heyecanlı, içinde sana ve bana benzer ama benzemez birileri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Gregory Colbert&lt;/span&gt;'in bu fotoğrafı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Küller ve Kar&lt;/span&gt; adlı çalışmasından alınmıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz. &lt;a href="http://beslenmekilavuzu.blogspot.com/2008/12/kller-ve-kar.html"&gt;Beslenme Kılavuzu&lt;/a&gt;]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6515189847483940158?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6515189847483940158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6515189847483940158' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6515189847483940158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6515189847483940158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/bykbabam-yeni-bir-kitap-hediye-etti.html' title=''/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1422373868224073697</id><published>2008-12-25T05:11:00.002+02:00</published><updated>2008-12-25T05:17:38.152+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>Lirik İşler IV</title><content type='html'>Rastgele ve parçalı inşa edilmiş derme çatma ruhumla&lt;br /&gt;ne zaman bir başka inşa faaliyetine kalkışsam&lt;br /&gt;bocalamaktan oldukça çabuk yorulup &lt;br /&gt;bitap düşüyorum bezgin ruhumun yatağına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arjantin’den yola çıkıp okyanus aştıktan sonra&lt;br /&gt;buradan baktığımda net göremeyeceğim bir şekilde&lt;br /&gt;kıyıya çıkıp eninde sonunda bana ulaşabilen&lt;br /&gt;ezgilerin içinde aramayı seçiyorum&lt;br /&gt;tarihin bir halka yaptıklarının&lt;br /&gt;içten içe kopup duran acılarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dolambaç öğrettiğiniz bana,&lt;br /&gt;dilimi döndürdükçe sonsuza doğru açıldığına inandığım.&lt;br /&gt;Düşüncemin izine baktığınızda&lt;br /&gt;kaç çemberden geçtiğini anlayıp yaşımı açık edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Bilirsiniz, sizin geçtiğiniz çemberleri&lt;br /&gt;tekrar ele alıp bize uysun diye daraltıp duruyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gizilgüç diyorum ya&lt;br /&gt;içimde ara sıra kıvranıp duran bu dil eriğine,&lt;br /&gt;bazen dilimi daldırıp bir habbe çekiyorum,&lt;br /&gt;sonra başlıyor yorucu yoğurma işlemi,&lt;br /&gt;kendimi tutamayıp inceldiği yerden&lt;br /&gt;kopartana kadar uğraşıyorum, sonra&lt;br /&gt;sonra durmayı akıl ettiğimde, işin&lt;br /&gt;işten geçtiğini hatırlatıveriyor etrafımda birikenler,&lt;br /&gt;başka zamanlara geldik, artık şiir boş zanaat diyenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâğıttan müzelerde sizin mürekkebinizin koyuluğundan&lt;br /&gt;yansıyan aksi imgeye borçluyum çoğu zaman&lt;br /&gt;kendi dilimin katılığını ve acılığını. Çok derinlere&lt;br /&gt;yerleştirilmiş kara bir kutunun kayıtlarından&lt;br /&gt;öğreniyorum hayatın anlam ıssızlığını.&lt;br /&gt;Başka yolcuların ruhlarından çekilmiş bir zincirin&lt;br /&gt;ucunda merakla gözlüyorum açıkçası&lt;br /&gt;arkamdan kimin gelip halkalanacağını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Eylül '03&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1422373868224073697?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1422373868224073697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1422373868224073697' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1422373868224073697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1422373868224073697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/lirik-iler-iv.html' title='Lirik İşler IV'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-7930122804641698924</id><published>2008-12-24T02:16:00.007+02:00</published><updated>2009-01-09T00:06:14.393+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Burada Karar Olmaz</title><content type='html'>Burada karar olmaz. Burası sınır boyudur, uzar gider. Sınırın iki tarafı, buradan bakar birbirine ve tıpkı bir aynaya bakarcasına karar verir, kimbilir neresini düzeltmeye. Biz, sınır boyunun bir avuç insanı, hep aynı alanda geçiririz ömrümüzü, tüm o gidene ve gelene rağmen. Zaman bile tozludur burada, akarken yaşlanır bizimle. Doğumdan ölüme aynı yolda gittin mi sen hiç? Aynı yoldan da gelmen gerekir, tüm yollar sınırboyunda buraya çıkar, tam benim sana bunları anlattığım noktaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kentten ayrıldığımdan beri gidiyordum, nereye varacağımı bilmeden. Omzuma yüklediğim bir dolu kaçak karar, ellerime kollarıma hakim oluyor ve beni dolandırıyordu otoyollarda. Bir doğuya, bir kuzeye, ardından batıya ve de güneye. Kimbilir ne kadar olmuştu başlangıç noktamdan çıkalı. Zaman araçlarım bozulmuştu zamanla. Zamana zamanölçerler bile dayanamıyorsa bu yolda, umutsuzluğum daha da artıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlıkta ilerledim, sonra da aydınlıkta. Gün batımlarını ve gün doğumlarını gördüm. Güneşi önüme aldım, sonra arkama, bazen de yanımdaydı. Ayın doğumunu, bütünlenmesini ve eksilmesini gördüm. Yol kenarlarına çekildim, orada uyudum; yol bitti, orada da uyudum. An geldi, hızla uzaklaştım bir yerlerden, an geldi arabayı sürmek bile istemedim. Yolda insanlar gördüm, bir kısmı benimle geldiler; bir kısmı bana git dediler. Yol sordum, yol gördüm. Bıkkınlık geldi yoldan, çıktım. Toz toprak içinde, olmayan yerlere gittim. Evler bitti, tekrar evler başladı. Yağmur yağdı, ıslanmaya çıktım. Yağmurlar kesildi, kurumaya çıktım. Ağaçlar başladı, ağaçlar bitti. Yokuş yukarı sürdüm kendimi, elbet yokuş aşağı bırakırım diye.  Anladığım hep yol oldu, önümde uzayıp giden, ufka kadar görebildiğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımda ne vardı başlangıçta, şimdi hayal meyal hatırlıyorum. Kaçarcasına çıkmıştım, günler süren bir boşluğun ardından. Okul, iş, kadın, ev, aile... Her bir köşeden sıkıştırıyorlardı beni. Bitmesi gereken, bulmam gereken, ayrılmam gereken, yerleşmem gereken, konuşmam gereken... Her şey berbattı o günlerde, üstüme yığılan o karar dönemlerinden birinde çekip gitmiş olmalıyım. Hayal meyal bir toplantı hatırlıyorum, yayınlamaya çalıştığımız bir dergiyle ilgili, benim için kötü geçen bir toplantı. Aylar süren hazırlıklara rağmen çok fazla ilerlememiştik ve zamanla yapmak istediklerimden uzaklaşıyordum. Tartışmalar uzadıkça, kendime güvenim de, beraber çalıştığım insanların bana olan saygısı da azalıyordu. Hatırlayabildiğim kadarıyla, o günlerin en tatsız durumunda bulmuştum kendimi: kavga etmemem gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmek isteyene kapı her zaman açıktır, kapalı olsa bile ne yapıp edip çeker gider insan. Çeker gider insan, belki de gelmemek üzere. Şimdi de çekip gitmek istiyorum, kendi içimden çıkmak istiyorum. Kelimeleri arayarak, yolu arayarak. Bir kere yoldan çıkmaya göreyim, bir daha bulmam çok zor oluyor. Bakalım bu sefer kim yardım edecek bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Bir ay gibi bir süredir burada bazı metinler yayımlıyorum. Bunların çoğunun eski bilgisayarlarımdan kalan dosyalar olduğunu itiraf etmeliyim. Birkaçına tarih veya açıklama koyarak bu eskiliği belirtmiştim zaten. Yine de bazı metinler sanki yeni yazılmış gibi algılanabilir. Onlar hem eski hem de yeniler. Bazı metinlerin zamanı yok gözümde. Çünkü onları tekrar okurken yazıldığı günden bir arpa boyu öteye gidemediğimi, aynı duyguları dönüp dolaşıp yaşadığımı fark ediyorum ve bu nedenle onları yayımlamak isteği duyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu metinlerin bir türü olup olmadığını bilmiyorum. &lt;a href="http://okurmusunuz.blogspot.com/search/label/Lirikler"&gt;Lirikler&lt;/a&gt; ayrı... Zaman içinde ayrıştırıcı etiketler üreteceğimi, bir şekilde, doğru ya da yanlış, uygun ya da uygunsuz, kategorize edeceğimi biliyorum. Ama şu anda, pek çoğuna baktığımda, ne öykü görüyorum ne de fikir yazısı, tamam kategorilerden biri de deneme, ama yaygın denemelere de benzemiyorlar. Yalnız her birinde mutlaka bir ya da iki kanlı cümle oluyor, çoğu zaman nasıl ortaya koyduğumu anlamakta zorlandığım. Okuyanı potansiyel olarak durdurup, kendi içine bakmaya zorlayan, pat diye hayatın bir gerçeğiyle, belki çok mahrem, belki de herkesin bir zaman yaşadığı bir durumuyla karşılaştıran. Buradan hareketle bunların vurucu metinler olduğu sanısına kapılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk adımda, &lt;a href="http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/11/lodos-frtnas.html"&gt;Lodos Fırtınası&lt;/a&gt;'nda, farkında olmadan doğru bir saptamada bulunmuşum: Bu metinlerle başa çıkmamın en iyi yolu, şu ana kadar bulabildiğim, içlerinden geçip gitmek. Onları başka işlerde kullanmak için kes yapıştır yapmamak, yazıldıkları an kimsem artık, onun metni olarak kabul edip, olduğu gibi kullanmak. Bu metinlerdeki uçlar, eğer hakikaten içimi yeterince delmiş ve yarattıkları oyuklara yerleşmişlerse, daha uzun soluklu ve bütüncül metinlerde ve projelerde yeniden filizleneceklerdir ne de olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parantez içinin tarihi günceldir.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-7930122804641698924?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/7930122804641698924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=7930122804641698924' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7930122804641698924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7930122804641698924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/burada-karar-olmaz.html' title='Burada Karar Olmaz'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8376704552998286654</id><published>2008-12-23T16:08:00.001+02:00</published><updated>2009-01-09T00:06:14.393+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Şimdiki Zamanda Bu Topraklarda Birey</title><content type='html'>Yanlış ve eksik şekillendirilmiş bireyin dünyasında, kimlik çoğulluğunun hapsettiği yalnızlık: tüm diğerlerini öteki diye adlandırması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özelde Türkiye’de sonradan yaratılmış bir dünyaya ait olma çabası, genelde gittikçe hızlanan ve vahşileşen hayatta kalma savaşı, dünyasının merkezinde kendini yalnız hisseden bireyin ayağını sağlam basabilmesini engellemektedir. Kendini oluşturması gereken zamanda, başıboş bırakılmaktan kaynaklanan savrulmaların  arkasında, tam kim olduğunu saptayacakken; hayatla karşılaşmak zorunda kalır. Yaşam mücadelesinde çeşitli oranlarda destekle yalnız bırakılmış diğerleriyle, sadece yaşamsal fonksiyonlarını devam ettirebilmek için büyük bir savaşımın ortasına düşmüştür. Modern çağın silahının bilgi olduğu söylenmekte iken, ya bilgiye ulaşması için gereken imkânlardan yoksundur ya da doğru bilgiyi seçemeyecek kadar çok ve gereksiz bilgi yığınının içinde boğulmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisine doğru diye öğretilenleri unutmak zorundadır. Beynini şekillendirmeye çalışan tüm saldırıları bertaraf etmesi için asıl çocukluğundan beri içine sızmış olan ve artık egemenleşmiş bir kültürle mücadele etmesi gerektiğini fark etmiştir. Şüphe duymaya başladığında, içindekiler kemikleşmeye başlamıştır ve kemiklerin atılmasıyla boş bir paso haline gelme, her an yıkılabilme tehlikesiyle yaşama ihtimali ortaya çıkmıştır. Gideceği yönü seçmeden önce, korunaksız bir biçimde, kendisini yıkmak için her yönden esen rüzgârların önünde ayağa kalkabilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teslim olmamak için, ufacık bir kırıntıyı bile ararken; tüm yönlerden kuşatıldığını ve her an değişen, bir yerlerde katılaşan, başka bir yerlerde jöle kıvamıyla tüm hücrelerine saldıran bir düşmanla savaşmak zorunda bırakılır. İşin en kötü yanı, bu düşmanı fark edenin sadece kendisi olduğunu sanmasıdır. Daha doğrusu, kendisi dışındaki herkese karşı şüpheyle yaklaşmasını sağlayacak kadar çok suçlamayla etrafındaki herkesi kötü ilan etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazara kendisine seçebileceği tüm değer sistemleri, birbirlerini kötülemekte, nötrleştirilmekte ve işe yaramaz hale getirilmektedir. Sırtını dönmesi gerektiğini hissettiği, egemenleşen bir kültür tarafından yutulmakta olan diğerlerinin de yok olduklarını sanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşatma altında olduğunu fark etmesine rağmen güç toplayacak hiçbir şey bulamadığından, sessiz bir varlığa dönüşme tehlikesi ortaya çıkar. Bunca gürültü arasında sesini duyuramayacağı ve hatta sesini kaybedeceği endişesinden, susmaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usulca bir yol aramak istiyordur aslında. Kendisini bastırmak isteyen, zaaflarından yararlanıp işgal etmeye çalışan bütüne teslim olmamak için onun silahlarından da uzaklaşması gerekmektedir. Ya da böyle bir yanılsamayla doldurulmuştur. Sonuçta, artık her şeyden şüphe etmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8376704552998286654?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8376704552998286654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8376704552998286654' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8376704552998286654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8376704552998286654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/imdiki-zamanda-bu-topraklarda-birey.html' title='Şimdiki Zamanda Bu Topraklarda Birey'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-7877232902543711007</id><published>2008-12-22T15:44:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:06:14.393+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>[How to disappear completely (Radyokafa)]</title><content type='html'>Her birimiz elimize verilen oyuncağı kendisine göre kullanmaya çalışıyor. Bu nedenle her birimiz her birimizde kalıyor. Artık oyun sahaları genişledi, genişlerken de oyunlar yalnızlaştı. Büyürken küçülmeye başladık, çoğalırken yalnızlaşmaya. Hem global hem de tekbaşına olmayı beceriyoruz, hem mikro hem de makro kozmopolit oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelime oyunlarının arkasına sığınarak, yuvarlak laflar ederek, metnimizde metnimizi, yaşantımızda yaşantımızı anlatarak nereye kadar gidebileceğiz bakalım. Küçük İskender'di galiba, nereye kadar yüzüp de aslında yüzme bilmediğini ilk fark eden, başkası da varsa olsun, ben onu zikrettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz söylemeye kalkınca nedense sözden bahsediyoruz. Asıl söylememiz gerekenin söyleme eyleminden bahsetmemiz olduğunu giderek daha fazla sanmaya başladık. Ama biz suçlu değiliz, biz masum da değiliz, ama yine de kendimizi asmayı daha çok ister olduk, asmak ister olduk, asmanın da kesmenin de normalleşmesinden biz bu hale geldik zaten, şiddet bizi beyinlerimizin içine gömdü, bedenin şiddetinden görünmez hale geldik zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokağa çıktığımızda attığımız adımlarda, evlere kapanıp dostlarımızla konuşmalarımızda, işe gidip masalarımızın başına oturduğumuzda, yenilgi temalı davranıyoruz hep, yenik biri gibi göstermeye çalışıyoruz kendimizi, yenildiğimiz gücün bizi oluşturduğunu unutarak. Yenmek ve yenilmek değil varolmak gerektiğini hatırlatanlara da, şöyle garipçe bir bakıyoruz. Artık sadece bakıyoruz zaten, ağzımızı açtığımız yok, bakıyoruz, kaydediyoruz, geri odamıza gidiyoruz, işte orada gözümüzü yumup ağzımızı açıyoruz, neler çıkıyor ağzımızdan farkında bile olamıyoruz o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne anlattığımızı bilmeden anlatmak çok da hoşumuza gidiyor olmalı, çünkü hep bunu yapıyoruz. Yeldeğirmenleriyle mi savaşıyoruz, kendimizle mi? Yoksa gerçekten bizi rahatsız eden, tehdit eden bir şeyler var ama, yok işte gücüm yetmez ona diye sustuğumuzdan mı, kendimize yeni canavarlar yaratıyoruz. Hep de soru soruyoruz zaten, hep de emin olmadan, yok olarak konuşmaya çabalıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden çoğul olduk gene, bizi bir araya getiren ne var? Biz bir araya gelebiliyor muyuz ki? Yoksa ruhumuzun içindeki çoğulluktan mı bahsetmek gerekir? Kendimizle konuştuğumuzun farkındayız değil mi? Sesli düşünceler üretiyoruz sadece, ama işin en komik yanı da, kendimizle konuşurken bile cesur olamıyoruz. Odamızda şirin kilitler altında sakladığımız güncelerimize bile ölçülü yazıyoruz, belki bir gün sınavdan geçer düşüncelerim korkusuyla mı acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözden bahsetmek uğruna sözü çoğaltıp duruyoruz da bu söz ne oluyor bilmiyoruz. Sözü de hunharca kullanıyoruz. Ama özgürüz biz, sözden bahsederek istediğimiz kadar söz üretme özgürlüğümüz var, ancak sadece sözde kalalım, derdimiz başka bir şey olmasın. Sözde kalalım, söz olalım hatta. Herkes kulaklarını tıkayınca söz bile duyulmaz zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz çoktan kaybolmuşuz ki, daha nasıl kaybolmaya çalışalım radyokafa. Ama senin dediğin de doğru. Kaybolduğumuz halde bu yaşamı çekmek zorundayız. Çoktan kaybolduğumuz halde hala var olmak zorundayız. Ve işin en ama en kötü yanı, kaybolmak bile bizim elimizde değil, varolmak da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Yazıda sızlanılanlar yazıda aynen korunduğundan dolayı, yazı kendisini imha etmiştir. Artık her davranış kendisini imha eder duruma gelmiştir. Henüz bu tarzda yeni bir çıkış yazıyı yazan tarafından bulunamamıştır. Ancak yazıyı yazan imha ettiği yazılar olsa da, denemeye devam edecek, imha edilmemiş bir yazı yaratabileceği umudunu taşımaya devam edecektir. Sizi tanık bırakmak zorunda kaldığı için, geç kalmış bir özür diler bu iki köşeli parantez arası.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-7877232902543711007?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/7877232902543711007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=7877232902543711007' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7877232902543711007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7877232902543711007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/how-to-disappear-completely-radyokafa.html' title='[How to disappear completely (Radyokafa)]'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8993618719449684925</id><published>2008-12-21T19:59:00.000+02:00</published><updated>2008-12-23T18:42:13.331+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>İz Peşinde (2. Bölüm)</title><content type='html'>Yavaş yavaş yaşlanıyorum bu aynada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin kara rengine büyünmüş bir uyku&lt;br /&gt;Gelip sırtıma biniyor bu mavi odada&lt;br /&gt;Gitmeyi düşlüyorum gündüz niyetine&lt;br /&gt;Galip geliyor tüm o kesifliğiyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah vaktinde anahtarı teslim ederken&lt;br /&gt;Ödünç kelimeler alıyorum yaşlı hancıdan&lt;br /&gt;Garip bir iz bırakarak ardımda&lt;br /&gt;Sokağın ucuna doğru yavaştan kayboluyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır geçiyor, gitmesi gereken gitmiyor,&lt;br /&gt;Yaş bir tahta esnekliğine bürünüyorum&lt;br /&gt;Kırılmam bir an uzuyor ömrümde&lt;br /&gt;Akıp gidiyor aksinde aynanın hayat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır çekim bir sonsuzluk dökülüyor&lt;br /&gt;Kâğıtlara hiç duraksamadan akıtan&lt;br /&gt;Mürekkebini yolun son dönemecindeki&lt;br /&gt;Kara yazgılı aktörü bu satırların&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep kara mıdır karmaşa diye sordu&lt;br /&gt;Kapıyı çekip, yola düşmeden bir an önce&lt;br /&gt;Bir an sonra yetişemeyeceğim bir uzaklıktaydı&lt;br /&gt;Sesim çıkmadı, kurak boğazımdan dışarıya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaş aynada bu sefer yavaşlıyorum&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8993618719449684925?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8993618719449684925/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8993618719449684925' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8993618719449684925'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8993618719449684925'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/iz-peinde-2-blm.html' title='İz Peşinde (2. Bölüm)'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-5016760453344390798</id><published>2008-12-20T18:25:00.000+02:00</published><updated>2009-01-09T00:06:14.393+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Başka Dünyalar Olduğuna İnanmalısın...</title><content type='html'>Başka dünyalar olduğuna inanmalısın yavrum, ya da bu dünyanın başkalaşabileceğine, gecenin bir yarısı kapağını açtığın kitaptan içeri girebilmek ve bizimle karşılaşabilmek için. Sadece insanlarla yetinmemelisin hayatında, insanlardan başkalarının da olabileceğini, ağaçlarla konuşabileceğini, farklı şekillerde –sizin yaratık diye adlandırabileceğiniz– canlılarla karşılaşabileceğini, hatta onlarla dost ve düşman olabileceğini göz önünde tutmalısın. Doğanın, eşyaların ve mahlukatın arasında yaşamayı kabul etmelisin ve kapağı açtığında gözlerini bağlayacak büyünün, elinden tutup seni en kadim mücadelelerin ve savaşların ortasına götürecek güçlerin, aşkın, asaletin, hayır ve şerrin gücünün eline bırakmalısın kendini. Çok geçmeden kendine bir dünya seçeceksin, gerçek varoluşunun ötesinde, sık sık ziyaret edeceğin ve orada yeni bir kahramanlık destanı yazacaksın, yazılmış olanlardan hareketle. İçinde yaşadığın dünyanın şiddetinden, çirkinliklerinden mürekkep yeni şiddetler ve yeni çirkinlikler arasında, kendi küçük adımlarınla açacağın yeni mutluluk patikalarının ucunda, ormanların içine gizlenmiş, pırıltılı sularında yüzeceğin göllere ulaşacaksın belki de. Bu kitapların kapakları altında, sararmış sayfaları üstünde, senden sadece bir adım önde olup da gördüklerini yazanların harflerini göreceksin; işte bu harflerdir bizim gücümüz ve onlardan dokuruz fantezilerimizi, dünyanın ve gerçekliğin görüntüsünü onlarla esnetiriz; bir gün seninde bu yola geleceğini umarak yavrum, bu kitabı bırakıyorum ardımda; seni bekliyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-5016760453344390798?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/5016760453344390798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=5016760453344390798' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/5016760453344390798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/5016760453344390798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/baka-dnyalar-olduuna-inanmalsn.html' title='Başka Dünyalar Olduğuna İnanmalısın...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-9197419419577439260</id><published>2008-12-20T00:54:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:06:14.394+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>They are designing what you want to read...</title><content type='html'>They are designing what you want to read, what you want to listen. I am talking about the authorities, every sort of them.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazıp çizeceğimi başkalarına bakarak belirlemekten bıktım. Bütün bu notların öyküsü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahleyin uyandığında ilk yapman gereken, gün boyunca insanların senden bekledikleri ifadeyi suratına yapıştırmak oluyor. Uzun banyo seansları, tıraş sefaları... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Je suis teresa fatigué&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçine doğru yaptığın arayışlarda, karşına nefret şekline bürünmüş isyanların çıkıyor. Ne yapıp yapmaman gerektiğiyle ilgili kararları sana sormadan alıyor bütün bu insanlar, hayat tahtasındaki yerini onlara bakarak bulmanı istiyorlar. İşte sırf bu nedenle içine kaçmıyor musun sen? Bir kaplumbağa yaşamı, kaplumbağa hızı ve kabuğu. Maskeler yerine kabuklar icat ediyorsun kendine, sonra da parmağın durmadan bu kabuklarla oynayıp duruyor. Kendi içine parmak atıyorsun, kendi içine doğru kusuyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir nehir akıyor, içinden içine. İçten içe. Bir iç acıdan bir iç yaraya. İçin acıyor. Niçin acıyor? Çocuk gibi kelime oyunları yapmasana. Neden? Kelime oyunlarıyla derdiniz ne? Sizin oyunlarınızı sevmediğim için kelimelerle oynuyorum ben. Taşlarım, piyonlarım harflerden oluşuyor. Yan yana gelmesinden hiç hoşlanmayacağınız kelimeleri yan yana getiriyorum ben. Ben yapıyorum, ben. Büyük bir ego içimde büyüyor, toplumsal kurallarınıza küfreden, cümlelerin sonunu getiremeyen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diplomalarınızı, aptal eğitim süreçlerinizi, bugüne kadar neleri bilmemden çok neleri bilmemem gerektiğiyle ilgili anlattıklarınızı, alın başınıza çalın. Ne diyordunuz üniversiteye başladığımda, bugüne kadar öğrendiğiniz her şeyi unutun ve yeni baştan başlayın. Ne diyordunuz, şirketinize ilk girdiğimde, üniversitede öğrendiklerinizi unutun ve bizi dinleyin. Askere aldığınızda ne diyordunuz, bugüne kadar bildiğiniz her şeyi unutun ve yeni baştan hayatı öğrenin. Yıllarım hep yeni baştan başlamakla geçti. Bir sene anlattığınızı öbür sene hükümet kararıyla değiştiriyordunuz. Bir sene hangi parti baştaysa, onun öncülleri iyiler safına geçiyor, onun tarihi büyüklerini öğretiyordunuz. Dönemlerin çocuğu, kitap yazsam ne güzel bir isim olurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parçalı bilgilerinize yama olmaktan sıkıldım artık. Neredeyse öğrenmemeyi kabul edecektim, az kalmıştı bilgiden tamamen uzaklaşmama. Ne denir, yanlış haber, miseducation.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğim diller içiçe giriyor ve hiçbiri tek başına beni ifade etmeye yetmiyor. Neden dile kurban edecekmişim söylemimi? Neden sahip olduklarımı, sırf siz dil polislerini mutlu edip, dili kurtaracağım diye ifade edemeyecek duruma gelecekmişim? Benim yerime siz konuşun öyleyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinlenmek istiyorsan, insanların dinleyecekleri şekilde konuşmalısın. Kimin dikkatini çekebilirim ki? Kime derdimi anlatabilirim?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-9197419419577439260?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/9197419419577439260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=9197419419577439260' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/9197419419577439260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/9197419419577439260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/they-are-designing-what-you-want-to.html' title='They are designing what you want to read...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1982166336987302204</id><published>2008-12-18T22:13:00.004+02:00</published><updated>2009-01-09T00:10:16.776+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Pharmacia - Altı Çizilenler 1</title><content type='html'>"Derrida, Platon'un yazının bir eleştirisi ve Batı sözmerkezciliğinin klasik kaynağı sayılan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Phaedrus &lt;/span&gt;diyaloğu üzerine yazdığı “Platon'un Eczanesi” başlıklı makalesinde, sonsuz bir sözcük oyunu olarak yazının üretici işlevini ele alır. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Phaedrus&lt;/span&gt;'ta Sokrates, Pharmacia adında bir bakireyle oynarken dipsiz bir uçuruma düşüp ölen genç bir bakirenin efsanesini anlatarak diyaloğa başlar. Pharmacia'nın ismi pek çok anlam yankılamaktadır. Efsanede, oyuncu bir ayartmayı ve ölümcül eğlenceyi anıştırır. “Oynadığı oyunlarla Pharmacia, bakireye özgü bir saflığı ve nüfuz edilmemiş bir bedeni ölüme sürükledi.” &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pharmacia&lt;/span&gt; aynı zamanda birine “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;pharmakon&lt;/span&gt; – ilaç ve/veya zehir – verilmesi” anlamına da gelebilir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pharmakon&lt;/span&gt; iyileştirme özelliğine sahip olabileceği gibi, “bir suç unsuru, zehirlenmiş bir şimdi” de olabilir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pharmakeus&lt;/span&gt; ise, bir büyücü veya sihirbaz olabileceği gibi, şifalı ot satan yahut zehirle öldüren bir kimse de olabilir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pharmacia&lt;/span&gt; aynı zamanda yazı anlamına gelirken, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;pharmakos&lt;/span&gt; günah keçisi demektir, zira “bir kimsenin genel, tabii, alışıldık yol ve kanunlardan sapmasına” da yol açabilir. Buna göre yazı, anlamlarla oynama, masumları yoldan çıkarma, ayartma, büyüyle etkileme, hastaları iyileştirme ya da ölümcül bir zehre dönüşmeye muktedirdir. Sokrates'in kendisi yazılı sözcüğü eleştirerek yalnız sözlü felsefe yapmıştır, ama her şeye rağmen günah keçisi ilan edilerek zehirle infaz edilmekten kurtulamamıştır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Alıntı: &lt;a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=2063"&gt;Stephen Kern, Nedenselliğin Kültürel Tarihi – Bilim, Cinayet ve Düşünce Sistemleri, Çev: Emine Ayhan, Metis&lt;/a&gt;]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1982166336987302204?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1982166336987302204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1982166336987302204' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1982166336987302204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1982166336987302204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/pharmacia-alt-izilenler-1.html' title='Pharmacia - Altı Çizilenler 1'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1117286759955112108</id><published>2008-12-18T18:38:00.004+02:00</published><updated>2009-01-09T00:06:14.394+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Tezer Denemesi</title><content type='html'>Karmakarışık yaptığı saçlarından yeni bir tel çekip kopardı, kırmızı saç teliyle bir süre oynadıktan sonra, yatağının üzerine yığılmış gözüken kitaplardan, aynı renk kapaklı kitabın kapağının üzerine saç telini yatırdı. Kapaktaki gülümseyen kadının saçlarıyla karıştı bir an tel, sonra kapağı çevirmesiyle yatağında kaybolacaklar arasında yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılbaşı gecesi hiç istemediği halde duymuştu tartışmalarını; genç olanı, bu kadar zeki, çabuk kavrayan ve müthiş bir mizah gücüne sahip gençlerin nasıl olur da hâlâ &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tezer Özlü&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Vüsat O. Bener&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bilge Karasu &lt;/span&gt;gibi hep aynı şeyi anlatan yazarları okuyup &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ekşi Sözlük&lt;/span&gt;’te onlardan övgüyle bahsetmesini anlayamadığından bahsediyordu; biraz daha olgun olanı ise, diğerlerini bilmem ama ben &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tezer Özlü&lt;/span&gt;’yü yazar olarak değil de, bir kadın tipi olarak okuyorum demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadın tipi olarak Tezer... Şimdi yatağında kitaplarını evirip çevirirken, özgürlüğünün, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kafka&lt;/span&gt;’nın, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pavese&lt;/span&gt;’nin, ölümün ve dirimin peşinden gittiğini okuduğu kadının nasıl bir kadın tipinin sembolü olacağını düşündü? Sıkıştırılmış, normal olarak kabul edilmemiş, bedeninin ve zihninin olası hallerinin toplumsal yapılar tarafından a-normal olarak kabul edilmiş, bedeninin ve zihninin özgürlüklerinin toplumsal duvarlarla çevrilmiş olan kadın tipi mi acaba? Sosyoloji derslerine daha az girmeliyim, anlattıklarım hep oradan öğrendiğim kuramların etkisi altında kalıyor; halbuki şu daha bariz: saçlarımı koparmayı, babamın eski eşiyle kavga etmeyi, çocukken banyoya kapattıkları bedenimle oynamayı, Norveç’e gitmeyi, sevmediğim insanların önünde susmayı ve tanımadığım insanların önünde konuşmayı seviyorum. Bunlar beni Tezer yapar mı acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar uykuya dalmadan önce, bir kere daha bedenini bilgisayarın yanına sürüklüyor, internette açık kalmış Tezer sayfalarından birine daha bakıyor: &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Evinden kaçmak ister, çünkü bu evlerde süren durgun yaşamın, sevgisiz yaşamın, iç içe yaşamın düşündüğüne uymadığının şokunu yaşar. Okuldan kaçmak ister, çünkü okul karanlık bir kilisedir. Okulda öğretilen birçok yalan, gerçek yaşamda hiçbir zaman gerekmeyecektir. &lt;/span&gt;Kimbilir nereden düşmüştür bu sözler bu sayfaya, kendi zihnimden mi, Tezer’in kitabından mı? Sayfayı kapatıyor. Arka arkaya gözüken sayfalardan cümleler zihnine ulaşıyor: &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. &lt;/span&gt;Zihninin kalabalık seslerine bir de uyanıp cinselliğinin peşine koşan kedisi de katılırken: &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Arjantin tangoları dinliyorum. Balkona çıkıyorum. Bu semtte çocuklar çok sessiz. Yazmak istiyorum. Ama her zaman yaşamın günlük hareketliliklerini yeğliyorum. &lt;/span&gt;Son pencereyi de kapatacak, Tezer’in güzel fotoğrafıyla yüzyüze geldiğinde, onun o sıralarda eski okulu Avusturya Lisesi’ndeki haline benzediğini düşünüyor; aynı okuldan iki aynı kadın farklı zamanlarda geçmiş midir? Ama ben, Tezer değilim ki, diyerek son pencereyi de kapatıyor ve geriye düşüyor, yatağına gömüyor bedenini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/SUp-UtT_YLI/AAAAAAAAAAM/a1sz-UAOE8g/s1600-h/Tezer.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/SUp-UtT_YLI/AAAAAAAAAAM/a1sz-UAOE8g/s320/Tezer.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5281172407271252146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sabah kalkıp gitmem gerek, önce buradan, Arnavutköy’den yola çıkmam, Ortaköy’e kadar üst yoldan yürümem gerek, sonra Taksim’e çıkmalıyım, Hayalet Oğuz’a yetişmeliyim, geceleyin uçağa binmeliyim, Paris’e uçmalıyım, orada bir kahveye oturmalı, kimde kalacağımı seçmeliyim; sonra tren, İtalya’ya, Trieste ve S. Stefano Balbo’ya, en sonunda Yugoslavya kaldıysa, oradan Akdeniz’imin sonuna gitmeliyim. Ama önce sabah olmalı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gittiğimde ardımda kalanlardan anlayacaktır, gerçekten benim de Tezer olduğumu; ama bunu anladığı anda beni kaybettiğini de anlayacaktır. Umarım bir ders olur bu ona, hiç sevmediğim bir ders: hiç bir kategoriye ait kılmamalı insanları, bir tipe benzetmemeli... Ben Tezer olduğum kadar, Tezer değilim. Ben benim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1117286759955112108?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1117286759955112108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1117286759955112108' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1117286759955112108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1117286759955112108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/tezer-denemesi.html' title='Tezer Denemesi'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/SUp-UtT_YLI/AAAAAAAAAAM/a1sz-UAOE8g/s72-c/Tezer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-3476571266137076892</id><published>2008-12-17T20:02:00.000+02:00</published><updated>2008-12-23T18:42:13.332+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>Lirik İşler III</title><content type='html'>[F. için]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanrı kırk dak’kalık zamanını çaldı&lt;br /&gt;Ben, yanıbaşındaydım, seninle kapattım gözlerimi&lt;br /&gt;Aynı karanlığın ortasına uzandık&lt;br /&gt;Ben, nefes almayı yeniden öğrendim&lt;br /&gt;Sen, kim olduğumu tekrar anımsadın&lt;br /&gt;Sabaha bitik düştüğümüzde&lt;br /&gt;Birbirimize tek bir kere bile&lt;br /&gt;Dokunmadığımızı anladığımızdan bakamadık&lt;br /&gt;Ve aynı yolda ikiye ayrıldık&lt;br /&gt;Ben, hafızamı verdim sana, ödünç&lt;br /&gt;Sen, nefesini bıraktın geride, dönerim diye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ocak 02)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-3476571266137076892?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/3476571266137076892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=3476571266137076892' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3476571266137076892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3476571266137076892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/lirik-iler-iii.html' title='Lirik İşler III'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-7949664806365247426</id><published>2008-12-17T15:30:00.000+02:00</published><updated>2008-12-23T18:42:13.332+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>Lirik İşler II</title><content type='html'>Piyanonun başında bu gece palyaço, tek başına&lt;br /&gt;Kendi kendisine çalıp söylüyor karanlık öykülerini&lt;br /&gt;Mimiklerini içinden görüyor ve ağlıyor yavaşça&lt;br /&gt;Parmaklarının ucuna basarak gitmek istiyor&lt;br /&gt;Ve bulmak gerekiyor, nerede yalnız seyirciler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişiye özel bir gösteri bu, cansız nesnelerle paylaşılan&lt;br /&gt;Tekrarı olmayacak, kapağı kapattığında gece de bitecek&lt;br /&gt;İçine gömülüyor bedeninin her bir hareketi usulca&lt;br /&gt;Kalbinden yüzüne yayılıyor kanlı gülümsemesi&lt;br /&gt;Ve bitmek gerekiyor, sözler bittiğinde gitmek gerekiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayanabilirse bir kere daha deneyecek bu gece&lt;br /&gt;Döndürüp yeni baştan alacak, bir gülümsemeyi&lt;br /&gt;Öteki yaştan ayırmayı öğrenecek, belki aynı notada&lt;br /&gt;Tekrar susacak ve görmeye çalışacak kendi maskesini&lt;br /&gt;Ve bakmak gerekiyor, nerede duruyor bedeninde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dudaklarından dökülen sözlerin kırıldığı yerde&lt;br /&gt;Gömülecek itiraz etmeden, inkâr etmeye fırsat tanımayacak&lt;br /&gt;Uzatmadan yeni bir maske örüp kapattığında&lt;br /&gt;Hafiften parmakları öykünün sözlerinden kalkarken&lt;br /&gt;Ve başlamak gerekiyor, sabaha geldiklerinde yaşamak gerekiyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-7949664806365247426?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/7949664806365247426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=7949664806365247426' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7949664806365247426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/7949664806365247426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/lirik-iler-ii.html' title='Lirik İşler II'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1769348959428474995</id><published>2008-12-17T01:28:00.000+02:00</published><updated>2008-12-23T18:42:13.332+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>Lirik İşler I</title><content type='html'>Kadife kaplı dünyamın sınırları dışına taşıyor sözler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elektriğini bedenime aktarmak istiyorum seni dinlerken&lt;br /&gt;Siyah tuşların üstüne sertçe basan elinin altındayım&lt;br /&gt;Dudaklarının arasından sızan sesinin titreşiminden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar doğuyor aramızdaki boşluğa asılan buğular&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerim açılırken acıyor, arada titrek bedeninden&lt;br /&gt;Okuyorum kaslarının atımından görüşünün neresindeyim&lt;br /&gt;Yumuşak bir şiddet düşüveriyor çizginin dışına sözlerimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından içimde tekrar kurduğum sahnede şarkılar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1769348959428474995?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1769348959428474995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1769348959428474995' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1769348959428474995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1769348959428474995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/lirik-iler-i.html' title='Lirik İşler I'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1238130862480948501</id><published>2008-12-16T15:46:00.001+02:00</published><updated>2009-01-09T00:06:14.394+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>İplerini Kesersin Tek Bir Hamlede</title><content type='html'>Teknolojiyi bir araç olarak kullanan bir yolcunun, yol notlarında görünen kalbine baktığımda, kendi içimi gördüğümü sanıyorum. Kalabalıkların caddesine yolum düştüğünde, caddenin kapısında durup beklediğim insanlar kimler acaba? İngiltere’nin druidlerinin ellerindeki oraklardan kesilen soru işaretlerinin üstüne, taç yaprakları asıyorum. Cümlelerin uzantısı, içine daldırdığım gayya kuyusundan elime yapışanları temizlediğimde ortaya çıkıyor. Sessiz gözlerimi içime doğru açıyorum, zamanı görüyorum, yaşlarım da içime akıp, içimi çürütüyormuş. Büyüsünü yitirmiş dünyaya tekrardan yeni büyüler kazımak niyetinde olan her bir müpteladan toplamaya niyetlendiğim sözlerini içimdeki kaplara saklıyorum, zamanı geldiğinde açıl susam açıllarla binbir gecede yeniden anlatacağım hepsini. Güldüğünde gözlerini kaybedenlerdensen, ağladığında nasıl geride kalmalarını bekliyorsun diye sorarsın kendine, kendin isterse cevap verir sana, der ki: sen gözlerini dışa karşı gülerek kaybet, içeride yaşların aksın düş ince ırmağında biriksin. Gözlerinin bir ikinci derisini oluşturan pusu içinden geçip karşındakini gerçek halinde görebilmek niyetiyle aştığın anda başlar bir yeni kâbusun. İplerini kesersin tek bir hamlede ardından görmeyeyim diye kaçarsın içerlere, örtersin üstüne karanlığı, susarsın ve dinlersin gözlerini. Anlatırlar sana, eski masalları, alır geri koyarsın içinden çıkan inci tanelerini, doldurursun testini ve bilirsin ki içeceksindir en zor anında, kana kana, tüm bu dönenlere ve tüm bu dolanlara. Açtığında içinin kapağını, dökülenlere bakamayacaksan ve toplayamayacaksan ardından, mühürle baldan mumlarla, bakma bir daha birikintilere, basma bir daha tellerinin üzerinden geçip gidemezsin, takılıp yırtarsın derilerini ve çıkar pür makyaj sakladığın yaralar, kendi gözlerini aşar ve başka gözler asılıverirler, tuz yerine, gömülürler iyice diplerine, ayrılır zor birleştirdiğin iki yakan, biri susar ve koparttığı dilini ödünç verir ötekine, öteki dillenmeye kalmadan geriye atar kaçak adımlarını, kaçar kantarın topuzu ve aralarındaki çukur kadar açılır giderler kendi yakalarına.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1238130862480948501?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1238130862480948501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1238130862480948501' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1238130862480948501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1238130862480948501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/iplerini-kesersin-tek-bir-hamlede.html' title='İplerini Kesersin Tek Bir Hamlede'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6653002571507333532</id><published>2008-12-15T09:29:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:06:14.394+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Benim Dilim Çok Vukela</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;[Daha önce bir alt-zine sayısında yayımlanmıştı.]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu dilim çok vukela, bir kullanmaya göreyim, bitmiyor söyleyecekleri. Benim bu dilim çok vukela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük parçalarıyla yazmaya başladım. Sonra tekrar ederek, katışıksız hale getirmek istedim. Sağaltmaya, daha mükemmel hale getirmeye çalıştım. Ne kadar tekrar etsem de bir fazlalık kalıyormuş gibiydi. Bir sarkıklık vardı bende, bir sakarlık. Sarkaklık. Sürçüyordum durmadan, sokaklarda sürçüyordum. Hep unuttuğum bir harf vardı, geri gidip yapıştırdığım bir re harfi, müzikli bir re harfi. Günün koyulduğunu bilmediğimden olsa gerek, ayaklarımın asfalta yapışmasına gözlerim açılıyordu, fal taşlarından okuyordum bir sonraki adımımı nereye atmam gerektiğini. Kağıdın beyazlığında karınca adımları bırakarak, arada bir iki tanesi düşerek, yokuş aşağı ilerlemeyi sağladım, tekrar yokuş yukarı çıkarak. Bir aşağı bir yukarı, başaşağı bir cümle geliverdi elime, nereye koyacağımı, nereyle bağlayacağımı bilemediğim. Bir ip alıverdim elime, ince belli çantamdan çıkarıverdiğim, verdim eline cümlenin bağlasın diye. Gündüzün koyu vaktine açık çay yakışır edasıyla, giriverdim gözüme ilk batan kahveden içeri, gözüm çok içerlemişti, kuytuda bir masayı beğenmiş olmalı, gittim oturdum. Kalın bellisi yok mu dedim çaycıya, mümkünse açık kumral olsun, kalçaları da çıkık olabilir, gençliğimde kırık çıkıkçılık yapmıştım. Siz hâla gençsiniz, siz daha nice fındıklar kırarsınız demesiyle bir bardak dolusu taze Değirmendere fındığını masaya bırakışı bir oldu. İki olsaydı eğer, yan masadaki genç adamın gelip yardım etmesi gerekirdi, ama artık tek başıma hallederdim, bir bardak dolusu fındığı yuvarlamayı becerebilirdim. Yuvarlanan fındıkların kabuklarının aşınmasını bekleyene kadar akşam oluverdi, başıma çöküp gözlerimi karartan. Dilime pelesenk ettiğim cümleleri ezberime unutmasını söylüyordum bir yandan da, kalk gidelim dedi çırak, daha oynayacak oyunlarımız, boğulacak bir kaşık sularımız var. Sek sek sekerek bir yudumda içiverdim son anda elime tutuşturduğu viskiyi ve adımlarımı bir tango dersi olarak geride bıraktım. Yıllar sonra ücra kasabadan yokuş aşağı yuvarlanan bir mektupta teşekkür ediyordu genç kadın, kahvenin tabanında gördüğü adımlara aşık olma fırsatını veren babasıyla bana. Dans tutkunu olup çıkmıştı, günde üç vakit dans etmese rahat batar, çıkarması için nice doktorlar, nice mühendisler talip olurdu. Geçmiş zamanın masalını anlatmalıydım belki diye düşündüm son cümleden sonra, Kuzguncuk'a ilerleyen vapurda, satıcı olmaz hiç, bilirler Kuzguncuk'luların plastikten hoşlanmadığını. Bu nedenle bakir kalmıştır Kuzguncuk, eli elime değmemiştir. Sadece söz yuvarlanmıştır, yuvarlana yuvarlana bir tekir kedinin sayıkladığı bir dizgeye dönüşmüş, ne idüğünü bilmiş, ne de büdü ediyi bulabilmiş. Aklına gelen bir sokak lambasını terbiye etmeye çalışmış, ne zaman yanıp ne zaman söneceğini öğretmeye çalışmış boş yere öğretmen hanımı görünce, vilayette bir işi olduğu aklına gelen yaşlı Dede Efendi, neyini siyah saksofon kutusunun içine koyup, bu zamanda doğaç ancak bu kadar evladır, mefta diyerek, kalbini sıkı sıkı kapatmış da, anahtarı masalın içinde kalan ev sahibi, kiracısını uyandırmadan evine nasıl girebilmişse girmiş, masanın üstündeki dantelli örtünün altından görünen altın anahtarın fotoğrafını çekerek, fazla olmaya başladın sen ey yazman, nasıl olur da bu kadar geveze olabilirsin sen demiş. Silgiye bu kadar ihtiyacı olan, aptal çocuklar doğurur diyerek, geçip gitmiş karayel, güney sahillerinde turist kızlarla aşı pişirmeye, aç kalan lodos ile poyraz ise, zihniyle balık avlayan delikanlıya, git bir an evvel alıver bir Sait Faik veya Halikarnas Balıkçısı da, yap tatilini demiş. Böylece boş yere gitmezsin iki günlüğüne Kelebekler Vadisi'ne.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6653002571507333532?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6653002571507333532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6653002571507333532' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6653002571507333532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6653002571507333532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/benim-dilim-ok-vukela.html' title='Benim Dilim Çok Vukela'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8073625037450165014</id><published>2008-12-14T01:56:00.006+02:00</published><updated>2008-12-23T18:42:13.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>İz Peşinde (1. Bölüm)</title><content type='html'>Adım adım tekrar basıyorum izinize&lt;br /&gt;Bunca zaman sonra yerli yerindeyse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masanın başına geçmesiyle başladı herşey. Yıllar sonra,&lt;br /&gt;iyice alıştığı bu yarım yamalak hayatı bir kenara bırakacaktı.&lt;br /&gt;Gideceği yeni eve, eski lanetlerini götürmemeye kararlıydı.&lt;br /&gt;Şimdi, bu iş, bu masada bitmeli, diye düşündü. İçimi bu&lt;br /&gt;masaya koyacağım ve kapıyı çekip çıkacağım, yanıma&lt;br /&gt;hiçbir şey almadan. Her şeye baştan başlamanın imkânı&lt;br /&gt;kaldıysa artık tam zamanı gelmiş olmalıydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz kâğıda, siyah mürekkep bir lanet bu içimdeki,&lt;br /&gt;günü ve geceyi yok eden modern zamanda, ne zaman&lt;br /&gt;ölüyüm, ne zaman canlı, bilsem içimdeki ışığı&lt;br /&gt;nasıl açıp kapatacağımı, bırakır mıydım o zaman&lt;br /&gt;dizginlerimi elimden, sormaz mıydım sizden hesabını,&lt;br /&gt;heba olan yaşamımı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski bir uyku uyuyorum akşamdan sabaha&lt;br /&gt;her daim ateş var içimde, sayıklıyorum&lt;br /&gt;kâbuslarımda yaşıyorum artık, yanıyorum&lt;br /&gt;soğuk bir el esiyor üzerimde bazen&lt;br /&gt;yanık tenimin ürpertisi, boğazımda&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;                                                                        düğümlenen çığlık&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;bitsin artık bu karabasan, gideyim ben&lt;br /&gt;usulcana geçeyim bu dünyanın yazı tarafına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedenim olmadan, çıplak yakalanıyorum ağına&lt;br /&gt;örümcek olmadan, yapış yapış sözlerle karnıma&lt;br /&gt;bir sancı giriyor, ölüm korkusundan beter bir sızı&lt;br /&gt;usuma pranga vurmaya geliyor şakaklarımdan içeri&lt;br /&gt;masa başında kalem tutan parmaklarım çok uzakta&lt;br /&gt;kötü bitiyor, bedenle beynin kardeş kavgası, bu ağda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalıp bir yaşama direnmek geliyor içimden, bilgiye&lt;br /&gt;kendi ayağımla gitmek ve sunak taşına boynumu yerleştirmek&lt;br /&gt;Basit bir öykü anlatmak gerekirse eğer, avuçiçlerine yazılan&lt;br /&gt;kopya bir yaşam çizgisinden geçerek,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;arka sıralarına yerleşiyor insan&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Susku, kendi içinde daha büyük fırtınalara gebe, bir sudan&lt;br /&gt;bir büyük suya akıp giderek kayboluyor balık, sonra&lt;br /&gt;geri gelmeye başlıyor direnç. Benden kalan bu parodiye,&lt;br /&gt;kalın harfli koca bir ilenç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yola düşmeden önce, pek düşünmüş olduğumu söyleyemem,&lt;br /&gt;biraz şartlar, biraz da inadım buralara gelmemi sağladı,&lt;br /&gt;peşimden sürüklediğim, yerleştiğim her bir eve yığdığım,&lt;br /&gt;tüm bu eşyalar, içimdeki boşluğu doldurmak için güya,&lt;br /&gt;ancak nafile, şu dört duvarın arasına giren her bir eşyanın&lt;br /&gt;hacmi boşluğumu daha da arttırıyor. Halbuki, örebileceğime&lt;br /&gt;inanırdım yaşamı bir zamanlar, her bir ilmeğine parmak&lt;br /&gt;basabileceğime... Her bir hareketimin bir anlamı vardı,&lt;br /&gt;ya da ben öyle sandım. Şimdi, dönüp baktığımda,&lt;br /&gt;tek yaptığımın kaçmak olduğunu görebiliyorum. Varmak&lt;br /&gt;istediğim hiçbir yer yok, sadece çekip gitmek istediğim&lt;br /&gt;yerler, sevmediğim hayat ihtimallerinden kaçmalar,&lt;br /&gt;kapıları kapamalar sayabiliyorum. Geldiğim bu yere,&lt;br /&gt;kaçarken ayağıma takılanları da getirdim getirmesine&lt;br /&gt;ama şimdi boğuyor beni tüm bu birikenler... Yaşamışlığı&lt;br /&gt;kanıtlamalıydılar, öyle derlerdi eskiler. Nerde...&lt;br /&gt;Tam tersine, her bir kitap, her bir kaset yaşamaktan&lt;br /&gt;korktuğum bir şeyleri gösteriyor bana şu anda.&lt;br /&gt;İçim de boşaldı onlarla,bana söyledikleri sözler, benim&lt;br /&gt;söylemem gerekenlerin yerine geçti. Her bir yola çıkışım&lt;br /&gt;içime yeni bir susku kilidi taktı. Her yeni oda, bir yenisine&lt;br /&gt;sürükledi beni. Gittikçe, suskumda boğulmaya başladım,&lt;br /&gt;eşyamda boğulmaya, boğulduğumda nefessiz kalmaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Haziran 01&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8073625037450165014?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8073625037450165014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8073625037450165014' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8073625037450165014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8073625037450165014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/iz-peinde-1-blm.html' title='İz Peşinde (1. Bölüm)'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-4582836434959332556</id><published>2008-12-13T00:20:00.002+02:00</published><updated>2008-12-23T18:42:13.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>Babil Yolu (1. Parça)</title><content type='html'>EB'ye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şairler çağından düşen, son yanlış tohumlardan&lt;br /&gt;biriyim. Sözün krallığı yıkıldığından beri, eriyip&lt;br /&gt;gittiğini görüyorum soydaşlarımın. Yarı insan olmam&lt;br /&gt;uzatmış olmalı ömrümü, ama artık kalemimin ucundan&lt;br /&gt;dökülenler, yalnız bir acının koyu mürekkebinden&lt;br /&gt;başkası değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam derdi keçi ayaklı eski bir tanrı dostum,&lt;br /&gt;biz tanrıların yaşamı, ne yazıktır ki yarattığımız&lt;br /&gt;şu ölümlülere bağlı. Komik değil mi bu ilahi kural&lt;br /&gt;tek bir ölümlü kalmazsa bize inanan, elimizden&lt;br /&gt;düşüp kırılır o ince ölümsüzlük kasesi. Sonra,&lt;br /&gt;bekleyip dur yüzyıllarca, bulsun kazara bir ölümlü&lt;br /&gt;de tutsun dile versin adını bir daha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;III&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece siz değilsiniz dost olan ölü tanrılarla,&lt;br /&gt;ey Nil’de aranan avare, geçmiş zamana ait bir ruh&lt;br /&gt;barındıran tüm bahtsızlar gibi, karanlıklarımda&lt;br /&gt;gömülmeye yazgılıyım şu sözden mabedime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıkım çağına tanık olmaya yazgılı soluk ruhlar&lt;br /&gt;taşıyıveriyor bedenlerimiz, kayıp zamanların izinde&lt;br /&gt;kaybolup duran biz, gün geldiğinde sanki hiç&lt;br /&gt;gitmemişcesine dönüvereceğiz, belki bir kaçımız&lt;br /&gt;hatırlayacak sonda kalan hangimiz, hangimizde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IV&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dillerle sınırları çizilmiş haritasında, devrik&lt;br /&gt;Babil kulesinin, sırtında yazgısı, düştüğünde yollara&lt;br /&gt;ezelden ebede yargısı, dönüp geri gelecektir&lt;br /&gt;atlasın aynı köşesinden girecektir, her seferinde&lt;br /&gt;yeni bir dil yarası, kendi cehenneminin tam arası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri geldiğinde kan akan yarası dillenecektir&lt;br /&gt;geride kalanlara diyecektir, bitim savaşından diri&lt;br /&gt;çıkmanın omuzlarına ağırlığı, diyar diyar kanar toprağa,&lt;br /&gt;döküldüğü yerde dağın denize, söz verecektir&lt;br /&gt;çıplak ayaklı yarı tanrı, git de anlat gitmeyenlere,&lt;br /&gt;geri dönenin geri dönmeye, döngülü olduğunu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;V&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden önce çıkmıştınız yola, benim yaşımda,&lt;br /&gt;benim posumdaydınız, yolda postunuzu ağarttınız, &lt;br /&gt;sizden öncekilerle karşılaştınız, benden daha açtınız,&lt;br /&gt;yol döndü, kıvrıla kıvrıla gerinizde yıl oldu,&lt;br /&gt;birike birike doldu kader çukurunuzda, benim yaşımda&lt;br /&gt;yeni bir yolcuya damladı geride, biliyorum benden çok&lt;br /&gt;önce çıkmıştınız yola, benim posumda...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-4582836434959332556?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/4582836434959332556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=4582836434959332556' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4582836434959332556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4582836434959332556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/babil-yolu-1-para.html' title='Babil Yolu (1. Parça)'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-984907410936997771</id><published>2008-12-12T02:43:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:07:06.343+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Ne kadar kalabalık bir dünya!</title><content type='html'>Her sabah düzenli bir şekilde klavyenin başına geçer ve parmak alıştırmalarına başlar. Küçük cümleciklerle yola koyulur, bir süre sonra cümleciklerin birleşiminden paragraflara, ve oradan da şanslı ise, bir parça bütüne ulaşır, aynı temanın etrafında dolaştığı. Cümleciklerin uzunluğu ruh haline göre değişir, çok fazla anlam yüklemeyebilir, çok fazla yan unsur ekleyip, cümleyi içinden çıkılmaz hale de getirebilir. Her sabah, kendi dünyasının içinde yola çıkmadan önce, belli belirsiz sezilebilecek ruh haline göre, parçaklarından çıkarttıkları değişecektir. Ama her sabah, düzenli bir şekilde klavyenin başına geçip, küçük cümleciklerle harekete geçmeyi asla ihmal etmez. Duru hayatında kendini mutlu hissettiği, hiçbir sorumluluk duymadan, başkaları adına değil de kendi adına hareket edebildiği sabah alıştırmalarından vazgeçmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parmakların hızla inip kalkışını, hata yapmamak için gözlerin dikkatini, dışarıdan gelecek ufacık bir sesin dikkâtini bozup, dünyasından içeri sızmasını izlediğiniz zaman, önemli bir ritüele şahit olduğunuzu anlıyorsunuz. Hayat, burada yeni baştan yaşanıyor ve yeni baştan başlayıp bitiyor. Bir sabah boyunca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha coşkulu bir ritme geçtiğinde, melodiyi de burmaya başlıyor; Eski dünyasından taşıdığı hüznü eğip bükebildiği için, bir yandan mutluluğu sunarken, bir yandan da asla unutulmayacak, ancak gözardı edilebilecek anları yanına iliştiriveriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün gün bu mutlu zamanın içine kapatmak isterdi kendisini, hiç dışarı çıkmadan, toplumsal hayatta olanlara hiç bakmak zorunda kalmadan, sadece inip kalkan parmaklarını izlemek ve tek bir tempoyla devam eden salınımının keyfine bakmak isterdi. Ama hayır, tüm bir toplumsal hayat, kapadığı pencerelerden, sıkıştırdığı kapılardan içeri sızacaktı. Sorumluluklar kendilerini tekrar tekrar hatırlatacaktı. Orada, kendi kabuğunda, sessizce oturmasına hiç bir toplumsal yapı izin veremezdi; toplumun iktidar odaklarına hizmet etmeyen hiç kimsenin yeri yoktur toplumda ve mübadeleye katılmazsan, zorla işgal ederler seni, bedenini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinirlendiğinde tempoyu kaçırıyor ve içinde bastırmakta olduğu şiddet, başveriyor, parmaklarının hareketini ve sonuçlarını değiştiriyor. Hiç sevmezdi bu sinir dalgalarını, sakin dünyasının içinde, kimse bağırmadan, kimseye bağırmadan, sadece temponun akışıyla devam etmek isterdi. Kendi sesinin tekdüze ritminde akmak, tekrar tekrar aynı boşlukta dolanmak isterdi. Adını koymadan sonsuzluğa tek bir anda sahip olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama her sabah biter, her sabahın sonunda gündelik hayata karışmak, haklı veya haksız kendisi üzerinde beklentilere sahip insanların dünyasına karışmak, alışveriş yapmak, çalışmak, sunmak, konuşmak, eğlenmek, eğlendirmek, tepki vermek zorundaydı. Kendi içine bile sızan kalabalıklardan kaçışın olmadığını, her sabah odasından çıktığında anlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar kalabalık bir dünya!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-984907410936997771?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/984907410936997771/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=984907410936997771' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/984907410936997771'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/984907410936997771'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/ne-kadar-kalabalk-bir-dnya.html' title='Ne kadar kalabalık bir dünya!'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8809198173164913860</id><published>2008-12-10T06:26:00.003+02:00</published><updated>2009-01-09T00:08:34.480+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Uykusuzluk No:1</title><content type='html'>Uyuyamadığınızda ne yaparsınız? Çetrefilli bir durumdur uykusuzluk, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tyler Durden&lt;/span&gt;'i hatırlayın lütfen. Son zamanlarda iyice pamuk ipliğiyle bana bağlanan uykulardan birini zar zor zaptetmeye çalışırken, gecenin ikisinde dairemin kapısı çaldı, bir defa. İnanın yetti uykumun toptan beni terk etmesine. Önce ısrar ettim, kapıyı açmaya gitmedim, densiz kimse bu saatte çaldığı kapının açılmayacağını anlasın hem. Sonra dayanamadım, açtım bilgisayarı, saçma sapan endişelere yeniden kapıldım, yok blog ne olacak, yok reklam alıp para kazanmaya mı başlasam, kim tıklar ki şimdi onları, beş kuruş için kasacağım da ne olacak, sonra bir sürü düşünce biriktikçe birikti, içten içe zayıflamış uykuyu iyice kemirdiler. Kalktım içeriye gittim, mandalina ve sigara eşliğinde okumaya koyuldum, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mesele&lt;/span&gt; dergisini karıştırdım, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Roll&lt;/span&gt;'da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nejat İşler&lt;/span&gt; röportajı iyiymiş, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pelin Batu&lt;/span&gt; yeni &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Cure&lt;/span&gt; albümünü tanıtmış, bir de ben dinleyeyim bakayım nasılmış, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Cure&lt;/span&gt; işte aynı tas aynı hamam, biz de bu hamamı seviyoruz zaten. Saatler geçiyor, birazdan günün ilk ışıkları da düşmeye başlar, hani bayram günü olmasa pencereye koşarım, günün izlemesini en sevdiğim saatleri gelir, yedi ile dokuz arası mesaiye veya okula yetişmeye koşturanları izler, bir işyerinde çalışmadığıma hayıflansam mı, sevinsem mi kararsız kalırım, bir başka aylakla karşılaşıp konuşana kadar kaç vakit geçirmem gerektiğini hesaplarım, en kötü durumda yetiştiremediğim işlerin verdiği mahcuplukla bilgisayarımın başına dönerim, ama bayramın bilmem kaçıncı günü bugün, aile ziyaretlerinden dönen bir sürü arkadaşım aylaklık yapmak isteyecekler, ama uykusuzluğa kendini kaptırmış biri olarak onlara ne kadar ayak uyduracağım, bilemem ki şimdiden. Peki, bir daha sorayım, uyuyamadığınızda ne yaparsınız?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8809198173164913860?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8809198173164913860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8809198173164913860' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8809198173164913860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8809198173164913860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/uykusuzluk-no1.html' title='Uykusuzluk No:1'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-3020782358831245664</id><published>2008-12-10T03:34:00.004+02:00</published><updated>2009-01-09T00:08:04.899+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><title type='text'>Blue Plaques</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/f/f1/James_Cook_Blue_Plaque.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/f/f1/James_Cook_Blue_Plaque.png" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kim nerede doğdu, nereyi ziyaret etti, ömrünün ne kadarını nerede geçirdi, nerede yapıtını verdi. Bu bilgileri merak ederiz ya da etmeyiz, ama karşımıza çıktığında bizi heyecanlandırır. Haldun Taner'in hangi evde yaşadığını, Franz Lizst'in bir dönemler nerede yaşamış olduğunu, hangi tepesinden Yahya Kemal'in aziz İstanbul'una baktığını, Pierre Loti'nin hangi kahvede gerçekten nargile içtiğini ya da Pamuk Apartmanı'nın nerede olduğunu meraklıları arayıp bulur mutlaka, ama 2010 kültür başkenti metropolde bunları çok daha kolay işaretlemek, merak etmeyene de kültürün izlerini göstermek mümkün değil midir? Önümüzdeki günlerde bu araştırmaların ve işaretlemelerin yapılacağını, bu zamana kadar yapıldığı gibi pek dikkati çekmez platin plakalarla gösterileceklerini tahmin ediyorum, 2010 projeleri kapsamında. Ancak İngiltere'deki bu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;taglama, &lt;/span&gt;plaketleme yöntemi çok daha cezbedici geldi bana. Belki o zamana kadar bir bileni, bir karar mercii rastgelir de okur ve onun da ilgisini çeker diye İngiltere'deki ünlü &lt;span style="font-style: italic;"&gt;blue plaques&lt;/span&gt; üzerine iki tane link veriyorum, biri &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Blue_plaque"&gt;wikipedia&lt;/a&gt; sayfası, ötekisiyse bu plakaların meraklısı &lt;a href="http://blueplaquelondon.blogspot.com/"&gt;Joey Moore&lt;/a&gt;'un blogu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-3020782358831245664?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/3020782358831245664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=3020782358831245664' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3020782358831245664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3020782358831245664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/blue-plaques.html' title='Blue Plaques'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-1527321682653608673</id><published>2008-12-09T20:39:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:08:04.900+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür okumaları'/><title type='text'>Orhan Bey'in Kütüphanesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://images.habervitrini.com/haber_resim/orhan_pamuk.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px; height: 250px;" src="http://images.habervitrini.com/haber_resim/orhan_pamuk.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başka planlarım vardı, ama birdenbire karşıma çıkan bir link bu metne sebep oldu. 18 Aralık 2008 tarihini taşıyan bir &lt;a href="http://www.nybooks.com/articles/22182"&gt;The New York Review of Books&lt;/a&gt; metni, nedense mutlaka bahsetmem gereken bir metin: Maureen Freely'nin çevirdiği bu yazı, Orhan Pamuk'a ait. Her okuyan kendince bir yorum çıkaracağından benim ekleyeceğim çok öznel olacak: Bir zamanlar okuma sevdasına kapılırken karşılaştığım en etkileyici Türk yazarı olan Orhan Pamuk, yine bir zamanlar yayın sevdasına kapılmakta olduğum günlerde karşıma çıkınca, bambaşka zamanlarda bahsi geçen kütüphanenin pek çok mensubuna kimi sefer alelacele, kimi sefer biraz daha etraflıca dokunabilme fırsatını yakaladığımda, kitaplar, yazarlar, kütüphaneler gibi bu sitenin kapsamına girecek pek çok konuda romantik bir bakış açısından reel bir bakış açısına geçmeme yol açmıştı: kitaplar gerçektiler, yazarlar gerçektiler, kütüphaneler gerçek insanlar tarafından oluşturulurlar. Öğrendiğimi sandığım en önemli bilgi ise, kitabı yazmak için bir yazarın, kitabı basmak için bir yayıncının, kitabı saklamak için ise bir kütüphanenin mevcut olması gerçeğiydi. Bugün her birinden çeşitli sayılarda mevcut etrafımda, ancak hiçbirinin rahatlıkla hayatta kaldığını düşünmüyorum: Yazarların dertleri ayrı, yayıncılarınkiler apayrı, ama bugün her ne dense en çok kütüphanelere üzülüyorum. Yazdım ve muhtemelen daha fazla da yazacağım, ama farkında olduğum şu: Sıradan bir insan için kütüphane kavramının  -belki doğmadan, belki doğduktan hemen sonra- çoktan öldürüldüğü, birkaç üniversite, kültür merkezi ve özel kütüphane ile, kıyıda köşede saklanmış halk kütüphanesi haricinde kapsamlı, işler, yeni yayınlara açık, çok dilli, herhangi bir vatandaşın rahatlıkla kullanımına açık kütüphane bulmanın hayal olduğu. Belki de bu nedenle her birimiz ısrarla kendi kütüphanemizi oluşturmaya çalışıyor ve yaşam alanlarımızı tonlarca kitapla paylaşmak durumunda kalıyoruz. Bu dünyaya bir katkısı bulunsun isteyenlerin bir kısmını yaşadıkları mahallerde kütüphaneler yaratmaya, yaratılmış kütüphaneleri yaşatmaya davet etsem, yeri midir bilemem, ama günün birinde Orhan Pamuk'un kütüphanesinin bir şekilde halka malolmasını, herhangi birimize açık bir kütüphaneye dönüşmesini dilediğimi bilirim, eğer o günü görecek olursak, muhtemelen en büyük kişisel kütüphaneyi görme ihtimalimiz de olacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-1527321682653608673?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/1527321682653608673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=1527321682653608673' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1527321682653608673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/1527321682653608673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/orhan-beyin-ktphanesi.html' title='Orhan Bey&apos;in Kütüphanesi'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-4868887555517438375</id><published>2008-12-09T10:54:00.004+02:00</published><updated>2008-12-23T18:42:13.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>Babil Yolu (2. Parça)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;İktidar meselesi mi tüm bunlar, yazarla okur&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;arasındaki oyunlar, bir de üçüncü şahıslar?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Elimizde keşke sadece bir kitap olsaydı,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;yazarına ulaşamayacağımız, biz okurların haddini bileceği&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ama çatallanıyor kitaplar, bazılarına göre tek birinden başlıyor&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;tüm bu okuma, bazıları emin değil&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Çatalları batıranlar kitaba okurlar, ilk yazardan&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;parçalar koparıp, kendi kitaplarına koyuyorlar&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Babil'den İskenderiye'ye, yolculuğun her bir adımında,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;bir kere daha çoğalıyor kitap&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yazardan kopan her bir okur, kendi serüvenine&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;atılmak niyetiyle, kendi yazısına açıyor yelken&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yazarın da okur olduğunu, her fırsatta dile geldiğini,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;duyuyor kulaklar ve okuyor gözler&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yorum her şey iktidar der, iktidarın çift yönlü ucu,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;üstü yazar altı okura girer&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ama iktidar okurun da elinde, maskelerimizin çift yönü var,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;ters döndüğümüzde yazar&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sokulgandan öbür uca sıkılgan, madalyon elimizde,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;istersek yazı istersek tuğra&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Müritleri değiliz edebiyatın, oyunlarımız okurun,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;belki de yazar sonradan katılıyordur&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Koro şiddetle haykırır, oyunlar ancak aramızda olur,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;geri dönün ilerleyenler&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Efsanenin yazıcısı değiliz, hiçbirimiz kalmayacağız geride,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;biz sadece oyuncularız&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Her birimizin kendi kuralları, açılacağımız çatalları,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;yazacağı yazgıları varken&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bilincinde değilsek bile, bilmeliyiz belki de,&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;iktidar hem okurun elinde hem yazarın&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;25 Kasım 01&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-4868887555517438375?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/4868887555517438375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=4868887555517438375' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4868887555517438375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4868887555517438375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/babil-yolu-2-para.html' title='Babil Yolu (2. Parça)'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-2852232234044501796</id><published>2008-12-08T09:21:00.001+02:00</published><updated>2008-12-23T18:42:13.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lirikler'/><title type='text'>Tango</title><content type='html'>Bu ritme ayak uyduracak kelimeler aramaktayım&lt;br /&gt;temponun her vuruşunda tavrını koyacak&lt;br /&gt;doğru adımları atacak kadar ağır&lt;br /&gt;duracağı yerleri bilecek kadar usturuplu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük dansa başlamadan önce&lt;br /&gt;partnerim olacak kelimeleri seçmeliyim&lt;br /&gt;çıplak parkelerin üzerinde tok seslerle&lt;br /&gt;salınacak olan zarif kelimeler olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir dans olacaksa eğer&lt;br /&gt;tıknefes olmayan, uzun boylu bir eşlik&lt;br /&gt;sıkı tutulabilecek, çabuk kaçmayan&lt;br /&gt;kadın gibi kelimeler olmalı eşliğim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 Mayıs 1999 (tango günlerinden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-2852232234044501796?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/2852232234044501796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=2852232234044501796' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2852232234044501796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2852232234044501796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/tango.html' title='Tango'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-2277355674456981287</id><published>2008-12-07T05:35:00.003+02:00</published><updated>2009-01-09T00:09:39.165+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Aylak Adam</title><content type='html'>"Sultanahmet durağından, Nişantaşı'nda inmek niyetiyle Maçka tramvayına binmiş bir adam, dışarıya baktığı camdan ne sevdiği kadını, ne de bir tanıdığını gördüğü halde yarı yolda neden iner? Bazen insanı bir yangın kulesi de çağırır. Hele bu adam, öğle yemeğini yediği kalabalık lokantadan çıkıp nereye gideceğini bilmeden yürürken derin localı sinemanın karşısında bekleyen şaşı kadını görür görmez dönmüş, Alemdar'a dek yürümüş, çocukluğunda içinde yaşadığı iki katlı eski evin önünden geçip, kafası o günlerin kimi açık, kimi belirsiz anılarıyla dolu, tramvaya binmiş biriyse, yalnızsa, aylaksa onun nerede ineceği bilinmez."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.canavarlar.com/amavarlar/imghaber/14869.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px; height: 208px;" src="http://www.canavarlar.com/amavarlar/imghaber/14869.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1959 yılında yayımlanmış, ben 2001'de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;YKY&lt;/span&gt;'den çıkan baskısını okumuştum, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mesele&lt;/span&gt; dergisinin Kasım 2008 sayısında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Müge Karahan&lt;/span&gt;'ın analizinde tekrar rastladım, yüzümden bir gülümseme geçti tam da bu paragrafta, bir arefe gününe yaraşır diye uykuyu tutturamadığım sabaha karşı yazıverdim, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yusuf Atılgan&lt;/span&gt;'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aylak Adam&lt;/span&gt;'ındaki bu satırları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-2277355674456981287?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/2277355674456981287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=2277355674456981287' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2277355674456981287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2277355674456981287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/aylak-adam.html' title='Aylak Adam'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-4725801231865699330</id><published>2008-12-06T17:34:00.001+02:00</published><updated>2009-01-09T00:07:06.343+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Aynadaki Akis</title><content type='html'>Sana hangi sözü edeceğimi kestiremiyorum şu anda. Sen de bilmiyorsun, bir gece vakti ben yazarken nasıl olurum. Bilmiyorum, içimde yakalayacağım sözler, ne anlatacak sana, ve bana. Bir keşif yolculuğu kabul edelim bu satırları, içime ekilen yalnızlıktan uzaklara yapılacak. Ben sözü ne kadar zor çıkarıyorum bu gece, bilemiyorum ne kadar kolay okunacaklar, yine de düşüyorum peşine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenmek istemedin, bir gece vakti tanıyıp merakını giderdiğin adamın, yaşam alanını. Uykusu kaçtığında, kütüphanesinden hangi kitabı çekip karıştıracağını, sözlerini ararken kimin müziğini dinlediğini, hangi camın kenarından dünyaya baktığını merak etmez gözüktün. Olamaz mıydı, belki ne önemi vardı, birini özel biri yapan ufak noktalar yok oluyor gitgide, aynada yakaladığım aksimde eriyip gidecek zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynadaki akis... Bir insan kendine aşıksa, benzeriyle karşılaştığında ne hissedecektir sorusu, düşüverdi aynadan. Olasılık hesaplarına gönderdim beynimi, duygular başıboş kaldılar. Islak bir ritimle sözleri akıtıyorum şimdi, sözden düşüvermem mümkün. Söz uçuyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki ben, bir araya nasıl gelir? İki ben, bir araya gelmeli midir? İki ben gerçekten var mıdır? İki benin arasında soru işaretinin noktası yer alır. Kanca birine saplanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarının sözlerini gönlündeki kuyulara hapseden bir kadının hikâyesine girmek yerine, sözünü bir kadına kurban eden erkeğin öyküsünü yazmak isterim belki de. Aynadan cevap gelmiyor henüz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-4725801231865699330?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/4725801231865699330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=4725801231865699330' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4725801231865699330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4725801231865699330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/aynadaki-akis.html' title='Aynadaki Akis'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6723590204963761574</id><published>2008-12-05T17:07:00.001+02:00</published><updated>2009-01-09T00:07:06.343+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Turşu kavgası</title><content type='html'>Ne kadar kolay yazarsınız? Kalemi elinize alır almaz önünüzdeki kâğıda aklınızdan ilk geçeni rahatça yazabilir misiniz? Yazdığınız cümlelerdeki kelimelerle ne ifade etmek istediğinizden emin misiniz? Ağzınızdan çıkan her kelimenin ardında durmak zorunda mısınız? Söz sizi bağlar mı? Ya da yazı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak ne anlatmak istersiniz? İlk kez siz konuşacak olsaydınız, ne derdiniz acaba? Veya, ilk siz yazacak olsaydınız, neler yazardınız? Alfabenizin işaretleri kaç tane olurdu? Kuş mu çizerdiniz, yoksa taş mı? Tek bir nokta bırakıp gidenlerden mi olurdunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğunuzu hatırlıyor musunuz? İlk kez elinize kalem tutuşturduklarında, neler karalamıştınız? Belki de çocuğunuz olmuştur bile, o neler karalamıştı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okur musunuz? Varoluşunuzu sadece okur olarak açıklama ister miydiniz? Yoksa okur olmak çok mu dar gelir size, açmak mı gerekir: kadın okur musunuz? Macera okuru musunuz? Hititlerin tarihini okur musunuz? Türk milliyetçisi bir okur musunuz? Enternasyonel okur musunuz? Devamını okur musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağırmadan yaşayabilir misiniz? Konuşmasanız olur mu? Sorularınızı nereden alırsınız? Ben de bulabilir miyim o soruları? Arkanızda turşu kavgası yapılırken soru sormaya devam edebilir misiniz? Turşu kavgası yüzünden ayrılan bir ailenin &lt;i&gt;dramının &lt;/i&gt;filmini izlemiş miydiniz? O filmi defalarca izlediğiniz halde, hâlâ turşu kavgası eder miydiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakinleştiniz mi? Üzerinize yüklenen görevlerin, durumunuzdaki belirsizliklerin, aynı anda altına girdiğiniz ağır işlerin arasından geçebilecek misiniz? Yükün sadece fiziki bir &lt;i&gt;şey &lt;/i&gt;mi olduğunu sanıyorsunuz yoksa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece yemek yemeyeceğim diyebilir misiniz ailenize? Size anlamaz gözlerle bakarlarken, çalışmam, sormaya devam etmem gerekir diyebilir misiniz? Sorduğunuz soruların bir tabak kuru fasulye, bir tabak pilav ve üzerinde anlaşılamayan turşuyu bu geceliğine reddetmenizden daha önemli olduğunu onların asla anlayamayacaklarını bilmiyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize sorduğunuz sorular ne anlama gelir? Ne kadar çok soru soruyorsunuz böyle? Soru cümleleri olmayan cümlelerin sonlarına da soru işareti koyabilir misiniz?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6723590204963761574?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6723590204963761574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6723590204963761574' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6723590204963761574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6723590204963761574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/turu-kavgas.html' title='Turşu kavgası'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-2424231574334065496</id><published>2008-12-04T20:10:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:07:06.343+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Okur Divanı</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;[Daha önce Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi bünyesinde çıkartılan 4. Kat dergisinin 6. sayısında yayımlanmıştır.]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya mı uzanacağım? Hep farklı hayal ederdim bu divanı, herhalde herkes farklı hayal ediyordur, herkese ayrı divan, ne de olsa herkesin öyküsü ayrı değil mi? Benimki çokça ihmal, biraz düzensizlik ve bir tutam özensizlikten ibaret. Aslında durum gayet normal sayılır, hiçbir ayrıcalığı olmayan bir yaşamın bu ülkede karşılaştığı pek çok durumdan biri en nihayetinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin en büyük sanayi komplekslerinin yer aldığı ve bu nedenle her geçen gün kalabalıklaşan bir deniz kentinde –inanın benim çocukluğumda oraya deniz kenti demek mümkün değildi, denizle en yaygın ilişkiniz trenle ya da otobüsle yanından geçerken burnunuzu kapatmaktan ibaretti– işte bu kentte sıradan bir devlet okulunda okumaya başladım. Kalabalık sınıflar, haylaz öğrenciler, bırakın öğrencilerle başa çıkmayı, kendilerini bile idare etmekte zorlandıklarını hissettiğiniz öğretmenlerle tıka basa doludur bizim kentlerimiz, benimki neden farklı olsun ki? Herhalde zeki sayılırdım, fazla değil, yeterince. Başım pek ağrımadan, üstelik fazladan bir çaba sarf etmeme gerek kalmadan ilkokulu halledip, kitlesel sınav çılgınlığının ilkinde kent çapında bir başarı yakalayıp, güzelim Anadolu’muzun adını taşıyan “nispeten daha ayrıcalıklı” lisemize girebildim. Kentte bu liseden bir tane vardı ben girmeden önce, benimle birlikte bir tane daha açılmıştı, şimdi kaç tane vardır bilmem, üç beşe ulaşmıştır herhalde. İşte her şey bu prestijli ve imkânları olduğu söylenen devlet okulunda başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaokulu bitirdikten sonra, bina değiştirdik. Standart bir mimariyle üretilmiş, dört katlı koca bir yığının içinde okumaya başladık. Her şey standarttı, tüm sınıfların boyutları birdi. Okulun kütüphanesi de herhangi bir sınıf boyutundaydı ve korkarım eğer biraz daha kalabalık bir okul olsaydık, orayı da sınıf yaparlardı. Eğitim kurumlarının içindeyken hiçbir zaman gereğinden fazla çaba göstermeye gerek duymadığımdan bol boş vaktim vardı. Anlatılanları ilk duyuşta anlama gibi bir yeteneğe sahiptim ve tekrar okuma yaptığımda, canım feci sıkılıyordu. Kendime düstur belirleye belirleye şunu belirledim: asla iki kez aynı şeyi okuma. İyi mi yaptım, elbette hayır. Elimdeki okunacak malzeme çok kısıtlıydı. Evden bahsediyorum canım, şöyle iki yüz kitaplık popüler romanlar ve bir kaç ciltlik ansiklopedi setleri. Bunlar evde okuma yapmama imkân veriyordu ama yetmiyordu. Bu sebeple okul kütüphanesini kullanmaya karar vermiştim, ancak henüz inşaatın içinde okul kütüphanesinin nerede olduğu belli değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk defa o odaya girebilmem için, haşarılık yapmam gerekmişti.  İkinci katta, kapısında kütüphane olduğu yazılı olmayan bu odaya, sınıfta gürültü yaptığımız için bir arkadaşımla gönderilmiştik. İçerde bizim gibi birkaç haşarı daha vardı. Anlaşılan kütüphane denilen yer, ceza odasıydı. Yaramazlık yaptığına inanılan öğrenciler, ceza olarak okusun diye bu odaya tıkılıyor ve bir saat boyunca orada kalmak durumunda bırakılıyorlardı. Odanın sadece iki duvarı kitaplarla doluydu, ortada da iki masa vardı. Bu masa etrafında biz haşarılarla, her ne sebeple gelmiş olduğunu bilmediğim, ancak haşarıların gazabına uğramakta olan çalışkan bir velet vardı. Bilirsiniz, o zamanlar çalışkanlara hiç hoş gözle bakılmazdı, hatta inek diye adlandırılırlardı. Okuma tutkusu, sıkıntımı gidermek için tutunduğum bir dal olduğundan, ben kitap koleksiyonunu incelemeyi tercih etmiştim, ancak diğer arkadaşlarım zavallı çocuğun çalışmaması için ellerinden geleni yaptılar: defterlerini alıp sakladılar, başında vıdı vıdı konuştular, bahçedeki kızlara laf atıp çocuğu şimdi tekrarlamak istemediğim bir biçimde anlattılar. İnanın, içimde çalışma isteği olsa bile o günden sonra, insanların çalışanlara nasıl davrandıklarını gördükten sonra, kaçar giderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zamanımız dolmak üzere mi, bu divanda ne kadar çabuk zaman geçiyormuş. Genelde daha mı zor olur buraya uzanan hastaların konuşması, neyse benim çenem biraz düşük galiba. Her neyse, işte o günden beri kütüphanelere girerken büyük bir acı çekiyorum, hem okuduğum okulda bir ceza odası olarak kullanılması, hem de gönüllü okurlara karşı cezaya dönüşüyor olması, bu ülkedeki tüm kütüphanelerden soğutacaktı beni az kalsın. Şimdi biraz iyiyim, ama yine de ne zaman zoraki kütüphanelere gitsem, başım dönecek gibi oluyor, hemen girdiğim kapıdan geri kaçıyorum. Allahtan, gerçek kütüphanelere de gittim zamanla, insanların çalıştıkları, araştırma yaptıkları ve hatta içlerinde yaşadıkları kütüphanelere. Onları da başka bir seansta anlatırım. Umarım durumum o kadar kritik değildir, travmatik kütüphane deneyimlerimi tamamen unutabilir ve rahatlıkla beni bekleyen kitaplara kavuşabilirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-2424231574334065496?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/2424231574334065496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=2424231574334065496' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2424231574334065496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/2424231574334065496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/okur-divan.html' title='Okur Divanı'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-4261608485255321346</id><published>2008-12-03T20:14:00.001+02:00</published><updated>2009-01-09T00:07:06.344+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>Pigna Nature'den...</title><content type='html'>Sessiz, ışıltısız bir ayin başlatıyorum, kalemimle arınmaya çalışacağım. Ey Kelimelerin Tanrısı, yalnızlığımı affet, tüm suç benimdi ama cezama karar vermeden önce, sözlerimi bir dinle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç ummadığım zamanlarda çıkıverdi aşk karşıma, durmadan, ben duramadan... Hep aceleci davrandırdı, hep acele karar vermeliydim, ama bilirim ki, ben ne zaman acele etsem, bir şeyleri düşürür kırarım, hayatım hep eksilir, ufaktan ufağa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, bir gece vakti, karanlığı bozmamaya özen göstererek, eski bir aşkı canlandırmaya çalışıyorum, ne kadar acı verse de bana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık, birden çekilivermişti, karanlığın içinde bir tek o aydınlıkta kaldı, zıtlığı çekiverdi beni içine, aydınlığını aldım, karanlığımı bıraktım ona ve gittim... Işığını soğurdum, ancak ben aydınlanabildim, onu bilemem, hiç bilemeyeceğim galiba...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyi geri getirebilirim ki şu anda? Kırık iki üç anı dökülecek torbadan, solmuş fotoğraflara bakacağım, beynime kazıdığım sözleri parmak uçlarım tanıyacak, sonra onları silemeyeceğimi fark edeceğim, bir kere daha... Yalnızlığımın çentikleri onların yanında duruyor, yalınlığımın kale kapısı üzerinde... Kendimi yaktığım anıtın üstünde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey söz, gelip beni kurtaracak mısın, kurtarmaya yetebilecek misin? Kendime ördüğüm Nemrut dağından kalenin içinde, dumanımı uçurabilecek misin? İpek harflerle dokunmuş yazgıma çıkan yolu bulmama izin verecek misin? Yoksa umudun kalemi kırmasına vakit kalmadı mı? Bir çukurun içine gömülmem ve yaşam denilen denizden kaçmam mı gerekiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru işareti, her bir insanın yüzünde gördüğüm soru işareti, alnımın yazgısı galiba. Gördükçe içim buruluyor, kadife kanlar döküyorum, ala çalıyorum, bordo çıkıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir soru işaretinden kanımı içmek isterdim. İstenç, asla kurtuluşum olamayacak. İlenç, yapışıp kalmış üzerime. Buhur olup, geleceği okutmaya çalışıyor, iyiliksever ateş yalımları, ancak unutuluş girdabına kapıldığımdan beri, hiçbir canlıyla karşılaşamıyorum. Bırak yunusları görmeyi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessiz bir yakarıştı üfürdüğüm. Dudaklarımın ısısı, kulaklara ulaşamayacak. Bile bile bir lades kemiği seçiyorum, başımda paralanacak kadar kocaman. Yazgımı koyuyorum gene ortaya, kaybetmeye olan yazgımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı bir şarap çekeceğim şimdi soğuk mahzenden. İçine aşkının zehrini kattığın kadehe koyacağım. Ve ılık ılık yuvarlayacağım boğazımdan aşağıya doğru, kalbime saplanacak krizantem okları yola çıkmış olacak böylece. Ne dirimin sana sevdasından haberin olacak, ne pişman yakarımdan, ne de susmuş aşkımdan... Bir karın ağrısı hızıyla eriyivereceğim gözlerinde, yansımamı gördüğüm yerde. Aydınlığını çaldığım yerden çıkıp gideceğim, geride uğultulu bir esinti küllerimi ayaklarına sürümekle görevli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geride Nemrut dağından yakılmış yalnız kalem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Ekim 2000 - Ortaköy&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-4261608485255321346?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/4261608485255321346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=4261608485255321346' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4261608485255321346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/4261608485255321346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/pigna-natureden.html' title='Pigna Nature&apos;den...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6179488676202128243</id><published>2008-12-02T15:13:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:07:06.344+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Metin uçları'/><title type='text'>DANCE OF THE BAD ANGELS (Booth&amp;Badelomonti)</title><content type='html'>Popüler... Kaygan... Hafif... Çalıntı... Çeviri... Tek kullanımlık... Yıka ve çık... Tembellll... Eğlenceli... Kontrolsüzz... Tabuyıkıcı... Arsızz... Çalkantılı... Kendiliğinden... Genç... Pervasız... Kabulsüz... Kendine itaatkâr... Renkli... Kopuk... Enerjikk... Kaba sığmayan... Uçucu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzen: Hızla yetişilmesi gereken toplantılar, bitirilmesi gereken projeler, hak edilmesi yada çalınması gereken paralar, önce ben gideyim, herkes ardımdan gelsinler... Baştan ayağa bir hiyerarşi, belirlenmiş kurallar bütünü... Çizilmesi gereken çizgileri kimlerin çekeceğinin çoktan kararlaştırılmış olması... Yemek yenecek yerlerin ve sevişilecek yerlerin ve işenecek yerlerin ve soyulacak yerlerin keskin sınırlarla ayrılması; tersi durumunda fantezilere özgü düzen bozukluk gerçekleşmez mi?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçine ettiğimin yüksek sesli müziğiyle dans ediyorum deminden beri. Varoluşumun ne olduğunu ararken, kendimi içine soktuğum kategorilere toslayıp duruyordum; başım kanıyordu durmadan, içten içe... Gözlükler hep çerçevedir; çerçevesiz olanlar bile... Dünyaya gözlükle bakmayı öğrendiğimiz zamandan sonra, ki tüm sosyalleşme gözlük kazandırma çabası değil midir?, hangi gözlüğü takarsak takalım, hep belli sınırlar içerisinde dünyayı görmez miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zaman sonra müziğin temposunu düşürüp arttıran bir faktörün farkına vardım: ruh halimizden mekana aktardığımız bir şey var, bir enerji ve o enerjinin farklı yoğunluklarından müzik kulağımıza gelene kadar değişiyor... Kulağımın tıkalı olduğu zamanlarda müziği daha farklı duyuyorum; hele kulağımın tıkalı olduğu müzikleri çok daha farklı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedene ihanet etmemek gerek. Bedeni ve beyni aynı oranda hareketlendirmemiz gerek. Bedenin hareketinden beyin de etkileniyor, o da hızlanıyor, o da farklı yerlere kolayca gidip gelebiliyor. Hareket!!! Kalkın gidin bir yerlere, ey bu yazıyı okuyanlar, gecenin yarısında kapınızı çarpıp çıkın, tekin olmayan sokaklarda sizi bekleyen bir lanet bulursunuz ne de olsa... Gecenin adımlarınızla çınlaması gerek belki de... Tüm uyuşukluğunuzla ertesi sabaha enerjinizi sakladığınızı biliyorum, hafta sonu gideceğiniz kulübün kapısından girebilmeniz ve dans edebilip ötekileri tavlayabilmenize gereken parayı kazanmak için kentin damarlarında dolaşan arabalara girip iş yerlerinize gideceğinizi biliyorum, ne olacak peki? Masalara oturup bilgisayarları açacaksınız, gelen e-postalardaki çıplak insanlara bakacaksınız, hafta sonu gideceğiniz trekkingi ayarlayacaksınız ve de size patronluk taslayan kapalı kapı ardındaki insana yaranacaksınız, her ne kadar içinizden küfrediyor olsanız bile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim de yapmak zorunda olduklarım var; yapmayı seçtiklerimin ve yapmamı seçtiklerinin üzerime yapıştırdıkları; onlardan kaçarak buraya geldiğimi de inkâr edemem, tüm zorunluluklardan, tüm kalıplardan, tüm önceden bulunan ve bana paket halinde sunulan yöntemlerden kaçıp geliyorum buralara... Tüm o kalıpların, paketlerin içindekileri benim keşfetmeme ve bana ait sözlerle söylememe izin vermedikleri için... Tüm dünyayı akılcı kategorilere böldükleri ve o kategorileri karıştırmama izin vermedikleri için... Ya da daha kötüsü; istediğim kategorileri gene kendilerinin benim istememi sağladıkları için... Karmaşmama bile izin vermedikleri için, kendi kelimelerimi bana öğrettikleri için.. Kendimi yaptıkları için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime yeni bir etiket yapıştırıyorum izninizle: ben sizin beni getirdiğiniz uygarlık noktasında şımarıklık yaparak, kendinizi sıkmanızdan dolayı kapattığınız kapıları açacak olan insanım. Ben, bana her yasakladığınız yolu, başka taraflardan dolaşarak size gösterecek olan insanım. Çıplak olmaktan utanmayan, ama yine de giyinen bir insanım; giyiniyorum ki elbisenin ne kadar anlamsız olduğunu anlayın, elbiselerin insanın çıplak ruhunu asla gizleyemeyecek olduğunu görün. Benim ruhum arsız, her susuşumda bu anlaşılıyor zaten. Ama benim şeytanla yakından uzaktan ilgim yok, kendi suçlarımı başkalarına yükleyemem, hele suçlarımın tanımlarını sizler yapıyorsanız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıragan... Ele avuca sığmaz... Fırlama... ya da... Kırılgan... Avuçlara kapanmış... Oturtma... Anlamı ararken anlamın olmadığını bulan herkesin şerefine kadehimi kaldırıyorum; cinsault üzümünden yapılmış ve Fransız meşe fıçılarda 8 ay bekletilmiş olan şarabımı size adıyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6179488676202128243?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6179488676202128243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6179488676202128243' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6179488676202128243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6179488676202128243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/dance-of-bad-angels-booth.html' title='DANCE OF THE BAD ANGELS (Booth&amp;Badelomonti)'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6361851493478098006</id><published>2008-12-01T01:26:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:09:39.166+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Altı çizilenler'/><title type='text'>Kronik Vicdan Azabı</title><content type='html'>Bir zamanlar &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Aldous Huxley&lt;/span&gt; böyle buyurmuş ve yine bir zamanlar başka bir blogda, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Apartman Çocukları&lt;/span&gt;’nda, ben de tekrarlamıştım bu sözleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kronik vicdan azabı, tüm ahlâkçıların hemfikir olduğu gibi, hiç de istenmeyen bir duygudur. Eğer kötü bir davranışta bulunduysanız, pişmanlık duyun, elinizden geldiği kadar durumu düzeltin ve bir dahaki sefere daha iyi davranmaya bakın. Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img.photobucket.com/albums/v280/tomasutpen/GCW/aldous-huxley.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://img.photobucket.com/albums/v280/tomasutpen/GCW/aldous-huxley.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Geleceğin en önemli Manhattan Projeleri, politikacıların ve katılan bilimadamlarının ‘mutluluk sorunu’ adını vereceği konuda – diğer bir deyişle, insanlara köleliklerini sevdirme sorunu konusunda, devlet sponsorluğunda yürütülecek büyük çaplı araştırmalar olacaktır. (...), devlet idarecilerine, eldeki herhangi bir bireyi sosyal ve ekonomik hiyerarşide ait olduğu yere atayabilme olanağını sağlayacak, insan farklılıkları üzerine tam gelişmiş bir bilim dalı. (Yanlış görevlerde bulunan insanlar, sosyal sistem hakkında tehlikeli düşünceler besleme ve mutsuzluklarını başkalarına bulaştırma eğilimi gösterirler.)”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Cesur Yeni Dünya&lt;/span&gt;’nın önsözünden (1946)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6361851493478098006?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6361851493478098006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6361851493478098006' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6361851493478098006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6361851493478098006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/12/feedjit-live-blog-stats-kronik-vicdan.html' title='Kronik Vicdan Azabı'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8187913812089469126</id><published>2008-11-28T12:38:00.004+02:00</published><updated>2009-01-09T00:08:34.480+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Mumbai - 26 Kasım 2008</title><content type='html'>26 Kasım 2008 tarihi küresel Tarihimizin önemli tarihlerinden biri olabilir, birkaç muhtemel sebeple:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3192/3062552495_88a470258f_m.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 159px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3192/3062552495_88a470258f_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Tac Mahal Oteli en önemli saldırının yapıldığı bina&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0);"&gt;1. Terör tarihi açısından: &lt;/span&gt;Hindistan'ın Mumbai metropolünde (eski Bombay) gerçekleştirilen ve henüz üzerinden iki gün geçmesine rağmen sonuçlanmayan terör saldırıları, çapı, organizasyonu, süresi ve iletişimi açısından bugüne kadar gerçekleştirilen en etkili saldırılardan biri olarak kabul edilebilir. Başlangıçta 10 farklı noktada başlatılan bombalama ve tarama eylemleri, teröristlerin belli noktalarda sıkışmasıyla üç-dört binada iki gündür sürmekte. Mumbai'nin turistik merkezinde, en gösterişli iki otelini kapsayarak gerçekleştirilen bu terör saldırısına katılanlar hem gidecekleri yerleri iyi analiz etmiş, gerektiğinde planları elde ederek derslerini çalışmış, hem de uydu telefonları vasıtasıyla birbirleriyle ve üstleriyle sağlıklı iletişim kurmuşlar. Amerikan filmlerinin bile belki de hayal edemeyeceği bir senaryo ortaya çıkmış oldu sonucunda. Şu anda 143 ölü, 300'ün üstünde yaralı var. 9 terörist öldürülmüş, 1'i yakalanmış ve olayların üzerinden 42 saat geçmiş olmasına rağmen hala Nariman Binası ve Tac Oteli'nde teröristler bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm2.static.flickr.com/1366/1291788383_113a1c93a6_m.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 180px;" src="http://farm2.static.flickr.com/1366/1291788383_113a1c93a6_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);font-size:78%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Saldırıların yoğunlaştığı Nariman Bölgesi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0);"&gt;&lt;br /&gt;2. İletişim tarihi açısından:&lt;/span&gt; Terör saldırılarının, hele örgütlü olanlarının, en önemli özelliklerinden biri medya tarafından iyi yansıtılabilmeleri için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;prime-time&lt;/span&gt;'dan biraz önce gerçekleştirilmeleridir. Böylece mesajlarını daha iyi verebilmek için daha iyi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;raiting&lt;/span&gt; alırlar terör örgütleri: Tüm televizyon kanalları özel haberler geçer, ertesi günkü gazetelere yetişebilirler. Mumbai saldırıları terör saldırısının medya yayını açısından özel bir durum yarattı: Internet yayıncılığı ve blog siteleri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;mainstream&lt;/span&gt; medyanın, büyük kanalların ve deneyimli gazetecilerin yapamadığı bir düzeyde haberalmayı sağladı. &lt;a href="http://search.twitter.com/search?q=%23mumbai&amp;amp;rpp=50"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Twitter&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adlı sitede her dakika onlarca girdi gerçekleştirilerek konuyla ilgili her bilgi sitenin takipçilerine ulaştırıldı, kimi zaman olayların bulunduğu yerlerdeki insanlardan geliyordu bu bilgiler. İnternette bulunan tüm bilgilerin linkleri veriliyor, yaralı ve ölülerin listelerinin dosyaları sunuluyor, hastanelerde ortaya çıkan acil kan ihtiyaçları duyuruluyordu. &lt;a href="http://www.flickr.com/search/?q=mumbai%20terror"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Flickr&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; fotoğraf sitesinde olayla ilgili çekilen fotoğraflar hemen dolaşıma sokuluyor ve insanların olayın farklı boyutlarını anlaması sağlanıyordu. &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/November_2008_Mumbai_attacks"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Google Map&lt;/span&gt;'&lt;/a&gt;te düzenlenen bir haritayla olayların nerede geçtiğini öğrenmek, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/November_2008_Mumbai_attacks"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;wikipedia&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; sayfasında da neler olduğunu anlamak mümkündü. İnternette sürgiden bu tempo &lt;span style="font-style: italic;"&gt;CNN&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;BBC&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Time&lt;/span&gt; gibi küresel medya devlerinin bile haber yapmaktan kaçınamadığı bir olguydu. Üzerinde çok tartışılacak bu olgu, Irak Savaşı'ndaki embedded medyadan çok daha demokratik bir medyanın ortaya çıkabileceğini gösterdi: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Citizen Media&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3049/3061871637_f3ebfbe044_m.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 144px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3049/3061871637_f3ebfbe044_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Makineli tüfeklerle taranan halkın geride bıraktıkları&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0);"&gt;&lt;br /&gt;3. Dünya tarihi açısından: &lt;/span&gt;Olayın ayrıntılarını bilmiyoruz, bu nedenle nerelere açılacağını ancak tahmin edebiliriz. Hindistan-Pakistan arasında yıllardır yaşanan gerginliklere yeni bir halka ekleyecekse, korkutucu olan her iki ülkenin de nükleer güç olması ve savaşmaktan kaçınmaması. Eğer İslami terör ama El Kaide mantığında ise, küresel güvenlik yine delinmiş olacak ve buradan anlayacağız ki her an herhangi bir metropolde böylesi bir saldırıyla karşılaşmak mümkün olacak, 1984 distopyasında olduğu gibi. Hangi senaryo gerçek olursa olsun, İsrail, Amerikan ve İngiliz binaları ve vatandaşlarına saldırıymış gibi gösterilen Mumbai olayları, dünya tarihinde önemli bir etki bırakacaktır. Savaş olasılığını düşünmek istemeyiz, ama kim kime yapmış olursa olsun, misillime gerçekleşeceği için muhtemelen Pakistan daha da karışacaktır. Şu aralar yapılan bir açıklamaya göre Pakistan güvenlik güçlerinden de yardım istenmiş, dolayısıyla işbirliği yaratma olasılığı da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm1.static.flickr.com/160/373735367_16ccbe67af_m.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 180px;" src="http://farm1.static.flickr.com/160/373735367_16ccbe67af_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Saldırılardan biri de Mumbai'nin en gözde kafesi Leopold Cafe'ye yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0);"&gt;4. Türkiye açısından: &lt;/span&gt;Aynı tas aynı hamam. Televizyon yayınlarını izlemiyorum, ama bu sabah uyanınca gazetelerin internet sayfalarına baktım. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Milliyet&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hürriyet&lt;/span&gt; sadece Türk rehine avukat hanımın akıbetiyle ilgilenen birer haber bırakırken ana sayfalarına, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Radikal&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Zaman&lt;/span&gt; biraz daha ayrıntılı ama ilk beşe bile girmeyen haberler hazırlamış. Belki dünkü yayınları daha iyidir, ya da birazdan gidip alacağım basılı nüshaları daha doyurucudur, ama sanmıyorum. Dünyaya bakışı çarpık, aşırı milliyetçi olan gazeteci zihniyeti haberi ve bilgiyi böyle öldürür işte: Olayda Türk varsa önemlidir, ama yoksa boşver, birkaç satır yeter. Nükleer bir savaş söz konusu olursa bir gün, Türkler yapmayacak o savaşı muhtemelen, ama inanın bu ülke tamamen etkilenecektir. Küresel bir algılamaya ulaşmayacaksa bugünün gazeteleri, gazetecileri tabii ki hâlâ aynı ülke koşullarında yaşamaya devam ederiz. Siz hâlâ Sertab Hanım'ın kalınbağırsağıyla uğraşın Aysun Hanım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8187913812089469126?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8187913812089469126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8187913812089469126' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8187913812089469126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8187913812089469126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/11/mumbai-26-kasm-2008.html' title='Mumbai - 26 Kasım 2008'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3192/3062552495_88a470258f_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-8925495344991576106</id><published>2008-11-26T15:36:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:08:34.480+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Chinese Democracy</title><content type='html'>Ben dağıldı diye kabul ediyordum. Hele diğer elemanlar Contraband'ı kurduklarında, artık anılarda albümler nostaljisinden başka bir beklentim kalmamıştı. Derken konsere geldi Axl ve saz arkadaşları, ilk seferinde ıskaladığımı arkadaşlarım sağolsun ıskalatmadılar, izlerken keyif aldım Kuruçeşme'de. Müzikal değerinin ötesinde, hakikaten gençliğimi hatırlatan nostalji o geceki deneyimime vurgusunu yapmıştı. Bir zamanlar tutkulu bir şekilde &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Apetite for Destruction&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;GNR Lies&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Use Your Illusion&lt;/span&gt; albümlerinin kasetlerini kapağı kırık bir walkmende günlerce dinlediğimi hatırlıyorum da, 1991 yılında, müziğin bence en yakışıklı yılında dinlemeye başladığım grupların arasında özel bir yeri vardı Guns'N'Roses'in. Sweet Child O' Mine parçasını her duyduğumda ezberden eşlik ettim yıllarca. Yanlış hatırlamıyorsam İzmit'te konuk olduğum ilk radyo programında Guns'N'Roses'in hikâyesini anlatarak ilk medya tecrübelerimden birini yaşamıştım (Mecmua-i Çığlık yılları, bir gün anlatırım bilmeyenlere).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yeniden bir GNR albümüyle kulak kulağayayız. Önce &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Death Magnetic&lt;/span&gt; ile Metallica 1991'e geri dönüyoruz izlenimi vermişti, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Chinese Democracy&lt;/span&gt; bu izlenimi vurgulamış oldu. Dün akşam dostum Okay'ın mp3çalarından bilgisayarıma akan dosyaları dinliyorum hâlâ. İlk gaz geçtikten sonra, bu aralar sıklıkla denileceği gibi, ne eski GNR ile karşılaştırarak dinlenmeli bu albüm, ne de geçen 15 seneye ve harcanan milyonlarca dolara değmez diye düşünmeli. Olması hiç olmamasından daha iyidir, beklentiler ne kadar büyük olursa olsun, kulaklarımızda &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Chinese Democracy&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://g-ecx.images-amazon.com/images/G/01/ciu/46/91/d5dec0a398a02638bebcd110._AA240_.L.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 240px;" src="http://g-ecx.images-amazon.com/images/G/01/ciu/46/91/d5dec0a398a02638bebcd110._AA240_.L.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 sene boyunca bu albüm üzerinde çalışan her müzisyenin ve teknisyenin adları zikrediliyor albüm kitapçığında. Yer yer altı-yedi gitariste çıkıyor parçalarda çalanlar. Pek çok parça çok uzun zamandır internet sızıntıları ve konser dinletilerinden biliniyordu zaten. Brian May, Izzy Stradlin, Sebastian Bach gibi Axl evreninin kanıksanmış konukları da parçalarda yer alıyor. İki sene önce Kuruçeşme Arena'da yaşadığım nostaljik heyecanı bu albümü dinlerken de yaşıyorum, ama farkındayım ki bu parçalar başka, Axl aynı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki ileride daha detaylı bir analizini yazarım &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Chinese Democracy&lt;/span&gt;'nin. İlk heyecan sadece varlığıyla ilgiliydi. Yeniden 1991'e döndüysek, Life on Mars hesabı, o zaman üç sene sonra yeniden Mecmua-i Çığlık'la geri geleceğim demektir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-8925495344991576106?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/8925495344991576106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=8925495344991576106' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8925495344991576106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/8925495344991576106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/11/chinese-democracy.html' title='Chinese Democracy'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-3383180691287974193</id><published>2008-11-25T19:19:00.002+02:00</published><updated>2009-01-09T00:08:34.481+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Kum Koleksiyonu</title><content type='html'>Masanın üzerinde duruyor kitap. Italo Calvino yazmış, Kemal Atakay çevirmiş, YKY yayımlamış. Yazarının dilinde adı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Collezione di Sabbia&lt;/span&gt; imiş. Hemen başlarındaki bir nota göre, "Kum Koleksiyonu'nun ilk basımı (Ekim 1984)" tarihliymiş, bu baskı 2002 tarihli bir baskıdan çevrilmiş. Yayımlanma yılı 2008. Ne şanslıyız ki YKY'nin Calvino basma serüveni külliyata doğru. Bir yayınevinin bir yazarın külliyatını basma çabası belki de bir yayınevinin yapabileceği en doğru işlerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Didem Nur Güngören'in blogunun adı da &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kum Koleksiyonu&lt;/span&gt; imiş. Önce kendisinden öğrendim, sonra gittim baktım, gözlerimden de öğrendim. Calvino bağlantısını saklamıyor, ilk satırlarda deşifre ediyor. Hem niye saklasın ki? Sevdiğimiz insanlardan esinlenmek ya da (ç)almak, aslında gurur vericidir, utanç değil. Blogu detaylı inceleme, yazılarını okuma fırsatı bulamadan, hemen kendi bloguma kaçtım. Kaçmadan önce son baktığım Apartman Yazıları'ydı. Bir zamanlar birlikte, üç-beş kişi, çıkarmaya çabaladığımız, sonra da canımız çıkınca vazgeçtiğimiz bir dergi projesine katkılarını bu başlığın altında etiketlemiş Didem. Günün birinde ben de bu başlığı burada açabilirim belki. Yazdıklarımın nerelere savrulduğunu bir bilsem, gider kulaklarından tutarak getirirdim buraya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama önce buranın ne olduğunu, benim apartman dairem olup olamayacağını anlamam gerek. Yerleştikten sonra karar verenlerdenim ben, keşke öncekilerden olsaydım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-3383180691287974193?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/3383180691287974193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=3383180691287974193' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3383180691287974193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/3383180691287974193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/11/kum-koleksiyonu.html' title='Kum Koleksiyonu'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-996789480921450162</id><published>2008-11-22T14:26:00.003+02:00</published><updated>2009-01-09T00:08:34.481+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Lodos Fırtınası</title><content type='html'>Yok aslında aklımda somut bir mesele yazmak için. Bir oyuncağı deneyen çocuk gibiyim şu anda. Ahkâmımı sunabilmek için, kendi kendime oynadığım oyuna başkalarını da davet edebilmek için, sanırım prova alıyorum. Bir süre böyle gider bu. Eğer gerekli çabayı gösterirsem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denemelerle geçecek bir ömür. Sınavlar gerçek değil. Boşa atılan kulaçlar... Boşlukta atılan... Doğrudur, bazıları ömrünü yok yere laboratuvar faresi biçiminde yaşıyor. Ben hangi bazılarına dahil olduğumu bilmiyorum. Soruları çıkartabilirim ama cevaplarını hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğimi biliyorum. Emin olmanın gafletine düşmekten korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumanın hayatın amacı olması mümkün mü? Ben seçersem olur. Seçtiğimi niye seçtiğimi açıklamak zorunda değilim. Seçtiğimi seçmek zorunda değildim, ama seçtim işte. Bir başkası, seçtiğimin yanlış olduğunu iddia edebilir, ama bu, ancak, onun kendi bulunduğu yerden görebildiği kadarıyla yaptığı bir ahkâmdır. Ne o haklıdır, ne de ben; ama ben kendim için seçtiğimi kimseye karşı savunmak zorunda değilim. Dolayısıyla okumayı seçmişsem, hayatın amacı olarak, o hayatın amacıdır, diğer kişilerin amaçları o kişilerin amaçlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de, seçmiş olsam bile, derim ki hayat benim istediğimin ötesindedir. Ben ne kadar kendi isteklerim doğrultusunda ilerlemeye çalışırsam çalışayım, bir de başkalarının tek tek ve toplam olarak oluşturduğu bir kısmı daha var hayatın ve o kısımdır işte benim istediğimin ötesinde olan. Eğer hayat ben olsaydım sadece, işte o zaman hayatın amacı okumak olabilirdi, ama ben değilim sadece hayat. Yine de benim hayatımın amacı okumak olabilir. Benim amacım kimseyi ilgilendirmez, benden başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerden, gelişine... Zihnin içinde ifade ararken, lodos fırtınasında bunlar uçuştu, denerken. Denemeye devam etmeli, belki de deneme yoğunluğunu artırmalı. Cümlelerin içinde bulunduğu saklambaç halleri yorucu olabiliyor. Bu cümlelerden okuduğunuzu anlamayın lütfen. Yanlış oldu, bu cümlelere illa ki bir anlam çıkarmak için yaklaşmayın lütfen. Elzem değil okumak bunları, size pratikte katacağı şey de, muhtemelen hiçbir şey. Bu nedenle, bırakın rüzgâr geçip gitsin üzerinizden, daha şiddetlenmiş değilken.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-996789480921450162?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/996789480921450162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=996789480921450162' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/996789480921450162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/996789480921450162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2008/11/lodos-frtnas.html' title='Lodos Fırtınası'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3179061270351051570.post-6607862756218281636</id><published>2007-03-11T21:30:00.001+02:00</published><updated>2009-01-09T00:08:34.481+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir nevi günce'/><title type='text'>Deniyorum...</title><content type='html'>&lt;!-- the drop cap --&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="margin-right:2px;margin-top:4px;float:left;color:black;background:white;border:2px solid white;font-size:60px;line-height:40px;padding-top:2px;padding-right:4px;font-family:times;"&gt;N&lt;/span&gt;e yazarsam yazayım, saçma olacaktır. Böyle hissediyorum, yapabileceğim bir şey yok.Başlangıçları bir türlü sevemedim. İyi de, başlamadan devam edilemiyor. Bu nedenle başlamak zorundayım, doğru ya da yanlış, seveyim ya da sevmeyeyim. &lt;div style="clear:both;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yazmanın biçimi, anlamı, işlevleri, yarattıkları değişti, değişiyor. 21. yüzyıldayız. Bu yüzyıl ilginç ama yeknesak olacak. Herkes okur-yazar-izlerleşiyor, yazının demokratik çağındayız. 20. yüzyıl, bir başlangıçtı, yazının demokratikleşmesi açısından; hele sonları... Teknoloji en radikal açılımları iletişim alanında yapmış gözüküyor, söz konusu demokratikleşmeyse. Artık, temel bir teknolojik yatırımı yapabilen ya da bu yatırımlara ulaşabilen herhangi birisi, herhangi bir amaçla, mesajını yayabiliyor dünyaya. Geçen yüzyılın gıpta ettiğim durumu, bu demokratikleşmenin henüz kontrol edilememesiydi. Bugün, bu konuda mücadele var; şirketlerin ve devletlerin ideolojik aygıtları, yaptırım güçleri bu demokratikleşmeyi hizaya getirebilir; ama her geçen gün daha da yayılan bir yazma/yayma arzusu insanları ele geçirdikçe, çoğalma devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir blog başlatmak istiyor muydum? Çekinerek, evet. Bir bakıma, kendi adamdan, başka adalara yayın yapma imkânı sağlayacak, şu blog. Bir yapı kurup, bir tasarı doğrultusunda metin yazmak istemiştim ilk karşılaştığımda bu imkânla, sonra hayatın hırgürüne kapıldım, tek başıma tasarıların altından kalkamadım. Bu nedenle, sadece deniyorum diyerek ilk adımı atmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Net-yazınının bir özelliği, metinlerin ömürlerinin çoğu zaman kısa ve kısıtlı olması. Kimi zamansa, sonsuz sayıda kopyalanıp dağılarak, yaygın bir yaşam alanına sahip oluyorlar. Neyin ne olacağını henüz bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odalarımızda, gizli gizli yazdığımız, kimseye okutmadığımız günceler, pek çoğumuz için yerlerini gösteri biçimindeki net-yazınına bıraktı. Orada ve burada, sözlüklerde ve forumlarda, sohbet odalarında ve blog günlüklerinde, paylaşım alanlarında ve elektronik yayınlarda sözümüzü, yazımızı ve görüntümüzü üretip, paylaşıma açıyoruz. Bu mecrayı kullanan kişiler olarak, kısa zamanda kendimizi birer metin yazarına, haberciye, grafikere ve yönetmene çevirebiliyoruz. Medya tarihindeki en demokratik çağda, kimi zaman korsanlık yapmak durumunda da kalabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetkeyi, erki ellerinde tutanlar, belli bir kast sistemi oluşturmuşlardır. Bu kast sisteminin, seçkinlerin arasına girmek zordur, mücadele gerektirir ve pek çok durumda öncekiler, sonrakilerin kendi yerlerine zamanından önce yaklaşmalarını önlemek için herşeyi yapabilme ihtirasına sahiptirler. Biz çoğunlukla sonradan gelenizdir, önceden var olsaydık, böylesine çocuksu çabalara girişmez, yaygın olanı yapardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politika söylemi olan metinler denemeyeceğim burada, bunu biliyorum. Başlangıcın öyle koktuğuna bakmamalı, başlangıcı çok fazla bulamaç haline getireceğimi biliyordum. Neyi deneyeceğimi, sonrasında da neyi başarıp, neyi sürdüreceğimi bilemiyorum. &lt;em&gt;Free Bird &lt;/em&gt;dinliyorum ve serbestçe uçuyorum ben de... Burada mantıklı dizgeleri, yerli yerindelikleri bırakmak istiyorum, nedense.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çoğumuzun yaptığını yapacağım ve net-yazın çöplüğündeki bilinç dökümlerine, gösteri metinlerine, saçmalıklara bir katkıda bulunacağım, bu denemeyle birlikte. Parçalanmaya başlıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3179061270351051570-6607862756218281636?l=okurmusunuz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/feeds/6607862756218281636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3179061270351051570&amp;postID=6607862756218281636' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6607862756218281636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3179061270351051570/posts/default/6607862756218281636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okurmusunuz.blogspot.com/2007/03/deniyorum.html' title='Deniyorum...'/><author><name>Mert Tanaydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01960996882978601396</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_FVokEg1a37I/StN5NNA6o4I/AAAAAAAAACA/FzWpKEs9fXI/S220/Mert2009.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
